KAHVE MOLASI
ISSN: 1303-8923
ABONE FORMU

ABONE OL
ABONELiKTEN AYRIL
HTML TEXT
Arkadaşlarınıza önermek ister misiniz?

 SON BASKI
 Ana Sayfa
 Arşivimiz
 Yazarlarımız
 Manilerimiz
 Forum Alanı
 İletişim Platformu
 Sohbet Odası
 E-Kart Servisi
 Sizden Yorumlar
 Kütüphane
 Kahverengi Sayfalar
 FİNCAN/SİPARİŞ
 Medya
 İletişim
 Reklam
 Gizlilik İlkeleri
 Kim Bu Editör?






Kahveci Soruyor?



KAHVERENGİ SAYFALAR



KAPI KOMŞULARIMIZ

Üç Nokta Anlam Platformu


İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı Etkinlikleri
Yazılan, Okunan, Kopyalanan, İletilen, Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yıl: 3 Sayı: 549

 19 Temmuz 2004 - Fincanın İçindekiler

 Editör'den : Fikir ve zikir meselesi!...


Merhabalar,

Haftasonu Derviş'in fikri ve zikriyle çalkanıyordu. Her gazete kendine göre yorumlar yaparak konuya açıklık getirmeye çalışıyordu. Sıradan bir okuyucu olarak beyin kıvrımlarımın arası toz duman doldu diyebilirim. Ben bir konuyu anlamakta güçlük çekiyorum. Saygıdeğer insan Derviş babamız memleketimize süpermen olarak çağrıldığında, ne olduğu, ne düşündüğü, kimlere hizmet ettiği, kimin ekmeğini yediği konusunda şüphelerimiz mi vardı? Hayır, biliyorduk ve düştüğümüz IMF girdabından bizi çıkarsa çıkarsa onların içinden biri çıkarır deyip, eh bir de dilimizi konuşandır, halden anlar diyerek adamı dağdan aşırıp, yoldan uçurup getirdik. O anda içinde bulunduğu kurum da hiç zorluk çıkarmadı doğrusu. Aksine "Yürrrüü" diye sırtına vurmuş olmalılar ki koştura koştura geldi. Kimileri için ikinci bir Atatürk (haşaaa), kimileri için de ne idüğü belirsiz eski bir devrimci idi. Ehhh denize düşenin yılana sarıldığı gibi Derviş'e sarılan borsamız, çarşımız bir rahatlama da yaşadı, şimdi adamın hakkını verelim. Amma gün gelip sıra taşın altına el koymaya geldi mi Derviş'i kodunsa bulasın. Sırra kadem bastı adam. Arada bir cee deyip el sallamasa unutulup gidecekti. Kapris uğruna erkene alınan seçimler öncesi, seçime girecek mi, girecekse hangisinden girecek, parti kuracak mı, yoksa olan birine başkan mı olacak diye sallanıp yuvarlanırken o her akıllı millet çocuğunun yaptığı gibi sesi soluğu çıkmayan bir vekil olup bal tutan parmağını yalamayı seçti. CeHaPe saflarında unutulmaya yüz tutmuşken, partiden istifa eden muhalif vekillerin AKePe'ye kapak atmaları üzerine, baktı ki bu iş yapanın yanına kar kalıyor, o da başladı ufak ufak zikrini açık etmeye. İşte işin özeti bu sevgili kahveciler. Hani nedir bu Derviş hikayesi dersiniz diye yazdım bütün bunları. Gelelim bu amcanın neden böyle uzlaşmacı(!?) tavır takındığına. Efendim bu amcanın orijini nedir? Türkiye falan değil, bal gibi ABD. Şimdi ABD hükümeti benden light İslam Cumhuriyeti diye bahsederken bu amcamın laikliği, türbanı, AKePe'yi, AB'yi başka türlü yorumlamasını bekler misiniz? Bekleyen varsa uyansın artık, beklememeli. Hem birşey diyeyim mi? Bu amcanın ne malın gözü olduğunu ilk anlayan seksenlik Ecevit oldu. Adama demediğini bırakmayanlara kapak olsun bu da. Sabah erken kalkıp havaalanına gideceğim. Merak buyurmayın, yolcu karşılayıp geleceğim. Dönüşte görüşürüz. Hepinize güzel bir çalışma haftası diliyorum.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur

8 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

 Has Kahveci: Tunca Tünay


Vedat Günyol'un ardından...

Vedat Günyol, uyandığında Yunus Emre'ye günaydın diyor artık:(

Yaşamımız süresince, az tanıdığımız, yakınımız olmayan, ama pek çok yakınımızdan daha fazla sevdiği insanlar olmuştur hepimizin. O insanın yokluğunda tuttuğumuz yas bizi bile şaşırtır çoğu kez.

Vedat Hoca da benim yaşamımda böyle yeri olan bir insandı. Sanırım 4 yıl önce, ortak bir dostumuzun evinde tanıdım onu. 89 yaşındaydı o zaman. Bedeni dik ve yaşlı bir çınar ağacı gibiydi. Hani genelde yaşlanıldığında beden eğilir biraz ya onun o dimdik duruşu beni şaşırtmıştı. Yüzüne ilk baktığımda neden bilmem çok yakışıklı olduğunu düşünüp şaşaladım. Sanırım mavi gözlerinin gencecik bakışıydı beni böyle düşündüren.

Ülkemizin en iyi deneme yazarı ile tanışmak beni heyecanlandırmış ve sevindirmişti. Ama o gece yarısına kadar yaptığımız rakı masası sohbeti, bir yazarla değil, bir asıra yaklaşmış bir insanın gençliğinden bu yana asla değişmeyen bir yaşam felsefesiyleydi. Büyülenmiş gibi hem dinledim, hem konuştum onunla gece boyu. Sonraları onu sıklıkla aradım, söyleştim, hasta zamanlarında ziyaretine gittim. O yaşamımda önemli bir yer tutarken, ben onun için adını bile doğru dürüst bilmediği biriydim. Her arayışımda önce adımı söyler, duraksadığında "ben Celal Bey'in Şile komşusuyum" diye tanıtmak zorunda kalırdım kendimi...

