Fincanın İçindekiler


Fincanın İçindekiler


Fincanın İçindekiler


Fincanın İçindekiler




KAHVE MOLASI
YAYINCILIK HİZ.LTD.ŞTİ.
E-Mail: dergi@kmarsiv.com


Dergimizi arkadaşlarına
önermek ister misin?





2 AYLIK KÜLTÜR, EDEBİYAT DERGİSİ




Yorum yazmak ister misin?

Teşekkürler / 31.08.2010 17:28:58
Teşekkürler

tarık / 12.07.2009 13:27:22
ben ne siteyi nede yazılanları beğenmedim... NE kadar bu kadar abarttığınızıda anlamış değilim..

berika arslan / 17.03.2009 22:40:32
ne zmn yenilenecek baska seyleri barındıracak bu site acaba????

Real_Karizma / 26.01.2009 00:40:21
Real_Karizma

ai mer tekin / 12.10.2008 13:18:12
Arkadaşlar bence çok gecen daha iyi bilir. çünkü gezen kişi neyin nerde oldugunu ve nasıl oldugunu bilir.



elif / 5.10.2008 19:08:27
merhabalr ben elif. Henüz yaşım küçük ama büyüyünce yazar olmak bir numaralı hayalim.Bu dergide bunla ilgili yardım alabilirim galiba en kısa zamanda bende birşeyler yazıp yolluycam

tolga / 26.06.2008 10:34:33
yazılanlar çok güzel herkese çok teşekkürler.ben caf67@windowslive.com dayım hepinizi bekliyorum.görüşürüz bye

ayşsnur / 24.05.2008 22:10:23
Çok güzel bir site ve dergi tebrik ediyorum.Başarılarınızın devamınızı diliyorum.Bende ilerde yazar olmayı çok istiyorum.İnşallah Allah'ın izniyle olacağım ve bu arada benim bir sitem var girmek isterseniz web adresim:nur93nur.sitemynet.com

uzman / 26.02.2008 19:22:41
bence okuyan

batlamyus@windovslive.com / 23.01.2008 20:22:39
'' hayatını tekrar tekrar aynı hayatı yaşıcakmışsın gibi yaşa, istemediğin bi durumla karşı karşıya kalmışsan ve buna boyun eğiyorsan, diğer hayatlarında da aynı şeye boyun eğceğini düşünerek, sen en güzeli boyun eğme, bu böyle gitmez; bi şeyi çokmu istiyosun, ama buna cesaret edemiyomusun, diğer hayatlarında da bu şeyi çok isteyip hiç bi zaman cesaret etmediğin için ulaşmıycaksın, o yüsden sen en güzeli aş kendini, yap yapmak istediğini ki sonunda en mutlu şekilde yaşayabileceğin bi kısır döngü oluşturabilmiş ol''.

BERİKA ARSLAN / 6.01.2008 15:20:31
Bizlere böyle eşsiz bir siteyi sunduğunuz için kahve molası çalışanlarına teşekkür ederim

Melike Kırbaş / 6.01.2008 12:07:36
Bireysel kaynak ve çabalardan yola çıkan ve tümevarım yapıdan yola çıkarak bulunduğumuz andan keyiflenmemizi sağlayan çabalarınız ve de sunduğunuz olanaklar dünyası için teşekkür ederiz.

Sevgilerimle.

melikekirbas@gmail.com



Melike Kırbaş / 5.01.2008 15:38:20
Bireysel kaynak ve çabalardan yola çıkan ve tümevarım yapıda bulunduğumuz andan keyiflenmemizi sağlayan çabalarınız ve de sunduğunuz olanaklar dünyası için teşekkür ederiz.

Sevgilerimle.



Ayşe / 14.12.2007 23:26:43
yaaaaaaa..... hala edinemedim dergileri... okuyan biri özetini anlatsın bari:). iyi olduğuna şüphem yok. emeği olan herkesin beynine yüregine emeğine sağlık. sevgiler.....

asdsdas / 10.12.2007 10:14:12
sadasdasd

MUSTAFA TAHİR ÖNCEL / 17.07.2007 22:55:55
CAN
CANA CAN KATAN BİR SEVGİYSE EĞER
SEVGİ GÖNÜLLERE HAKİMSE EĞER
SEVGİNİN BİR DEĞERİ GÜLÜMSEMEYSE SENİN İÇİN
BİR GÜLÜMSEMEN DEĞER BENİM İÇİN


