HiÇBiRYERDE - IN NOWHERE LAND
ABONE FORMU

ABONE OL
ABONELiKTEN AYRIL
HTML TEXT
 SON BASKI
 Ana Sayfa
 Arşivimiz
 Yazarlarımız
 Manilerimiz
 Forum Alanı
 İletişim Platformu
 Sohbet Odası
 E-Kart Servisi
 Sizden Yorumlar
 Medya
 İletişim
 Reklam
 Gizlilik İlkeleri
 Kim Bu Editör?
 SON BASKI
 PDF (~250-300KB)

 Milenyumun Mandalı : Sait Haşmetoğlu

Milenyumun Mandalı



Böyle bir özgürleşmenin temel dinamiklerini yakalayabilmek için önce nasıl tutsak edildiğimizi, hangi yolla ve ne tür korkular edinerek kendi kendimizi engellemeye şartlandırıldığımızı anlamamız gerekiyor. Bunun sırrını da yine yüzküsür yıl önce yazılmış bir başka kitabın çoktandır gün yüzü görmemiş satırlarında buluyoruz…

1865-1867 yıllarında Korsika'yı dolaşan İngiliz Gezgini James Boswell, 1870'lerde yayınlanan "Korsika Turu Günlüğü ve Pascal Paoli'inin Hatıraları/ The Journal of a Tour to Corsica and Memories of Pascal Paoli" adlı kitabında, çağdaşı ve kişisel dostu olan Jan Jacques Roussau'dan ödünç aldığı "Toplumsal Sözleşme" kavramı çerçevesinde kişisel özgürlüklerimizden toplum yararına vaz geçerken oluşabilecek kazalara bugün için bile yararlanılabilecek bir yaklaşımla, şu şekilde değiniyor:

"Şüphesiz toplum hayatına geçişte insanoğlu, doğal haklarının bazılarından gönüllü olarak vazgeçmiş ve genel fayda gözetilerek konulmuş bulunan kanunlara uyma yükümlülüğünü bağlayıcı bir şekilde kabul etmiştir. Fakat burada kanunu kapristle dikte ettirilen şeylerden, otoriteyi baskıcı yönetimlerden özenle ayırmak gerekir. Hükümet etmenin ilk ve asıl maksadını asla gözden kaybetmemek suretiyle, özgürlükler üzerine konan kısıtlamaların toplumun gereksinimlerinin karşılanması için gerekli olan miktardan katiyen daha fazla olmamasına dikkat edilmelidir."

Bu sözleri günümüz kamu yönetimi sistemimize uyarlarsak kanunların emrettiği davranışlarla amirlerin kendi egolarını tatmin amacıyla icat ettikleri "kapristle dikte ettirilmiş" emir kulu davranışlarını birbirinden ayırmak gerektiğini, otoritenin kamu hizmetinin en iyi şekilde görülmesini sağlamakla ilgili iş ve görevler dışında, özellikle kişisel tatmin ve kişisel çıkar amacıyla kullanılmasına izin verilmemesine hassasiyetle dikkat edilmesinin en yapılacak işler kadar, hatta uzun vadeli etkileri bakımından o işlerden daha da çok önem taşıdığını söyleyebiliriz…

"Belki de hükümetin yetkileri ile halkın özgürlükleri arasındaki sınırlar kesin hatlarla birbirinden ayrılmamalıdır. İncelik ve zevk sahibi insanlar, dış hatların rahatça görülebilecek şekilde, kuvvetlice çizildiği resimleri kaba bulurlar. Onların beğendikleri tablolarda renkler hassas bir biçimde birbirine karışmış ve objeleri belli eden gölgelerin her biri, hissedilmez bir tonlamayla yumuşatılarak bir diğeri içerisinde kaybolmuş durumdadırlar. Aynı şekilde, ideal devlette de yönetenlerle yönetilenler arasında öylesine güçlü bir karşılıklı güven olmalıdır ki her birinin haklarının neler olduğunun izah edilip tanımlanmasına dahi gerek kalmasın."

Demek ki ideal kamu yönetiminde idarecilerle memurlara aynı ölçüde kendilerinden emin bulunduğumuz insanlar gibi davranılmalı, onlara işlerini en iyi şekilde yapabilecekleri bir özgürlük ortamı sağlanmalıdır. Kamu kuruluşlarımızın günümüzdeki yapılarını ve işleyiş biçimlerini düzenleyen kanun ve yönetmeliklere şöyle bir göz atmak, bu metinlerin memurların hakları, görevleri, sorumlulukları ve bunları yerine getirmemeleri halinde alacakları cezalara ilişkin ayrıntılı tanımlarla dolu olduğu; buna karşılık amirlerle ilgili olarak benzer tanımlamalara rastlanmadığı görülecektir. Çünkü bu kanun ve yönetmeliklerin tamamı, amirlerin kaleminden çıkmış ya da son şeklini onların kalemleriyle almıştır.