Vedat Günyol, yanılmıyorsam Türkiye'nin ilk deniz hukuku profosörüymuş.Fransada eğitim görmüş, varlıklı bir ailenin çocuğuymuş.

Yazmaya başladığı yıllarda Nurullah Ataç epeyi uğraşmış onunla. "Ondan çektiğimi kimseden çekmedim " derken yaramaz bir çocuk gibi gülerdi bir yandan da. Türkçeyi öylesine önemserdi ki yanında kimse yabancı bir sözcük kullanamazdı. Hemen tersler ve "türkçesini kullan bu sözcüğün, bilmiyorsan da sor, öğren" derdi.

Geçen yaz, gazeteye göndereceği bir yazıyı, ilk haliyle alıp bilgisayara geçerken, öyle heyecanlanmıştım ki, klavyedeki harflere doğru dürüst basamaz olmuştum. Bağnazlık ve yobazlık üstüne yazdığı yazı zehir zemberek bir yazıydı. her sözcükle ayrı ayrı uğraştığı yazı karalamalardan okunamaz hale gelmişti. Onun için yazmak, yanlızca kafasının içindekileri aktarmaktan öte bir çalışmaydı. Belki de yaşamda tek dalga geçmediği şeydi yazmak!

Ölümle öylesine dalga geçerdi ki!

Bir kaç sene önce fıtık ameliyatı olacağı günün akşamı, yanındakilere şöyle demişti gülerek.

"Yarın sabah belki de Yunus Emre'ye günaydın diyeceğim" ...

Tunca Tünay
tunca@kahveciyiz.biz

Yukarı

 I.BİN YIL : Cahit Koçak


MERHABA,

Yeni bir karşılaşma noktasında birlikteyiz. Tesadüflerle mi geldik bu noktaya, yoksa bu bir zorunluluk muydu? Kim bilir ? Her neyse.
Yollara düşenler ihtimal karşılaşırlar.
Yollara düşenler ihtimal varırlar bir yerlere.
Yollara düşenler,
düşmeyenler.
İnsanlar nasılda ikiye ayrılıveriyorlar. Çağlar boyunca kaç kere ayrıldılar insanlar. Ve ayrılmaya devam ediyorlar hala. İkiye, üçe, beşe, on beşe...
Efendiler-köleler,
Derebeyleri-köylüler
Burjuvazi-proleterya
Sağcılar,solcular,orta yolcular
İnananlar,az inananlar,inanmayanlar
Yönetenler ,yönetilenler,seyredenler
Ezenler, ezilenler, ezilmeyi hak edenler, hak etmeyenler.
Tarihe mi mal oldu bu ayrımlar,hala geçerli mi bu ayrımlar?
Sahi, kaç boyutta kaç eksende ayrılıyor insanlar?

Yollara düşenler ,düşmeyenler,
Yürünmüş yollardan gidenler, yürünmemiş yolların yolcuları , merhaba.

Kazanmak için "her yol mübah" diyenler,
"Kaybetmeyi, ahlaksızca kazanmaya" tercih edenler,
Paraya tapanlar,
Paranın pulun peşine düşüp "kerizi parasından ayırmak sevaptır" diyenler,
Para harcayanlar, para tarafından harcananlar,
"Bir lokma bir hırka" diyenler, merhaba.

" Doyuncaya,patlayıncaya tıksınıncaya kadar" yiyenler,
"Gel beraber yiyelim" diyenler,
Giydikleriyle fark edilenler, reklamcıların ağına düşenler,
"Reklam panosu gibi gezenler", görünmek için giyinenler,
Örtünmek, ısınmak ,korunmak için giyinenler
"Tükettiğin kadar varsın" diyenler,
"Tüketme, çocuklara da kalsın" diyenler, merhaba.

"Eski berbere traş olanlar",
"Annesinin deterjanını kullananlar",
Her gelen günle yenilenenler,
"Bulanmadan donmadan akanlar" , merhaba.

Herkesi "eğitip" tektipleştirmek isteyenler
"Yüz çiçek açsın yüz fikir tartışsın"diyenler,
"Ona, buna, sana sahibolsam" diyenler ,
"Bir olsam,
olabilsem" diyenler , merhaba.

Şiddete tapanlar, şiddeti aşanlar,
İktidara tapanlar,
"Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" diyenler Boyun eğenler , eğmeyenler , merhaba.

Onun bunun peşine düşenler,
Zamanla yarışanlar,
Kendini geçenler,
Kuzey yıldızının peşine düşenler,
Öğrensem, anlasam ,
"Bilsem, bilebilsem" diyenler,
Bilgeliğin kapısını çalanlar, merhaba.

Olamayanlar,
Var olmanın peşine düşenler,
Var olanlar,
"Yok olmaya "koyulanlar, merhaba.

Sayfamıza , sayfanıza hoş geldiniz.
Okumaya ve yazmaya .

