KAHVE MOLASI

ABONE FORMU

ABONE OL
ABONELiKTEN AYRIL
HTML TEXT
kmarsiv.com
Arşivimiz
Yazarlarımız


FORUM ALANI

Sohbet Odası
E-Kart Servisi
Sizden Yorumlar
İletişim
Reklam
Gizlilik İlkeleri

Kim Bu Editor?
467254


Kahveci Soruyor?


Mynet Arkadaşım


HiÇBiRYERDE - IN NOWHERE LAND

 16 Ekim 2002 - Sokaklar Panayır Yeri


Merhaba kahveciler,

Eskiler kadar olmasa da oldukça şenlikli kampanyalar yaşıyoruz. Sokaklar naylon torba bayraklardan geçilmiyor. Tüm partiler aralarında bir centilmenlik anlaşması varmışcasına birbirlerine dokunmadan bayraklarını sokağın bir başından diğer başına kadar asıyor. Benim ofis olarak adlandırdığım mekanım Dikilitaş'ın ortalarına düşüyor. Kampanya curcunasından nasibini bolca alan bölgelerden birindeyim. Naylon torbadan gökyüzünü görmek mümkün değil. Arada kopan iplerden yerlere savrulan torba bayraklar, mahalle çocuklarının en yeni eğlencesi. Hafif yağmur atıştırırken evlerine dönen çocukların kafasında birer torba bayrak, hem yağmurdan korunuyorlar hem de muhteşem bir koalisyon görüntüsü sergiliyorlar. Herbirinde ayrı renk torba. Birinin kafasında ampul, diğerinde bal arısı, bir başkasının kafasında 6 ok, olmuş kızılderili reisi, birininde başına güvercin yuva yapmış. Komik olduklarının farkındalar. Millet kaldırımdan laf atıyor "İşte milli koalisyon, helal size bakan yavruları".

İçerisi dumandan göz gözü görmeyince, soğuk moğuk dinlemedim açtım pencereyi sonuna kadar. Aman o da ne "Dağ başını duman almış...." "Yine de şahlanıyor aman..." bangır bangır bağırıyor minibüslerin üzerindeki hoparlörler. Olabildiğince yavaş tırmandılar yokuşu, bir zaman sonrada ses uzaklarda kaldı. Aaa kulak kabarttım bir piyanist şantör "Pazara kadar değil, mezara kadar..." diye çalıp söylemekte. Önce teyp falan sandım ama ses bayağı güçlü ve de canlı canlı geliyor. Meraktan dayanamadım çıktım sokağa. Köşe başında 50 metrekarelik bir kahve var. Günün her saati doludur. Maç olduğunda cam çerçeve iner aşağı, öylesine rağbet gören bir yerdir. Dip tarafa koymuşlar bir org, başında bir yağız delikanlı, siyah takım elbiseler içinde gülücükler dağıtarak çalıp söylüyor. Adam söylüyor ama eller havada, org otomatik pilotta kendi kendine raks ediyor. Orgun hemen önünde bir özel masa hazırlanmış, 3 takım elbiseli zat-ı muhterem fasıl heyeti gibi dizilmişler. Biri elinde birşey sallıyor, önce tef sandım, meğer bayrakmış. Kapı girişinde de 20-30 kadar parti sempatizanı kah el çırparak, kah slogan atarak şarkıya eşlik ediyorlar. Mahalle halkı da kapı önünde konseri dinliyorlar iyi mi? Eee olacağına bakın. Uzan-an elin kampanyalarından feyz alan diğer parti mensupları da karınca kararınca, keselerine uygun konser düzenliyorlar işte. Tutup İbo'yu sahneye çıkartacak halleri yok ya. Hem İbo o sıralar Gayrettepe'de inkar etmekle meşgul, istesede gelemez. 5-10 dakika kaldım, baktım yağmur damlaları ensemden içeri giriyor, bende kaçtım tekrar içeri. Konser 1 saat kadar sürdü. Sonra takımlar toplandı, aşağı mahalledeki kahveye yollandı fasıl heyeti. Her köşe başında şenlik var, kaçırmayın ha!

.........