MUSTAFA TAHİR ÖNCEL / 17.07.2007 22:50:00
SİZİN YİNE DERGİLERİNİZ ÇIKMADIMI? TAM TAMINI BU SAYILAR İKİ SENE ÖNCEYE AİT İNSANLARI YENİ DERGİLERLE BULUŞTURMANIZI İSTİYORUM
SAYGILARIMLA


Osman Kadri Koca / 22.04.2007 00:25:02
Çalısmalarınızla kattığınız değerler için teşekkür ediyor başarılar diliyorum osmankadrikoca@aol.co.uk


alev yavuzkan / 9.03.2007 01:53:26
merhaba tekrar. dergime yeniden kavuşmak istiyorum. adresime ulaşmıyor iki üç haftadır. nerdesiniz. okuyamadım mı üzülüyor üzüldüm mü çekilmez oluyorum.
adresim : alevyavuzkan@hotmail.com

hoşgeldin kahve molası diyebilmek istiyorum.


alev yavuzkan / 9.03.2007 01:50:39
merhaba. derginizin daim üyesiydim. ama üç haftadır dergi ekranıma ulaşmıyor. problemi anlayamadım. sizden uzak kalmak, kahve molasını okuyamamak beni mutsuz kıldı. en yakın zamanda adresimde görmek dileğiyle. sevgiyle kalın.
adresim :
alevyavuzkan@hotmail.com


payroşa / 17.02.2007 20:37:22
tango harika bir dans

SEMA NUR / 12.02.2007 22:13:03
HARİKA MANYAK Bİ SİTENİZ VAR OKİŞ

Ayşenur / 31.01.2007 15:30:46
Merhaba siteniz çok güzel ilerde yazar olmayı istriyorum ve sizleri siteme bekliyorum htpp//:nur93nur.sitemynet.com

akif / 27.01.2007 18:47:32
siteniz güzel benim sitem http://1www.sitemynet.com
ziyaretçi defterine birşey yazarsanız sevinirim


ALONESX / 3.01.2007 16:16:31
YAZAROLMAK DEĞİL NEDEN YAZAR OLDUĞUN ÖNEMLİDİR........

tolg@_mon@ / 30.11.2006 15:59:23
Issiz bir sonbahar sabahi ufukta beliren gunes topraga gulusecegi sirada,toprak ince uzun boylu gencin gozyaslariyla uykusundan uyandi.o vakit gunes tebbessum bile edemeden yerini onu bastiran kara bulutlara birakti.kendinde gecmis bir sekilde yoluna devam eden genc kendinde ve sevdiklerinden uzak bir yolculuga ilk adimlarini atiyordu.iste bu genc bendim hayallerim ve yazmak istediklerim icin iskeleye koyuldum.bu site sahilde gordugum dalgalarla bugusuyordu,geldi benide basti bagrina.Hersey icin tskrler kitaplarimi basma imkanini bulunca sizlerle paylasacagim...

meyafarkin / 18.11.2006 13:21:30
size üye olmak istiyordumve siz de bu ricamı kabul ettiniz tşk ederim sizin drginizi paul asteri araştırmak icin keşfetmş ve cok beğenmiştim ilk kez. Türkiyenin edebiyata ve sizin gibi dergilerle bu özlemi gideren insanlara ihtiyacı var diye düsünüyorum.

yağmur / 28.10.2006 11:03:03
aynen ama kitapp iğrennnç abiiii.!BEN ÖĞRENCİYİM VE TÜRKÇE HOCAMIZ BİZE ÇOK KİTAP OKUTUYOR.GINA GELDİ YANİ.AMA SİZDE ŞİMDİ YAĞ ÇEKMEYİN.GÜYA İYİ ÖRN.OLUYORSUNUZ.AMA BU MEMLEKETE İYİ BİR İNSAN ZOR EMEK VERİR.ÇÜNKÜ ŞEREF KAVRAMI YOK.BİZ ÜNİVERSİTEDE BÖYLE DÜŞÜNÜYORUZ,ARKADAŞLARLA.SÖYLEDİKLERİMİ HAKARET SANMAYIN.ÇÜNKÜ BEN TÜRKİYE'Yİ ÇOK SEVİYORUM.SAYGILARIMLA.. :)

gulsah / 7.09.2006 21:09:06
ya bu dergide herkes kfasınca konuşuyo sesimi duyan varsa bana bi cvp yazsın hiç bişey anlamıyorum yazdıklarınızdan

gülşah / 27.08.2006 11:18:46
ben burdan türkiyedeki insanlara sesleniyorum güvende deiliz sokaklar tehlikeyle dolu her an herşey olabilir mafyalar çeteler kol geziyoo nebiiçim bi ülke olduk bence topluca terapiye ihtiyacımız var

Nadya Alpkonlar / 3.07.2006 09:44:10

Üşenmeden, uzun uzun, çok degerli yorumlar
yazan herkese buradan teşekkür ediyorum.