Cahit Koçak

Yukarı

 Kahveci : Savaş Yeşildağ


Sıradan Bir Gün

Cumartesi

sahne 1

oda yarı karanlık ve saat tam 15:00 i gösteriyor
sokaktan çocuk sesleri geliyor ve yavaş yavaş gözlerini açıyor yarı sakallı suratında
yastığın izleri görünüyor hemen yanı başında bir şişe su duruyor ve suyu alıp icmeye başlıyor
yatakta yavaş hareketlerle doğruluyor gözlerini ovuşturuyor
ayağa kalkıyor tuvalete gidiyor sonra tuvaletin yanındaki lavaboda yüzünü yıkıyor
kendine bakıyor hafifçe gülümsüyor kirli sakalını okşuyor eliyle sonra kıçını kaşıyor
ve mutfağa doğru gidiyor

" ev bir bekar evi doğru düzgün eşya yok mutfakta da bir ocak var, birkaç bardak, çay tabağında tuz, bir kaç çürümeye yüz tutmuş domates buz dolabında bir kaç tane de hazır çorba onlar da buz dolabında"

bir tava alıyor yarı kirli öylece koyuyor ocağın üzerine yağ koyuyor, biraz sonra mutfak masasında duran teybi çalıştırıyor ve teypte nirvana nin uplugged albumunun kotu bir kaset kaydı çalmaya başlıyor, buzdolabından bir kaç yumurta alıyor yağda pişiriyor, masaya koyuyor ve kurumaya yüz tutmuş ekmeği bölerek yumurtayı yemeye başlıyor, yumurtanın tuzsuz olduğunu farkedip biraz tuz döküyor ve yemeğini bitiriyor. Arkasına doğru kaykılarak sağa sola göz atıyor sonra yatak odasına gidip içinde iki tane olan winston "paket kutu degil" marka sigarasını alıyor paketin buruşmuş yerini eliyle düzeltip sigarasını alıyor bu sırada mutfağa doğru yürüyor. Elindeki sigara paketini masaya koyuyor ve az önce yanmayan ama çakan bir çakmakla yaktığı ocağı bir daha yakıp ordan sigarasını yakıyor mutfak masasına oturup geriye doğru kaykılıyor ve sigarasını içmeye başlıyor

sahne 2

üzerinde yarı eski kabanı ile sokakta yürüyor elleri kabanının cebinde
bakkala geliyor bakkaldan içeri girdiğinde bakkal sahibi "günaydın" diyor
bakkal sahibine bakıp gülüyor "günaydın" diyor "bir winston versene" sigara alınca ekliyor " bir de kibrit"
parayı ödedikten sonra bakkala "nasılsın" diyor bakkal her "zamanki gibi" diye cevap veriyor "sen niye tatile gitmedin?" diye ekliyor "para yok bos ver böylesi daha iyi" diyor öğrenci. Bakkal "neden eve gitmek sıkıyor galiba seni" diyor öğrenci " yok kafa dinliyorum ders yok bi sey yok" diyor " ben kaçayım görüşürüz" diyor ve o sırada bakkala gelen diğer bir müşteri ile ilgilenen bakkal sahibi kafa sallıyor evet anlamında.

Yavaş yavaş otobüs durağına doğru ilerliyor. Sonra durakta bir sigara yakıyor ve otobüsü beklemeye başlıyor
otobüs geldiğinde sigarasının yarısını içmişken yere atıyor ve otobüse biniyor.
Konakta otobüsten iniyor ve kordona doğru yürümeye başlıyor amaçsız ve yarı yorgun bir şekilde yürüyor.
Vapur iskelesi yakınlarında bir banka oturup gelen geçeni izlemeye başlıyor yaşlı bir adam gelip "oturabilirmiyim?" diyor "tabi" diyor öğrenci yaslı adam banka oturuyor ve o da sağı solu izlemeye başlıyor. Öğrenci bir sigara cikariyor yeni paketinden ve kibrit ile yakıyor yaşlı adam "içme" diyor
öğrenci "efendim"
yaşlı adam "içme dedim öldüreceksin kendini"
öğrenci "biliyorum ama bakalım ne zaman" hafifce gülümsüyor
"yaslı adam " ben de içiyordum 30 yıl oldu bırakalı ama hala çekiyorum"
öğrenci "öle ama amca bak sende içmişsin ben de bırakırım ilerde"
yaslı adam " ben de öle dedim ve 25 sene içtim zararından başka birşey görmedim"
öğrenci hafif gülümsüyor " daha 15 senem var amca"
yaşlı adam " sen bilirsin ama bıraksan iyi olur"
öğrenci " sağol amca" diyor ve hafif bir gülümseme ile başını aşaği doğru eğiyor.
yaslı adam "benim de bir amcam vardı, ben onu örnek aldım sigaraya başlarken cok yakışıklıydı,
köyün kızlarının hepsi bakardı ona, ben de onun gibi olmak isterdim o kahvede durur sigara icerdi dumanı halka yapardı ben de öle yapacam diye basladım sigaraya sonra amcam öldü ben devam ettim ama şimdi amcamı düşünüyorum rahmetli ne kadar iyi adamdı yakışıklıydıda”
öğrenci neden bunu anlattın der gibi bakar sonra sorar" sigaradan mı oldu?"
yaşlı adam " yok kanser oldu ama sigaradan değilmis başka bir şey diyorlardı hatırlamıyorum"
öğrenci " e amca demek ki sigara içen de içmeyen de kanserden ölüyormuş"
yaşlı adam " öle ama sigaradan ölen arkadaşım var"
öğrenci " boş ver amca olcana varır işler"
yaşlı adam " öle deme oğlum önce eşeğini sağlam kazığa bağla"
öğrenci " bakalım amca bırakırız bi gün"
yaşlı adam " inşallah" der ve banktan yavaşça kalkar.
iyi günler evladım ben karşıya geçcem vapur da geldi -vapu
run gelmekte olduğunu gösterir kamera-
öğrenci " iyi günler amca"
sigarası biter ve sigarasını yere atar oturduğu yerden kalkar alsancağa doğru yürümeye başlar elleri cebinde

alsancakta yarı karanlık bir bara oturur bir bira söyler birasini içerken etrafi gözler
barda sıradan rock parçaları çalmaktadır bir kaç kisi daha gelmiştir "3 genç erkek" onlar da
karşı masada oturur