Birini 32, diğerini 28 yıl önce tanıdım. Eskiden tanıdığımı 28 yıl aradan sonra yeniden buldum. Öbürü zaten hep buralardaydı. Birbirlerinden haberi olmayan bu iki insan "Kahve Molası"nda tanıştılar, kaynaştılar. 3-5 derken hergün epostalaşır oldular. Arada çöpçatan beni gördüklerinden, bazı mesajları bana da okuttular. Birbirini hiç görmeden dost olabilen bu iki insan birbirlerine yazdıkları mektupları arada sırada sizlerle paylaşmaya karar verdiler. Hariçten gazel okuyan Nuray'la, bahçıvanımız Ahmet'in mektupları bunlar. Aşağıda Ahmet'in Nuray'a seslenişini okuyacaksınız. Nuray bunun altında kalmayacaktır eminim. Birkaç kelam da o söylediğinde gene kahvemize katık ederiz merak etmeyin.

Bir kahvecinin önerisi daha doğrusu arzusu var. Der ki, bir Kahve Molası grubu oluşturalım, bizlerde birbirimizle haberleşelim. Bana yazmayan oraya ne yazacak diye düşünmedim değil ama gene de fikir fikirdir. Bu konuda birşeyler söylemek isteyenlerin görüşlerini bekliyeceğim. Eğer 110 imza bulursanız, meclisi olağanüstü toplantıya çağırır, sizler için bir grup kurarım. Ama beni ihmal ettiğinizi görürsem de o grubu fesheder erken seçime giderim bilmemiş olmayın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur

Tanju Akdeniz

 Misafir Odası : Tanju Akdeniz

   Her Şeyi Bilmek

"Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir. Bir kerecik de olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder."
Galileo


Kitapçı rafları arasında dolaşırken bir kitap ilişti gözüme: "Lüzumsuz Bilgiler Ansiklopedisi-1". Şöyle bir karıştırdım sayfalarını. Paslanmaz çelik niçin paslanmaz?; Floresan lambalar niçin daha ekonomiktir?; Gökyüzü neden mavidir?; Fotoğrafta gözler niçin kırmızı çıkar?; Atletler niçin saat yönünün tersine koşar?; Elma kesilince niçin kararır? ve daha bir çokları...

Yazarın lüzumsuz olarak nitelediği bilgilerin neredeyse tamamını bildiğimi fark ettim birden. Çok şey bilmenin verdiği bir tür gurur ile gereksizlik arasında karmaşık duygular yükseldi içimde. Sonra aklım ve mantığım işe el attı:
- Bu bilgilerin lüzumsuz olduğu ne malum? Hiç de lüzumsuz değiller. Hatta ziyadesiyle faydalı ve gerekli oldukları bile söylenebilir.

Duygularımın pes etmeye niyeti yoktu besbelli. Ters mantığı soktu devreye:
- Gözlerin kırmızı çıkmasının nedenleri fotoğraf makinesi üreticileri için çok değerli bir bilgi olabilir elbette ama bu bilgiye sahip olmanın sana bir yararı yok!
- Hangi bilginin ne zaman işe yarayacağını asla bilemezsin!
- Bu söylediğin "herşeyi bilmek gereklidir" ile aynı şey.
- Herşeyi değil belki ama bazılarını bilmek gerekir.
- Giderek batıyorsun. Nasıl seçeceğiz o bazılarını?

Bu anda Galileo'nun yukarıya aldığım sözlerini anımsadım. Ona bu cümleleri sarfettiren ne olabilirdi? Eve döndüğümde ilk işim Galileo ile ilgili ne var ne yoksa indirmek oldu raflardan. Dişe dokunur bir şey bulamadım. Evdeki mütevazı kitaplığımda bu sorunun yanıtı yok gibiydi. Kilisenin kendisini anlamayışına bir neden arıyor olmalıydı. Bu arada Aristo ve onun gibi düşünenlere giydirmekten de geri durmuyordu. Galileo'ya bir başka yazıda değinmek üzere 'her şeyi bilme' konusuna dönmek istiyorum. Bilgi çağında her şeyi bilmek hiçbir zaman olmadığı kadar işe yararmış gibi görünüyor. Çağımız bilgi çağı. Öyleyse en çok bilen en kazançlı. Bilinebileceklerin birkaç rafı dolduracak büyüklükte bir ansiklopediye sığdırılabildiği dönemlerde bu stratejinin işe yaradığı sayısız örnekle gösterilebilir. Peki ya günümüzde? Bilgi denen şey ne ansiklopedilere, ne kütüphanelere ne de süper bilgisayarların hafızalarına sığamayacak kadar çoğaldığı günümüzde ne yapacağız? Sayılı beyin hücrelerimizi neredeyse sonsuz denebilecek büyüklükteki bilgilerden hangileriyle dolduracağız?