Baışla, sağlıcakla, sevgiyle kalın.


Ayşenur Bayrak / 20.06.2006 20:03:09
Derginizi okumadım ama yazar olmayı düşlüyorum.Büyüyünce olacağım.Eğer birgün ayşenur bayrak ismini kitaplarda görürseniz sakın şaşırmayın 8. sınıfa geçtim.Arkadaş olmak isteyen varsa adresim nur93nur@mynet.com dur şaka yapmıştım arkadaşlık konusunda ciddiye almayın

tugül / 8.06.2006 21:47:57
derginizi çok beğendim ve mümkün olursa bu dergide yazar olmak istiyorum acaba bu mümkün mü?

*D*E*L*İ*C*İ* / 28.05.2006 20:12:39
AZİZBAYSAL SEN BİR DEZTAN YAZMIŞSIN BUKADAR ŞEYİ YAZACAĞINA YAZAR OLSAN DAHA İYİMİŞ


baba / 17.05.2006 21:52:08
offfffffffffffffffffff

ceyda / 16.05.2006 16:54:43
tabikide çok ama çok gezennnnnnnnn bilirr
kitaplarda sadece okuruz yaşayamayız, gezdiğimiz yerlerde görürüz yaşarız ....


buse / 18.04.2006 16:11:53
nasısınız dergiyinizi çok seviyorumöptüm,hoşçalalın.çal.

ekin zengin / 16.04.2006 21:48:49
Bence gezenin daha bilgisi vardır. Çünkü gezerek öğrenme de insanların aklın da daha bilgi kalır.kısacası gezerek öğrenmenin yararları vardır

bam and bam / 30.03.2006 18:56:16
ben almanyalıyılım ama turkiyeye geldik arkadaşım ve kitap okumayı çok seviyoruz.

aRmAğAn / 30.03.2006 18:54:52
ya ben kitap okuyanları çok sevitorum ayıp olmasın ama kitap okmakta okulumu yönetiyorum.çok değer verdiğim kişilere selamlae.herkese bay.

Dünya / 30.03.2006 18:50:51
bence turistler çok okuyor b yüzden çok çalışkanlar ah keşke bizde öyle olabilsek.herkese selam

birsen / 6.03.2006 22:20:11
okumadan adam olunmuyorsa okumadan bilemezsin de görmek ya da göstermek birşey ifade etmez

fikret / 4.03.2006 18:18:05
çok değişik fikirler hepinizi tebrik ederim ben bu drgiyi hiç okumadım ama okumak isterdim bu derginin daha tanınmış olması gerekirdi ama tahminim şu ki yeterince tanınmıyor bence bunun için birşeyler yapın

memet / 14.02.2006 10:01:44
bana göre gezmek daha iyi örneğin turistler gezerek birşeyler ögrenmeye çalışiyorlar


kardelen / 10.02.2006 15:25:40
ÇOK GÜZEL BİR DERGİ GERÇEKTEN KAHVE MOLASI VERİLECEK YER

fahri yiğit / 2.02.2006 14:46:15
gerçekten de mola verildiğinde kafa dinlemeye
güzel bir site


zuhal / 23.01.2006 00:49:25
tamam herşey çok iyi herşey çok güzel herkese çok teşekkür ederim ama ben başka bir konuya değinmek istiyorum.geçenlerde bir akrabama gelen bir e-mail beni çok üzdü.e-mail de satın aldığımız her cocacolanın her nestle çikolatanın ırak taki,afganistan daki minicik bebeklerin vücuduna giren kurşunlara dönüştüğü anlatılıyordu.Bugüne kadar cocacoladan vazgeçemeyen ben,kafası kopmuş bebek vücudu görünce yemin ettim bunu avazım çıkıncaya kadar bağırmaya ve fırsat bulduğum heryerde dile getirmeye...lütfen bu konuda artık duyarlı olalım..bu ürünleri satın alarak onlara para kazandırarak dünyayı onlara veriyoruz ve bizim bu paralarımız birsüre sonra başımıza bomba olarak bizlere ve tüm masumlara geri dönüyor...lütfen duyarlı olalım...

harun akmansoy / 20.01.2006 19:35:46
ben kendimi buraya yakıştırmak istemiyorum çünkü o kadar güzel bir dergi ki keşke herkes okusa ve biliçsiz toplumumuz anlayışlı bir hale gelse diye düşünüyorum burdan herkese sevgilerle...