konuşmaya başlarlar
abi ben mutlaka gitcem filme der sarı saçlı olan
mavi kazaklı " olm ben çok sevmedim o adamı "
sarı saçlı " oğlum ne demek sevmedim filmlerindeki diyaloğu kim yazabilir başka"
3. Cocuk " valaa ben de pek sevmedim bi şeye benzemiyo"
sarı saçlı " nasıl yaaa bi dünya basit mafya filmi var ve bu adam o kadar güzel yazmış ki akademi ödülü vermişler"
kırmızı kazaklı " olm ne yazm
ış ki aynı tas aynı hamam"
sarı saçlı " bak olmadı şimdi pulp fiction u biliyorsun nasıl f
ilm ama dürüstçe söyle"
kırmızı kazaklı " olm güzel film ama bruce willis john travolta falan oynuyo filmi götüren onlar"
3, cocuk " haklı bruce willis hangi filmde oynasa para yapıyor o film"
sarı saçlı " abi saçmalamayın yaa bi kere john travolta bitmişti onu ayağa kaldıran tarantinodur"
3, cocuk " tamam bak o filmde john travolta ayağa kalktı ama bu tarantinonun eseri değil ki"
sarı saçlı cocuk " abi nasıl oldu o zaman "
3, cocuk " john travoltayı başka bir role de verseydi yine aynısı olurdu sonuçta john travolta belli bi yere gelmiş.

adam zaten yani taratino da deli olay"
kırmızı kazaklı " öle tabii"
sarı saçlı çocuk " abi travoltayı hangi role verecekti ya da boş ver şimdi travoltayı o ayak masajı diyaloğunu hatırlıyor musun?"
kırmızı kazaklı " ne masajı?"
3, cocuk " az cok"
bu arada garson gelir ve ne içersiniz der. Sarı saçlı cocuk bira der, diğerleri de bira der kafa sallayarak garson gider
sarı saçlı çocuk " ağbi bak şimdi samuelle travolta bir yere giderler patronun bir hesabını görmeye
o sırada travolta patronun karısını 1 geceliğine dışarı çıkaracaktır. Samuel onunla konusmaya baslar
neyse arada biraz muhabbet falan ayak masajı olayı ise şöyle başlar
samuel travoltaya patronun karısını dışarı çıkaracağı için güler falan sonra daha önce birisi
patronun karısına ayak masaji yaptı diye 5. kattan mi ne atıldı der sonra travolta haklıymış patron gibi bir şeyler der
samuel bana yapsa öldürmesi gerekirdi yoksa ben onu öldürürdüm der hem nasıl haklı gibi birşeyler söyler
travolta ayak masajı hatunla yatmak gibi bişey der samuel saçmala tarzında bir şey söyler ve ben de cok iyi ayak masaji yaparım der
travolta ben de ama bu özel bir diyalog der samuel yok daha neler gibi bişi der travolta da bana ayak masajı yaparmısın der samuel kızar falan yani bak sana adam basit ve günlük hayatta konuştuğumuz ve hiç önemsemediğimiz konulari o kadar farklı işliyor ki - bu arada biralar gelir parası verilir kırmızı kazaklı cocuk verir- olaya farklı bakmaya başlıyorsun"
3, cocuk ee ne oldu ki şimdi bu ayak masajı olayından bi bok anlamadım abi salak bi muhabbeti yazıyor
kahve muhabbeti sonra al sana ödül falan olmuş. sorun amerikan sineması actiona alıştığı için farklı geliyor onlara"
sarı saçlı cocuk " ne alaka adam tüm sinemacılar için farklı geliyor seveni ya da sevmeyeni sonuçta adam yeni bir tarz yarattı"
kırmızı kazaklı " abi ben matrix in üzerine film tanımam"
3. Cocuk " ha ha abi terminator"
sarı saçlı çocuk " abi size bişi anlatanda kabahat siz gidin bol actionlu filmler izleyin kafa yormayın boşuna"
kırmızı kazaklı " olm matrix in bir felsefesi var sadece action diil"
sarı saçlı çocuk " -bu arada biralar içilmektedir - olmaz o senaryo çalinti ben daha önce bir film izledim aynı olay walkovic kardeşlerle daltonlar aynı yani hırsız onlar"
kırmızı kazaklı " oha oha daha neler tüm dunya senaryoyu alkışlıyor bir sen biliyorsun calıntı olduğunu hahaha"
- 3. cocuk ta gülmektedir"
sarı saçlı çocuk " ben bi film izledim şimdi adını hatırlayamıyorum konu şu abi, şimdi bir elaman var bilgisayar mühendisi eleman o adam bir yazılım geliştirir ve yazılımın içinde sanal bir dünya yaratır sonra bu sanal dünyaya bir sürü insan koyar falan bu arada bir makina aracılığı ile o sanal dünyaya girip orda yaşabiliyordur insanlar ama orada ölürse gerçek hayatta da ölür çünkü beyin o dünyanın sanal olduğunun ayırdına varamaz ve beyin de ölür sonra bitkisel hayat neyse elaman bir gün kendisini de başka bir yazılımın içinde olduğunu farkeder ve arastırmaya başlar daha üslerde bir programcının yazdığı sanal dünyadaki bir yazılımdır. aslında kendisi de bu yazılımın içinden çıkmak için çaba harcar sonra bakar ki içinde bulunduğu aslında bir çok yazılım yapılan ve bu en basarılısı olan bir dünya kısaca eleman kendisinin yaptığı yazılımı kolay sanarken aslında kendisi baska bir yazılımın parçası imiş ve insan diilmiş"
kırmızı kazaklı " adı ne bu filmin?"
sarı saçlı çocuk " tam hatırlamıyorum ama 9 kat mi ne adamın kurduğu makina ve yazılımı geliştirdiği yer 9 kattı ondan o isim var galiba filmde"
3, cocuk " hadi ya ulan herifler harbiden çalmis galiba"
sarı saçlı çocuk " e herhalde olmuş bi sey ne dedik"
kırmzı kazaklı çocuk " senin filme de gidelim bakalım belki güzeldir hahaha"
sarı saçlı çocuk " - bu arada biralar bitmiştir- olm her halde yani tarantino yönetiyo herhalde güzeldir"
kırmızı kazaklı" adı ne filmin"
sarı saçlı cocuk " kill bill"
3, cocuk "hadi kalkalım"
masadan daha önce masaya koyduklari telefonlarını alırlar ve kalkıp giderler
bu arada öğrenci 2. birasını bitirmiştir o da elindeki sigarasını söndürür ve kalkar
kapıdan dışarı çıkar ellerini yine paltosunun cebine sokar ve yürümeye başlar
biraz ilerde bir tezgahta cd satıcısını görür ona doğru yaklaşır
ellerini cebineden çıkarır ve cdlere bakmaya başlar
satıcı - abi aradığın bi şey var mi bak asmalı konak geldi sinema cekimi ama cok iyi çekim"
öğrenci hafifce güler " yok sağol"
satıcı "ne tarz istersin abi" der "istersen açık filmler de var her çeşit hem de"
öğrenci "yok sağol almiycam" der ellerini cebine sokar satıcı s.ktir len der gibi bakar