Katlanarak artan bilgi birikimi nedeniyle giderek daha az şey bilir hale geliyoruz. En basit kararların bile çok sayıda uzman görüşüne gereksinim duyduğu günümüzde neye bakıp karar vereceğiz? Nasıl hesaplayacağız risklerimizi?

Karar Destek Sistemleri kavramının 20. yüzyılda bulunmasına şaşmamak gerek. Yol bilgisayarı olmayan bir arabayla birkaç yüz metre bile gidemeyeceğimiz günler çok uzak değil.

Nasıl ki bilmek eyleme geçmeyi kolaylaştırıyorsa; bilmemek de kararsızlığa ve eylemsizliğe itiyor bizleri. Bilgi çağının yerini 'eylemsizlik' çağına bırakması kaçınılmaz gibi görünüyor. Ya da 'bilgiye karşı gelme'.

Galileo'yu ölüme gönderenleri daha iyi anlar gibiyim...

Tanju Akdeniz

 Milenyumun Mandalı : Sait Haşmetoğlu


Milenyumun Mandalı

B i r i n c i   B ö l ü m :

Bir Hareket Noktası Olarak Milenyum

Webisot: 1 / GİRİŞ

Kendimi kafesinde sinirli hareketlerle hiç durmadan ileri geri dolanan bir kaplan gibi hissediyorum... Bu zamanda, bu koşullar altında bundan çok farklı bir konumda olmam gerektiği düşüncesi beynimi kemiriyor; fakat benin tam olarak neyin rahatsız ettiğini, yanlış ve aykırı olan şeyin ne olduğunu bilemiyorum...

Ne yapmaya, nereye gitmeye, neyle oyalanıp hoşça vakit geçirmeye kalksam aklım benimle gelmek yerine "Dur bir Dakika... şu anda yapman gereken gerçekten bu mu?" dercesine diğer olasılıklarda takılıp kalıyor...

Daniel Quinn'in "İsmail" adlı romanından alınan şu satırlar benim halimi yansıtıyor adeta...

"Hayvanların tamamen hapsedildiği bu tür yerlerde onlar vahşi doğadaki kuzenlerinden her zaman daha düşüncelidirler.Bunun nedeni içlerinde en sığ olanın bile bu hayat tarzında çok yanlış bir şeyin olduğunu sezmeden edememesidir. Dah düşüncelidirler derken muhakeme gücüne sahip olduklarını kastetmiyorum. Fakat yine de kafesinde çılgınca gezinen kaplan bir insanın kesinlikle bir düşünce olarak tanımlayacağı bir şeyle meşguldür. Ve bu düşünce bir sorudur: Neden? neden, neden, neden, neden, neden?

Kaplan kafesinin parmaklıkları arkasında sonu hiç gelmeyen yolunu yürürken her saat, her gün, her yıl bu soruyu kendisine sorar. Soruyu analiz edip üzerinde durarak ayrıntılara inemez. Eğer bir şekilde 'ne neden?' diye sorabilseydin, sana yanıt veremezdi. Buna karşın bu soru, beyninde söndürülemez bir alev gibi, iç dağlayan bir acı vererek yanar ve bu durum hayvanat bahçesi bakıcılarının 'geri dönüşü olmayan biçimde yaşamı inkar etme' olarak tanımladıkları nihai uyuşukluk haline girinceye kadar da yok olmaz. Ve tabii ki bu sorgulama, hiçbir kaplanın doğal ortamında yaptığı bir şey değildir."


