HiÇBiRYERDE - IN NOWHERE LAND
ABONE FORMU

ABONE OL
ABONELiKTEN AYRIL
HTML TEXT
 SON BASKI
 Ana Sayfa
 Arşivimiz
 Yazarlarımız
 Manilerimiz
 Forum Alanı
 İletişim Platformu
 Sohbet Odası
 E-Kart Servisi
 Sizden Yorumlar
 Medya
 İletişim
 Reklam
 Gizlilik İlkeleri
 Kim Bu Editör?
 SON BASKI
 PDF (~250-300KB)

 Milenyumun Mandalı : Sait Haşmetoğlu

Milenyumun Mandalı

Rüyamda gördüğüm o güzel insanlar kendi ellerimizle kendi sonumuzu hazırladığımız bu kısır süreci anlatmak istiyor değillermiydi? Evler..? Apartmanlar...? Otomobiller...? Doğadan kopup camlar arkasında bir hayata çekilme hikayesi...?

Böylesine yeni ve evrensel boyutlu bir kavrayışa eriştiğim için sonsuz bir sevinç duyuyordum. Büyük bir bencillik ve kıskançlıkla sadece kendime sakladığım bu büyük sırra ermenin tarifsiz zenginlik hissi günlerce çalkalandı içimde. Kendimi insan yapısı binalar altında yok olan doğanın koruyucusu gibi görmeye başlamıştım.


Dikmen Tepeleri, Atakule, Gazi Osman Paşa gibi yüksek yerlerden Ankara'ya bakarken rüyamdaki o adamın "işte bu senin prangan!" diye önüme attığı o enine ve boyuna çizgileri tekrar tekrar yakalıyordum adeta Ankara'nın apartmanlara teslim olmuş semtlerinde... Küçümseyen gözlerle baktığım apartmanlarda doğaya karşı işlenmiş ve yarınlara malolacak cinayetlerin izlerini görüyor gibiydim adeta. Artık yaprakların ve dalların yeniden yeryüzünün hakim malzemesi haline getirilmelerini sağlayacak yeni bir davanın eri olarak görüyordum kendimi...


Fakat bir sabah hiç gerekmeyen, derin bir şüpheyle uyandım! Yanıldığımı, o uyanış rüyasının gerçek anlamının bu olmadığını düşünüyordu tüm benliğim ve ben, uyku sersemi bir vaziyette, adeta bir otobüsü saatler önce kaçırmış olduğunu fark eden bir yolcunun panik haliyle o düşünceden diğerine geçiyordum.

Bulduğumu sandığım sır tamamen benim dışımda olan, küresel düzeydeki meselelerdi... Oysa rüyamdaki o genç kız ile genç adam bizzat bana hitap ediyor, beni uyandırmaktan ve bana birşeyler öğretmekten bahsediyorlardı. Bu yüzden daha özel bir şeyler olmalıydı mesajlarında... Benim düşüncelerim, benim sorunlarım, benim kaygılarım, benim davranışlarım ve benim sıkıntılarımla ilgili bir anahtar olmalıydı bu rüyanın arkasında... Dünyanın en büyük sorunlarını değil, kesinlikle bana özgü, bana ait birşeylerdi anlatmak istedikleri...!

Artık sadece bunu düşünüyor, o rüyayı yeniden yaşamak ve bu sırrı çözmek istiyordum. Kendimi tamamen bu işe vermiştim; hiç birşeyi fazla düşünmeden, adeta rölantide çalışan bir otomobil motoru gibi düşük takatte çalışıyor, işe gidip gelmek ve yemek yemek dahil hemen her konuda alışageldiğim şeyleri alışageldiğim şekilde yaparak, zihinsel enerjimin tamamını bu konuda yoğunlaştırmaya çalışıyordum.

Düşünürken bazen iki parmağımla yatay ve dikey çizgiler çizerek o prangayı canlandırıyordum gözlerimin önünde... Bir akşam bu arayışla kaldırımlarda öylesine yürürken dalgın gözlerle baktığım bir vitrinde zihnimdeki prangayı temsil eden o enine ve boyuna çizgileri bir kol saatinin üzerinde gördüğüm an beynimde şimşekler çaktı...


Biz kalıplarımızı cadde ve sokaklarımıza değil, zamanın tam üzerine yerleştirmiştik! Tüm zamanlarımızı o kalıp şekillendiriyordu! İşte bu yüzden kendi doğal çevremizden uzaklaşmış, kendi doğal yeteneklerimizi kullanarak birer yarış atı haline gelebilecekken o kalıplara uyup birer dolap beygiri haline gelmeye çabalıyorduk!

Geri - 67 - İleri





Sitemiz ve sanal gazetemiz MS Internet Explorer 4.0+ ve 800x600 Res. için optimize edilmiştir.
Dizayn, programlama, uygulama ve yayınlama: Cem Özbatur