sahne 3

öğrenci evine gelmiştir teybi açar yine nirvananın kötü kalite kaseti çalmaya baslar buzdolabına bakar atıştıracak birşey var mı diye, bir şey göremez çürümeye yüz tutan domatesden başka, bir sigara daha yakar kabanını cıkarır sandalyenin arkasına asar sonra kameraya döner
" herkes farklı hayatlar farklı şeyler anlatmak ister ama belkide anlatılmayan tek şey sıradan bir gün ve sıradan insanlardır" der
kameradaki görüntü kararır ve biter.

Savaş Yeşildağ

Yukarı

 Kahvecigillerden : Oktan Erdikmen


Bir Taraf ve Diğer Taraf

Gazetelerde, televizyonlarda çıkan haberlere artık alıştık. Hastahane kapsısında bekletildi, ambulans gönderilmedi, ameliyat edilmedi. Neden, parası olmadığı için. Sosyal devlet olduğunu iddia eden bir devletin insan oldukları şüphe götürür doktorları tarafından. Hipokrat yemini etmiş doktorları tarafından. En son, Doğubeyazıtlı bir çoban, ailesi 90 milyon bulamadığı için ambulansa alınmadı; hastahane kapısında bekletildi ve öldü. Öldürüldü. Cinayetin failleri görevlerine(!) devam ediyorlar. Dün de öyle olmuştu. Yarın da öyle olacak. Çünkü çoban, ‘diğer tarafın’ mensubuydu. İstanbul Alman Hastahanesi’nde ilginç bir gazete haberi asılıdır. Yıllar önce Sabah Gazetesi’nde çıkmış. Başlığı, ‘Zenginler Uzun Yaşar’ dır. O haberde konu olan kişiler ise ‘bir tarafın’ insanlarıdır.

İki ayrı dünya var bizim ülkemizde. Bir tarafta sabah kahvaltısını Bodrum’da yapıp, akşam yemeğini Paris’te yiyenler. Diğer tarafta, her gün karnını nasıl doyuracağını düşünenler. Bir tarafta, son model arabalarıyla Bağdat Caddesi’nde yarış yapanlar, diğer tarafta okula gitmek için köy yollarının açılmasını bekleyenler. Eşitsizliğin en güzel örneklerinin sergilendiği İstiklal Caddesi’nde, milyarlık kıyafetlerle gezenlerin ve yarı çıplakların arasında yürüyebilir; ve bütün bir hayali İstanbul’u görmek olan, milyonlarca insan olduğunu da düşünebilirsiniz.

Bir taraftaki insanlar özeldir. Doğar doğmaz özel bir yaşama adım atarlar. Özel hastahanelerde tedavi olurlar, özel okullarda okurlar. Özel yiyeceklerle beslenip, özel giysilerle gezerler. Diğer taraftaki insanlar, sıradandır. Onlar, o da biraz şansları varsa, devlet okullarına giderler. Devlet hastahanelerinde sürünürler.

Bir taraf kokteyllerde, balolarda, barlarda, pavyonlarda eğlenir; diğer tarafın tek eğlencesi televizyonlarda bir tarafın rezilliklerini seyretmektir. Bir tarafın polisle bir işi olsa, konuşacağı kişi komiser, duyacağı cümle ‘Nasıl yardımcı olabilirim?’ dir. Diğer taraf emniyete düşse ‘Ne var?, diye karşılanır, aşağılanır. Bir tarafın çocukları bedelli askerliklerini yalılarının karşısındaki kışlalarda yaparlar, diğer tarafın çocukları dağlarda teröristlerle savaşırlar. Bir tarafın kadınları kuaförlerle partiler arasında gidip gelirler; diğer tarafın kadınlarının kafasına bez bağlanır, evde pembe dizi izlemeleri beklenir.

Bakanlar, başbakanlar, üst düzey bürokratlar genellikle bir taraftan seçilirler. Bu nedenle bu döngü hiçbir zaman değişmez. Diğer taraf, öbür dünya nimetlerinin hayaliyle avunur durur.