İşte ben de böyle içimi kemiren bir terslik hissi ile alt üst olmuş durumdayım. Neyin ters olduğu konusunda mesleğim, işim, mali durumum, eşim ve çocuklarım, akrabalarım ile ilgili pek çok ayrıntı geçiyor aklımdan; ama çektiğim acıya bakarak bu saydıklarımın tamamındaki sorunları gidermiş olsam bile huzura eremeyeğimi, zira tüm bunların çok yüzeyde kaldığını; esas yüzleşmem gereken şeyin çok daha derinlerde bulunduğunu sezmekteyim... Adeta tek gidiş biletiyle yanlışlıkla çılgınca bir yere, örneğin Sahra Çölünde yaşayan bir Arap Kabilesinin yanına gidivermişim de bu delice yolculuğu geriye çevirmek için çareler arıyorum sanki... Bedenim her gün yiyecek ve su peşinde koşarak hayatta kalma mücadelesi verirken zihnim ve ruhum bu koşuşturmadan habersizmişcesine içine kapanmış, sahip olmadığım o geriye dönüş imkanını bizzat yaratmak üzere benim kontrolümün dışında kalan derin bir faaliyet içinde gibi... "Bana neler aykırı geliyor" sorusunun akla gelen ilk cevaplarını parça bölük de olsa anlatmaya çalışmak galiba yapılabileceklerin en iyisi olacak... Belki de bu şekilde beni neyin huzura kavuşturabileceğini de biraz olsun tanımlayabilir ve onu elde etmenin yollarını aramaya koyulabilirim. İlk olarak içinde bulunduğumuz yeni Milenyumun gerektirdiği ölçüde kalkınmış, gelişmiş ve yeterince yüksek standartlara erişmiş bir yaşam düzeyine sahip olmadığımız için hayıflandığımı anlatmalıyım sanırım. Bu yüzyılda bu halde olmamalıydık diye içim içimi kemirip duruyor... Beni harekete geçiren şeylerin başında Milenyum geliyor.

http://www.kmarsiv.com/xfiles/mandal_2.asp

Devamı var

Ahmet Altan

 Marangoz, Bahçıvan ve de Kahveci : Ahmet Altan


   Pek muhterem Nuray hanımbey..

Aziz dostum,
Ne zamandır bu yazıyı yazmayı planlamaktaydım. Ne var ki, bir türlü, gönlümde açtırmış olduğunuz bahar çiçeklerini tasvir etmekte, nasıl da yetersiz kalacağımı düşünmekten, cesaret edememiştim..Aynen, sizin bana yazmış olduğunuz ve sitemiz sayfalarında da yayınlanmış olan mektubunuzda dediğiniz gibi, her yazdığınızla her seferinde bardağı taşırdınız ve ben artık, neredeyse bir mecburiyet olmuş olan bu mektubu herkesle paylaşabilmek istedim..

Aslında size hemen her gün yazmaktayım, bu nedenle sanırım oldukça yeterli fikir sahibisinizdir zaten, şahsımla ilgili.. Bu nedenle, sizin ne kadar özel, ne kadar değerli, ne kadar sevgi dolu ve her türlü olumsuzluktan arınmış, erdemli bir insan olduğunuzu düşündüğüm gibi konulara girmeyeceğim.

Bu mektubumda, asıl altını çizmek istediğim şey, bence tüm Kahve Molası okurlarını, ve hatta tüm insanlığı ilgilendirdiğini varsaydığım şey, insanın doğal olarak sahip olup, büyüdükce, tıpkı koku alma duygusu gibi zayıflayan, sevgi dolu, sımsıcak insanları cımbızla çeker gibi çekip buluverme yeteneği...

Hep demişimdir, bu Kahve Molası, içten ve gerçek dostluklar kurabilmemize yardımcı oldu. Öylesine muhteşem ki bu, anlatabilmek zor belki.. Ama anlayabilmek hiç de zor değil.. Tüm yapmak gereken, açık olmak ve olaylarla insanlara sevgi, hoşgörü penceresinden bakabilmek.. İşte o zaman, bir de bakıveriyorsun ki, zaman, mekan ilişkileri yok oluveriyor.. Yoksa, nasıl olurdu da ben yepyeni ve yaptaze, koskoca bir gönül dostu kazandım diye böbürlenebilirdim ki... Bazen insanlar anlamıyorlar.. Onlara diyorum ki 'İşte bu.... Nuray.... benim en iyi dostlarımdan, arkadaşlarımdan biridir.. ' Soruyorlar, nereden ve ne zaman tanıdın diye..Diyorum ki, bir internet sitesinden, iki üç hafta önce! O zaman da, ciddiye almıyorlar benim dediklerimi.. Ne dersiniz Nuray hanımbeyciğim, gönül gözüyle mi bakamıyorlar acaba?