Bu olgunun bir sonucu olarak kamu yönetimi sistemimize giderek üst düzey bürokratların hakimiyetini perçinleyen kural ve yöntemler icad edilmiştir. Günümüzde tüm kamu kuruluşlarının faaliyetlerinde, kaynak kullanımında, tayin ve atamalarında söz sahibi olan bir "büyükler zümresi" mutlaka vardır. Bu zümre kullandığı geniş yetkileri genç meslektaşlarına devretmede o kadar hasis, o kadar isteksiz davranır ki bazı kurumlarda genç memurların yetkili konuma gelip inisiyatif almaya ömürleri vefa etmez. Bu gibi kurumlarda "hizmetin aksaksız sürdürülmesi ve kamu kadrolarından daha verimli şekilde yararlanılması" gibi parıltılı tanımlarla gerçekleştirilen yasa değişiklikleriyle gençlerin üst düzey görevlere atanmalarına ilişkin mesleki süreç daha da uzatılarak ya da terfi koşulları daha da ağırlaştırılarak halihazırda yönetim mekanizmalarını elinde tutan ve bunun dolaylı ve dolaysız niğmetlerinden yararlanmakta olan zümrenin daha uzun süre bu pozisyonda kalmaları sağlanmıştır.

Örneğin önde gelen kamu kuruluşlarımızın birinin iç tüzüğünde 7-8 yıl önce yapılan bir değişiklikle bu kurumda görevli memurların mesleki kademelerdeki yükselişleri, tüm diğer kamu personelinden farklı olarak, özel koşullara bağlanmıştır. Diğer kurum ve kuruluşlarda 1 yıl olan adaylık süresi 2 yıla çıkarılmış, 6 ila 8 yıllık hizmetten sonra kariyere devam edilebilmesi için mesleki yeterlilik sınavı konmuş, bunlardan çok daha önemli bir farklılık olarak da, bir üst dereceye terfide tüm diğer memurlara uygulanan asgari sicil puanı 60 iken bu kurumdaki memurlara 3. dereceye yükselirken en az 80, 2. dereceye yükselirken en az 85, 1.dereceye yükselirken ise en az 90 sicil puanına sahip olma şartı getirilmiştir.

Devlet memurluğunu bir stadyumdaki 1000 metre engelli koşusu olarak kabul edersek, bu kurumun mensuplarının koşacağı Özel Ağırlıklı Kulvarın diğerlerine kıyasla 100 metre daha geriden başlaması, sadece bu kulvardakiler için ortalarda bir yerde genişçe bir çukur bulunması ve varış çizgisinden önceki son 3 engelin diğer kulvarda daima 60 santim olmasına karşın sözü edilen Özel Ağırlıklı Kulvarda yarışanlar için bunların sırasıyla 80, 85 ve 90 santim yükseklikte olması gibi eşitsizliklerle donatılmasının kime ne tür bir fayda sağlayacağını biraz düşünelim lütfen...


Bu kurumda görevli memurlar diğer kamu görevlilerinden farklı olarak; adaylık statüsünde bir yıl yerine iki yıl kalırlarsa (1), 6 - 8 yıl içinde mesleki yeterlilik sınavında elenmemeyi başarırlarsa (2) ve en üst üç basamaktaki görevlere atanmak için 60 yerine 80, 85 ve 90 puanlık sicil notu ortalamasına sahip olmaya mecbur tutulurlarsa (3) ne değişir? Memurların mesleki performanslarını ölçen tüm diğer kural ve sistemler aynı kalırken sadece sürenin uzatılıp sicil puanlarının yükseltilmesinin yegane sonucu bu kurumdaki memurların piramidin üst basamaklarına daha zor koşullar altında ve daha geç ulaşmaları, hatta kötü niyetli amirlerin ellerindeki ipler sıkı tutulursa, belirli bir seviyenin üstüne hiç ulaşamamaları olacaktır.




Dolayısıyla bu yasa değişikliğinin amacı, iddia olunduğu gibi memurların mesleki niteliklerinin arttırılması ve hizmet kalitesinin yükseltilmesi değil, üst düzey görevlere ulaşmış kurum personelinin o görevlerde daha uzun yıllar kalabilmelerini sağlayacak koşulların yaratılmasıdır. Zira gizli sicil mekanizması amir konumundakilere istedikleri gibi kalem oynatma imkanı vermektedir.



Geri - 185 - İleri





Sitemiz ve sanal gazetemiz MS Internet Explorer 4.0+ ve 800x600 Res. için optimize edilmiştir.
Dizayn, programlama, uygulama ve yayınlama: Cem Özbatur