Bir ülkenin kaynakları nüfusunu besleyebilecek yeterlilikte olmayabilir. Bir ülkede insanların yoksulluk çekmesi, sağlıklı koşullarda yaşama imkanına sahip olmayışı ayıp değildir. Ama bir ülkede, bir tarafla öbür tarafın arasında böylesine bir uçurum varsa, bir taraf İsviçre peyniri yerken diğer taraf aç yatıyorsa, işte bu ayıptır. Bu durumun düzeltilmesinden sorumlu kişiler kendi yolsuzlukları için af çıkarmaktan başka bir şey yapmıyorsa, bu gerçekleri dile getirenler fakir edebiyatı yapmakla suçlanıyorsa, umut bağlanılabilecek tek bir siyasi parti bile bulunmuyorsa, durum içler acısıdır.

Birilerinin gözyaşı üzerine kurulan mutluluklar ebedi değildir. Bir tarafla diğer taraf aynı kitlenin iki yarısıdır. Birinin, diğerinden ayrı hareket etmesi beklenemez. Tarihe baktığınızda, kölelerin, yüzlerce yıl boyunca nasıl olup da köleliğe karşı çıkmadıklarına şaşarsınız. Gelecek nesiller de, bizim nasıl olup da fırsat eşitsizliğine göz yumduğumuzu tartışacaklardır.

Anadolu, yüz milyonlarca insanı besleyebilecek yeterliliktedir.Yeter ki, diğer taraf kendi gücünün bilincine varsın ve kendi temsilcilerini işbaşına getirsin.

Oktan Erdikmen

Yukarı

 YILDIZINIZ KIPIR KIPIR, YA SİZ?


  Ailenizin Yıldız Falcısı : Nurettin Özdemir


KOÇ   (21 Mart-20 Nisan)
Dinamik ve neşeli davranışlarınız sayesinde ilişkilerinizde oldukça rahatsınız sevgili koçlar.
Önerdiğiniz deli dolu fikirleriniz ise özellikle gençleri ihya etmekteler.. Şu sıralar burcunuz da bulunan atılımlar gezegeni Mars sevgilerde ve sosyal yaşamda olsun tüm koçları bomba gibi yapmakta ve sizlere yeniden şevk aşılamakta.. Aileleriniz ve çocuklarınızla güzel saatler geçireceksiniz. Neşe dolusunuz koçlar..

BOĞA   (21 Nisan-20 Mayıs)
Aman boğalar ne oluyor allah aşkına. Verilmesi gereken her karar kısa zamanda sürtüşmelere yol açmakta..
Fuzuli hükümranlık savaşcıkları bunlar.. İşyerlerinde, elektronik posta alışverişlerinde ve randevularda karmakarışık bir trafik var. Harcamalarda hassas olun. Azıcık sabır gösterseniz eşsiz şanslarınıza ulaşabileceksiniz... Haydi boğalar, zen olmanın tam sırası !..

İKİZLER   (21 Mayıs-21 Haziran)
Yaz mevsimi geldi ve özellikle siz sevgili ikizler resmen çıldırmak üzeresiniz !.. İçinizden dalga dalga yükselen istekler ve uyanan libidonuz yaşamı her an sizlere olağanüstü kılmakta.. Aşkları yeniden yaratmaktasınız ve duyguları doyasıya, delicesine yaşamaya kararlısınız. Çevreniz için sanki tükenmez bir enerji kaynağısınız. Vay anasını ya ikizler zodyağı bu hafta paramparça ettiniz !..

YENGEÇ   (22 Haziran-22 Temmuz)
Sosyal yaşantınızda muazzam hareketlilik sizleri ihya etmekte bu kesin. Özellikle yabancı ülkelerden gelebilecek ziyaretçilerinizin ve dost çevrelerinizin getirecekleri dinamizm mekanlarınızı bir kat daha şenlendirecek. Sakın hayali ve soluk renkli düşüncelere aniden kendinizi kaptırıp da bu güzelim armağanları heba etmeyin yengeçler !.. Hani huyunuzdur ya, olmadık yerden nem kapmak... Yanılıyormuyum yoksa !..

ASLAN   (23 Temmuz-22 Ağustos)
Evet aslanlar tüm bir ay boyunca sizlerin burcunuzu kutluyacağız. Herbirimizin mutlaka vazgeçemediği bir aslan tanıdığı vardır ve biliriz aslanlarımızın ne derece mağrur, gururlu olduklarını, ama altın gibi kalplerini de.. Tüm aslanlara mutluluklar dolusu bir yaşam dileklerimi bu vesile ile sunuyorum. Yeniden silkinişlerin haftasında karizmatik çehrelerinizle sevdiklerinizi ışınlayacaksınız. Maşallah sizlere aslanlar.

BAŞAK   (23 Ağustos-22 Eylül)
Güneş gezegeninin hediyesi, hayata olan sevda dolu duyguları tüm başakları son derece optimist ve deli dolu neşeli yapacak. Ama siz o kadar çok seversiniz ki herşeyde durduk yerde kendinize stres yüklemelere .. Durun !.. Pozitif düşüncelerin her halükarda pozitif eylemlerin aktörleri olun bu hafta.. Yıldırım hızı ile geçecek şanslara ise dikkatli olmanızda elbette yarar var.. Siz bilirsiniz sevgili başaklar..

TERAZİ   (23 Eylül-22 Ekim)
Geçen hafta sonundan beri istediğini elde edebilen, nihayet çevresine göz ve gönül kamaştırıcı ışıklar saçabilen tüm terazilere maşallah diyelim.. Hakkettiniz yani !.. Son zamanlarda nanemolla ilişkileriniz sizleri hayli yıpratmışlardı doğrusu.. Haydi, dostlarınız ile salıverin kendinizi.. Yeni sezonda yani eylülden itibaren sizleri kamçılayacak kısmetler sayesinde zodyağın en şanslıları arasında olacaksınız, unutmayın.