Anlattığım tüm insanlar değil tabii bu tepkiyi verenler.. bazıları 'olabilir tabii, herşey mümkün hayatta..' diyorlar.. Ve anlamanın ve bu karşılaşmanın mucizeviliğinin doğurduğu parıltıyı görüyorum gözlerinde.. Benim şanslı olduğumu düşündüklerini ifade ediyor bakışları.

Uzaktan uzağa, nasıl bir algılama yeteneğidir bu, frekansları farkedebilmek.. bunu anlayabiliyor musunuz Nuray hanımbeyciğim? Nasıl bir yetenektir? Nereden kaynaklanır? Hem, bir de, aynı cinsten iki insanın bu kadar iyi dostluk kurabilmeleri de mümkün müdür? Evet, mümkündür aslında, geçmişimizi kurcalayınca görebiliyoruz.. Sizinle dostluğumuzun, tabii, şöyle bir avantajı var, hani bize çocukken almışlardı, hani kırmızı, hani kapıları ve kaputu, hatta belki bagajı bile açılıyordu, küçük, ama çok kıymetli bir araba... İşte onun gibi.. Her dakika elimde tutup, parlatıp, gelene geçene göstermek ve övünmek istiyorum.. 'Baakk arabama...' demek istiyorum.. Kim onun alelade olduğunu söyleyebilir, kim beğenmemezlik edebilir ki? Öyle düşünseler bile mesela.. benim için ne değişir ki...Benim kırmızı küçük arabam.. en güzeli.. Arkadaşlığa, gönül dostluğuna, içtenliğe, sevgiye, birikime ve değer verdiğim başka nice şeylere inancımı, perçinlediniz üstadım..

Uzakları yakın eden, soğuk havadan içeri girip de elleri ısıtırcasına sobadan, içimi ısıtan kardeşliğiniz ve dostluğunuz için, yürekten teşekkürlerimi kabul buyrun lütfen..

Benim 43 yaşımda aldığım en değerli hediyem... Nuray Hanımbeyim...

Bir selam da editör'e yollayalım madem.. Bizleri bir araya toplayabilme başarısını ve gayretini gösterdi, ve tüm 'Kahve Molası' camiasını bir sevgi şemsiyesi altında buluşturdu diye..

Ahmet hanım..

aaltan@superonline.com

 Hangi Hastalığa Hangi Yiyecekler


Doğa bir eczane gibidir! Tahıl, sebze ya da meyvelerde bulunan çeşitli maddeler, vitaminler;depresyondan tansiyona birçok hastalığa iyi gelir. Urfa'nın acı pul biberinin cilde yararlı, teni güzelleştiren maddeler içerdiğini, İlaçta aspirin neyse, yiyecekler içinde elmanın da o, olduğunu söyleyen Londra Üniversitesi uzmanlarının hazırladığı doğal savaş programında hangi hastalığa karşı neler yemeniz gerektiği anlatılıyor.

GRİP
Satsuma: (Küçük portakal) İçerdiği folik asit ve C vitamini sayesinde öksürüğü ve kanlı tükürükleri keser. Ayrıca kan pıhtılaşmasına karşı en etkin doğal yiyecek olduğu için ileri yaşlarda felç ya da kalp krizi riskini de azaltır.

Tarçın: Yemeklere girmiş olabilecek E-coli bakterisinin vücutta yayılmasını engeller. Mideyi düzene sokar. Kusmayı engeller. Hatta bal ya da limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmaları keser.

Hardal: İçindeki singrin maddesi, midenin gaz çıkarmasına yardımcı olur. Sindirim sistemini düzenler, mide ağrılarını giderir. En fazla bir çay kaşığı alınmalıdır.

Nane: İçerdiği mentol, midenin normalleşmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Nane çayı, baş ağrısı, grip, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir.

DEPRESYON
Avokado: Sindirimi çok rahat olan bu meyvayı özellikle yeni doğmuş bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ederiz. İçerdiği E vitamini kalbe iyi gelir, yüksek potasyum da dinç tutar ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rahatlığı üzerinden atar. Vücudun kolesterol oranını ayarlar. Teninizin sürekli hücre yenilemesine neden olur. (Zayıflamak isteyenler dikkat: Yağ oranı bir çikolata kadar yüksek olan avokadoyu yememenizi öneririz.)

Çikolata: Sütlü çikolataları tercih edin. Çünkü içerdiği kakao yağı, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psikolojik rahatlık sağlamasına yardımcı olur. Migreni olanlar çikolatadan uzak durmalıdır. İstiridye: İçindeki demir, sperm sayısını ve insanın seks gücünü artırır. A, B12 ve C vitaminleri içerir. Beyin için en faydalı yiyecek olan istiridye, enerji verir. (Dikkat: Kolesterol oranı birçok balığın iki katıdır.)

Patates: Orta boy bir patates,bir insanın bir gün içinde alması gereken C vitaminini içerir. Beyindeki serotonin adlı kimyasal maddenin kendisini yenilemesini sağlar.

İDRAR YOLLARI
Nane: İdrar söktürücü özelliğe sahiptir. İçerdiği mentol, midenin normal işlevini görmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Sabahları mide bulantısını keser. Nane çayı, baş ağrısı, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir. Ancak nane çayını aç karnına değil, tok karnına içiniz.

Elma: İçindeki C vitamini ve pektin oldukça faydalıdır. Kolesterolü düşürür, sindirim sistemini düzenler ve idrar ve hacet yollarındaki sorunları giderir.

Kepekli ekmek: B3 vitamini, demir, potasyum ve folik asit içerir. Çok fazlası idrar yollarına zarar verirken, günde 2 dilim yemek iyi gelir.

Devamı var...

 Tadımlık Şiirler


O DURU ÇOCUK BİR MASAL BELKİ

o duru çocuksu alnın ölüme yüz sürmez
sır vermez bir gülüşle kıvrılır dudağın
inanma, karanlık geceleri süslemez güzel düşler
bir kent karartılmış mevsimleri yaşarken.

karartılmış mevsimleri yaşarken
bir yıldız kaysa biri ölürmüş hani
kaç yıldız kaydı bir bilsen
morartılmış gecelerde düşler kurarken

morartılmış düşler kurarken, otursana
yüzüne dallarının nakışı düşsün.
hep akasyalarla vardı o çocuk, sensiz
şarkılarda unutulmuş bir masal.
bir masal belki, sevdası terkisinde
atını değiştirmiş bir süvariyle giderken.

o süvariyle giderken hiç acı duyar mısın
bir yıldız kaysa ya da düşmese, ölümler
beklemiyor artık, bir bıçak saplanmış
gibi yüreğinde, her gün her gece.

her gün her gece acılıyım, söylemiştim
o duru çocuk alnına sürmez ölümü
ne karartılmış mevsimlerde
ne morartılmış gecelerde.

sürerse sözüm sürer, masal mı o çocuk şimdi.

TUĞRUL ASİ BALKAR

..........<>..........

AŞKA BENZER

Aşka benzer bir duygu uyanmaya görsün içimde
Dağılır gider kaygılarımın bulutu
Gözümde aranır tazelenir mavi
Kulaklarımda eski yolculuklardan bir uğultu
Dönüverir şöyle bir dünya, kayar yerinden ağaç
Sudaki çağrı ne havada bu ne koku böyle
Görünce alışkanlıkların tükendiği dostlukların da
Çıkıverdiğini çevremin ortaya bir başka kılıkla
Bir karıncalanmadır duyarım ayaklarımda
Elden geçirilmiş direkleri, yelkeni yeni
Yosunu alınmış tekneler de böyle olur olursa
Çaresiz, artık kimse tutamaz beni
Evimmiş, işimmiş kentimmiş anlamam
Eşyasını dağıtıp yola düşen kişi örneği
Basar giderim bir bilinmedik yere doğru
Budur derim ne de olsa bu işin gereği
Bundan sonra bana artık yol görünsün
İster bir yeşil ağaçlık arasında
Bir toprak, ister susuzluktan çatlamış kıraç
Yüreği ışımışsa bir kez ne der görüntü adama
Yoldayım ya gene de gelmez aklıma
Bu deli tutku düşüme tez ulaşmak için mi
Belki de ereğim başka, bir güzel kaçmak
Neyin nesi bu olan biten bilmem ki
Gözümde arınır tazelenir mavi
Kulaklarımda eski yolculuklardan bir uğultu
Aşka benzer bir duygu uyanmaya görsün içimde
Dağılır gider tüm törelerin bulutu.