AKREP   (23 Ekim-22 Kasım)
Yıldırımlar çakıyor gökler gürüldüyor ve sizlerde bu otorite savaşcıklarından gizli gizli zevk almaktasınız sevgili akrepler !.. Aynı hızla reaksiyon gösterenler var olunca barışmalar da öylesine elektrikli(!) olmaktalar. Bu güçler çarpışması elbette şeker gibi biricik anne veya babalar olmanızı engellemiyor. Bu hafta işlerinizle ilgili çalışmalarınız da gölgede bıraktığınız bazılarının homurdanmalarını duyarsanız şaşırmayın..

YAY   (23 Kasım-20 Aralık)
Peki sizlere ne oluyor sevgili yaylar allah aşkına !.. Hani yeni aşıkların o tansiyon yükseltici yapmacıktan kavgacıkları olur ya, ona benzedi işte sizin haftanızın panoraması da.. Yeniden barışmaların o vazgeçilemez mutluluklarından tadmak istiyorsanız tamam yaylar, bu hafta yaşadınız !.. Arka planda bazı halledilmeyen problem ve bekleyen evraklara rağmen önemli bir yaramazlık yok. Sorumları atıverin bu hafta..

OĞLAK   (21 Aralık-19 Ocak)
uazzam bir yeniden doğuş safhasındasınız sevgili oğlaklar. Sevgilerde ve tüm ilişkilerde. Kemikleşmiş gönül ilişkilerinizi yeniden yaşatabilmek için ninelerden kalma sevgi alışveriş yöntemlerinizi silkelemeye kararlısınız en nihayetinde.. Ne kadar da rahatlıyacaksınız, göreceksiniz.. Bu fırsatı sakın heba etmeyin o alışılmış reflekslerinizle. Olayları ve çevrenizdekileri oldukları gibi kabul etmelisiniz.. Değişimin işte ilk kanunu...

KOVA   (20 Ocak-18 Şubat)
Her tarafınızdan manyetizm fışkırıyor inanın !.. Müthiş enerjileriniz muhabetlerinizde sizleri gereğinden fazla kırıcı yapmaktalar, kısacası herşeyde benim dediğim olsun derseniz kaçınılmaz çekiştirmelere hazırlıklı olun. Hele hele gençlerle hiçbir anlamı olmayan hükümranlık savaşlarına girişmeyin. Rahatlatın kendinizi ve karizmalarınızı gölgelemeyin sevgili kovalar. Sizleri bekleyen o kadar güzellikler varken...

BALIK   (19 Şubat-20 Mart)
Bu hafta harcamalar haftası sevgili balıklar !.. Paraların birinci planda olacakları gelecek günlerde kısmetlere açık olun, pozitif bakın yaşama, gerçekleştirmek istediğiniz planları ihmal etmeyin sakın. Türbülanslı geçen son günlerden sonra dümenlere sahip çıkın yeniden, kazanacaksınız.. Çekiciliğiniz maşallah üstünüzde ama dışarıya verdiğiniz özgüven dolu görüntünüzü içlerinizde nasıl oluyorda acımasızca doğramaktasınız balıklar !.. Ayarları tutturun. Bıçağın sırtlarında dolaşmalardan yorulmadınız mı halen ?!...

Nurettin Özdemir
nozdemir@kahveciyiz.biz

Yukarı

 Dost Meclisi



Fotoğraf : Recep Pehlivanlar

<#><#><#><#><#><#><#>

Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır.
Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır.
Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir.
Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-))
Kahve Molası bugün 4.264 kahveciye doğru yola çıkmıştır.

Yukarı

 Tadımlık Şiirler


ÖYLESİNE

Bir şiir yazmalıyım öylesine
Sanma hasret yada aşk
Dahası sensin sebebi
Sebebi yok...
Dedim ya; sadece öylesine
Ben şair değilim
Çalabilirim birkaç söz ustalardan.
Amacım belli nasılsa
Bir şiir yazacağım öylesine.
Çatal karam, kara dutum çingenem diyebilirim elbette
Nereden haberi olacak şairin?
Ya da...
Yaş otuz beş diyebilirim
Şiirin herhangi bir yerinde.
Şair’in ömrün yarısı sandığı anı
Ben yolun sonu olarak yazabilirim belkide.
Canım sıktın, neşem yok
Sebebi...
Gidişin değil.
Gidişinle doğan acı hiç değil.
Laf olsun işte
Ayfer de şiir yazarmış desinler
Bir şiir yazmalıyım öylesine.
Sen okuduğunda sana sanmalısın.
Ben bilmeliyim senle alakası olmadığını
Ve içimde bir yara aniden kanamalı.
Sonra...
Ben bir şiir yazmalıyım öylesine.
Şiirin bir yerinde dön artık demeliyim.
Sen aldırmamalısın
Ben aldırmayacağını bilerek, kanamalıyım.
Ben...
Ben bir şiir yazmalıyım acele.
Adı öylesine olan.
Öylesine yazılmış.
Kanayan bir şiir olmalı.
Kan damlamalı mısralarından
Ve altına imzamı atmalıyım kanımla.
Sebebi yok, dedim ya öylesine...

Ayfer Arman

Yukarı

 Biraz Gülümseyin




Maçı fazla yakından izlemiş!..

Yukarı

 Kıraathane Panosu


Merhaba,

Heybeliada Mobil Klinik Fethiye Hayvan Dostları Derneğinin İstanbul Şubesi olarak 2 Haziran 2004 den beri mobil kliniğimizde , sahipsiz kedi- kopekler için 2 veteriner hekim , 2 yakalama uzmanı ile çalışıyoruz.

Yıllardır süregelen sahipsiz sokak hayvanları ile mücadelede itlaf yada barınaklara hapsetme yönteminin işe yaramadığı , belediyelerin bu işler için harcadığı paraların sokağa atıldığı nihayet büyük çoğunluk tarafından anlaşıldı...