Sabahattin Kudret Aksal

 Biraz Gülümseyin


Konuşan Kurbağa
Bir C++ programcısı, kafasında son projenin detaylarıyla boğuşurken bir sesle irkilir, "Hey, genç adam lütfen beni kurtar!" programcı telaşla etrafına bakındığında sesin yerde duran bir kurbağadan geldiğini anlar ve çok şaşırır! Kurbağayı eline alır ve kurbağa tekrar konuşmaya başlar,
"Teşekkür ederim.Ben aslında güzel bir prensesim. Bir büyüyle beni kurbağa haline getirdiler. Eğer sen beni öpersen tekrar eski güzel halime dönebilirim"

Programcı,
"Vay canına" der ve kurbağa elinde olduğu halde yoluna devam eder.

Kurbağa,
"Bak, anlamadın herhalde.Lütfen beni öp ve tekrar bir prenses olayım. Sana ne istersen veririm anlıyormusun? NE İSTERSEN!"

Programcı heyecanla yoluna devam eder. Kurbağa,
"LÜTFEEN! beni öp ve eski halime döneyim! sana bir erkeğin isteyebileceği EN ZEVKLİ ŞEYİ vereceğim! hem de bir yıl boyunca!".

Programcı omuzlarını silker,
"Ben bir programcıyım bebeğim.Bir kıza ayıracak zamanım yok. Ama konuşan bir kurbağa yeterince ilginç!"

 İşe Yarar Kısayollar - Şef garson: Akın Ceylan


http://www.uglypeople.com/
Osama Bin Laden, Ugly person of the year başlıkları ilgimi çektiği için listeme dahil ettiğim bu sayfadaki resimleri yayınlanan insanlar..... Yorumu sizlere bırakıyorum. ''Nobody is perfect''

http://www.geocities.com/yimacjb/nereli.htm
Radyo dinlerken duyduğunuz bir parçayla kaderinize küser ağlamaklı olur, ondan sonraki parçayı duyar kalkar fıkır fıkır oynarsınız... Türk olmak cesaret ister.

http://www.dejenere.com/luzumsuz/luzumsuz.html
Niçin erkeklerin düğmeleri sağda, kadınların ise soldadır? Matemde bayraklar niçin yarıya indirilir? Askeri üniformalar niçin haki renktedir? Erkekler niçin kravat takar? 13 sayısı niçin uğursuzdur? Nazar değmesi nasıl oluyor?.. Lüzumsuz bilgiler ansiklopedisi.

http://www.komikgazete.com/
İSTANBUL’DAKİ Mutluluk Araştırma ve Uygulama Merkezi ‘Nasıl mutlu olunur?’ dersi öğretiliyor. Felsefe, beden eğitimi ve terapiyle yaklaşık 100 kişiye, dünyaya karşı "sürekli keyifli tavır" takınabilmenin incelikleri anlatılıyor. Derslere katılmanın bedeli ise sadece 10 milyon lira.

 Damak tadınıza uygun kahveler


SpiderMonki v1.0 [688k] W9x/2k FREE
http://www.mywebattack.com/gnomeapp.php?id=105439
Program güzel bir download düzenleyici. Verdiğiniz adreste, sizin belirlediğiniz kriterlere uygun ne var ne yok download ediyor. Ondan sonra da ne yapacağınıza kendiniz karar veriyorsunuz.

dBpowerAMP Music Converter Release 9a [1.50MB] Windows FREE
http://www.dbpoweramp.com/bin/dMC-r9.exe
MP3 tutkunları için olmazsa olmaz bir çevirici. Her cins dosyayı bir başka ses formatına dönüştürüyor. CD den track i seçiyor, farenizin sağ tuşunda çıkan menüden hızla yeni MP3 ünüzü yaratıyorsunuz. Kullanın bayılacaksınız. Değişik formatlar için Codec Central i ziyaret etmenizi ve istediğiniz codecleri indirmenizi özellikle öneririm.
http://kmarsiv.com/sayilar/20021016.asp 16 Ekim 2002 - ©2002-kmarsiv.com
istanbullife.com