Düzenli olarak zehirlenen yada toplanıp barınaklara hapsedilen hayvanların yerini en çok iki haftada yeni sürüler alıyor çünkü yemek kaynakları sabit.

Zehirlemenin düzenli yapıldığı bölgelerde kalanlar dişi ve siyah renk çoğunlukta doğuruyor, toplanan yada zehirlene köpeklerin yerini gece ortaya cıkan , daha az sosyal daha çok agresif hayvanlar alıyor.
Ve sonuç değişmiyor ... Hayvanlar hızla ürüyor, sayıları katlanarak artıyor....

Doris Day Foundation araştırmasına göre kısırlaştırılmamış her bir dişi köpek 6 senede 67.000 yavrunun oluşmasına sebep oluyor. Artış logaritmik...
Sokak kopeklerinin artık hayatımızdan çıkması için Dünya Sağlık Örgütünün önerdiği gibi ,
insani
kalıcı
etkin
tek çözüm
var ,
kısırlaştır - aşıla - yerine bırak....

İşte biz 2 haziran - 30 haziran arası Heybeliada çalışması ile toplam 230 kedi+ köpeği özel ekipmanlar ile yakalayıp , kısırlaştırıp , aşılayıp, markalayıp kayıt altına alarak bölgelerine geri bıraktık.
Bu sayının yarısı dişilerdi ve operasyona alınan dişilerin %75'i hamile idi..

Sonraki durağımız Kınalıada - Büyükada olacak , üremeyi kontrol altına aldıktan sonra , yazlıkçıların şehre dönerken terkettikleri köpeklere aynı işlemi uygulamak için Eylül sonunda tekrar gitmeyi planlıyoruz.

Her operasyona alınan hayvan hekimlerin öngördüğü bir süreyi yoğun bakım ünitesi olarak kullandığımız çadırımızda gecirerek tamamen sağlığına kavuştuktan sonra resim ve diger kayıtları alınarak geri bırakılıyor. Bu bilgiler bölgede yaşayan hayvanseverlere , belediyeye , muhtarlıklara da verilip , çevre halkı asılan pankart-afişlerle küpeli köpeklerin ne olduğu hakkında bilgilendiriliyor.

Umarım tamamen kişisel çabalarla yürüyen , ve yerel yönetimlere örnek olmayı hedefleyen bu projenin , hayvan seven sevmeyen herkes için tek çözüm yolu olduğuna inanır , bizleri ve çalışmalarımızı gelip görür ,

belki de destek olursunuz...

Sevgiler
Ayşe Doğancı
0 555 339 92 92
0 532 391 87 54

Yukarı

 İşe Yarar Kısayollar - Şef Garson : Akın Ceylan
Yamağı : Ayşe Nur Gedik


Bilgisayarınızın karşısında oturmuş ve işlerinizi bitirmişsiniz ya da yapacak bir işiniz kalmamış. Ne yaparsınız? Tabiki oynamak için uygun bir oyun ya da oyun sitesi ararsınız. İşte karşınızda http://www.tornadogames.com/ bu site sizi oyuna boğacak. İyi eğlenceler.

...Genel olarak ‘sivilce’ adıyla bilinen akne en sık rastlanan cilt problemidir. Gençlerin büyük bir çoğunluğu bu problemden yakınırlar; bu nedenle gençlere yönelik pek çok yayın bu konuyu sık sık ele almakta, ne yazık ki bazen de akne şikayeti olan kişileri yanlış yönlendirmektedir... Siz bu sorunun gerçek sebeplerini ve çözüm yöntemlerini merak ediyorsanız http://www.sivilcelerim.com/index.htm kısayolunu tıklamanızı öneriyorum.

Size ilginç bir flash animasyon kısayolu veriyorum. http://streams.omroep.nl/nps/dekortefilm/mixedup/flow/flow.html mouse'unuzu animasyon üzerinde gezdirip gerekli yerlerde tıklamayı ihmal etmeyin. Bazı minik süprizlerle eğlencelik hale getirilmiş orjinal bir çalışma.

...Our cell phone radiation chart is updated weekly in order to ensure it is the most complete cell phone radiation chart on the internet. We are concerned about the dangers of mobile phone safety... Yani diyorki: siz cep telefonunuzun ne kadar tehlikeli bir radyasyon yayıcısı olduğunu biliyormusunuz da ortalıkta hava atarak dolaşıyorsunuz? Ya da öyle bişeyler demeye getiriyor. Cep telefonlarınızın radyasyon yayma seviyesini öğrenmek için http://www.sarshield.com/english/radiationchart.htm kısayolundaki listeyi tıklayabilirsiniz.

Akın

Yukarı

 Damak tadınıza uygun kahveler


Digital Identity v1.0.20 [5.77M] Win9x/2k/XP FREE
http://lukemurphey.com/Password.htm
Epeyce gelişmiş ve işlevsel bir şifre koruyucu, dosya şifrelendirici bir program. Onlarca şifre bilmek yerine tek bir şifre ile herşeyi kontrol etmnek elinizde. Şifreyi kaybettiğinizde diğerlerinden farklı bir yöntemle sizi tanıyor. Seçtiğiniz bir resmin içine bazı bilgileri yazıyor. Bu resmi ona gösterdiğinizde sizi tanıyarak programı açıyor. Bir denemekte yarar var. N'olmaz n'olmaz...

Yukarı

http://kmarsiv.com/sayilar/20040719.asp
ISSN: 1303-8923
19 Temmuz 2004 - ©2002/04-kmarsiv.com
istanbullife.com
Kahve Molası MS Internet Explorer 4.0+ ve 800x600 Res. için optimize edilmiştir.
Uygulama : Cem Özbatur - Her hakkı saklıdır. Yayın İlkeleri