1


münir davultyaş / 20.01.2006 19:30:19
içeri çok güzel uslup olarak akıcı bir anlatım söylenecek fazla bir şey yok tebrikler..

sinan / 14.01.2006 12:51:19
Bir Guzele Sevdalandım Hayattan beter Oldum!!!
Yalan sız SevdaLarın Pesıne Duser Oldum!!!
hergun cile cekmekten kendımı arar Oldum!!!
yalnızlık Kaderımız Olmus Yazılmıs!!!

sevdanın adına Can verecektım
Bir zalım ıcın kendımden gececektım
sonu olmayan bır yola dusecektım
yalnızlık kaderımız Olmus yazılmıs...


papatya / 29.12.2005 20:09:02
kitap fiyatları çok yüksek türkiyede de şartlar uygun değil yeni çıkan bir kitabı orta gelirli bir aile alamıyor.kitap fiyatları biraz indirilmeli

gülşah / 29.12.2005 18:39:12
evet kitap okumayan bir ülkeyiz ama ben genede kitap okuyorum

filiz / 26.12.2005 10:54:43
sevgili tuba yazdıklarınza katılmıyorum..okumayan bir toplum olduğumuz doğru ama basının hiçmi suçu yok..asparagas haber yaza yaza artık güvenilmezliğin zirvesine çıktılar.tekil düşünmemek gerek iğneyi birazda basın yazarlarına batırmalı.reyting uğruna körü körüne haber yapılmamalı.

gülşah / 5.12.2005 23:49:30
cok uzun olduğu ıcın anlıyamadım ama sunu soylemek ıstıyorum kı km nın ne ışı var bu fıkrada diyorum

Azizbaysal / 20.11.2005 15:02:32
(kaydet tuşuna yine kim bastı?....)

evet "basılmadıkça" hiçbir anlam ifade etmiyor. Bu noktada, güzelim yazıları sanal alemin boşluğundan kurtulmanın çaresine bakmalıdır.

Yapılacak iki şey var:

1- KM'de yayınlanan yazıları nitelikli olanlarını KM-SEÇME YAZILAR adıyla kitaplaştırmak,

2- KM'de yayınlanan yazıların nitelikli olanlarını KMD'ye aktarmak. (Bu seçenek KMD kurallaına aykırı demeyin sakın. Aykırı bile olsa kural daha önce çiğnenmiş.)

Aslında ben birinci seçeneği biraz daha "abartarak" KM'deki tüm yazıların basılmasını da "hayal etmiyor" değilim ama bunun mali külfeti sanırım çok ağır olur.


Azizbaysal / 20.11.2005 14:52:26
KMD'nin 5. Sayısına İlişkin Öneriler - II

KM'yi tanıyana dek ekrandan yazı okuyan biri değildim. Okuyacağım yazı, "basılı" olmalıydı ve ben onu elime alabilmeliydim. KM'yi tanıdım ve bu alışkanlığım hafiften kırılmaya başladı. BUna rağmen, internet ortamında yayınlanan yazıların hala "su üzerine yazılan yazı" olduğuna inanmaktayım. Evet, KM'de çok güzel öykü, deneme ve şiirler yayınlanıyor. Fakat, biraz eski kafalı olduğum sonucunu çıkarabilrsiniz bundan ama, bu yazılar "basılmadıkça


Azizbaysal / 19.11.2005 12:45:32
KMD’NİN 5. SAYISINA İLİŞKİN ÖNERİLER

KMD’nin 5. sayısının hazırlık aşamasında olduğuna ilişkin duyumlar alıyorum. Öncelikle dergiyi hazırlayanlara kolay gelsin demek isterim. Emekleri zayi olmaz inşallah. 5. sayı çıktıktan sonra birtakım eleştirilerde bulunmak yerine, dergi çıkmadan birtakım önerilerde bulunmak istiyorum. Dikkat çeker mi, dikkat çekerse dikkate alınır mı bilemem. Ben sadece “sıradan bir KMD okuru” olarak üzerime düşen vazifeyi yapmak isterim.

· KMD iki ayda yayınlanması tasarlanan bir dergi. Şu an Kasım ayının sonlarındayız. 6. sayıyı okumakta olmamız gerekirken, henüz 5. sayı bile çıkmış değil. Acaba çıkarılacak bu nüshanın ortak sayı (5 ve 6) olması düşünülüyor mu? Pek çok edebiyat dergisinin bu yöntemi uyguladığı malumunuzdur.
· Kendi beğeni ve zevk anlayışıma göre, eline kalem/klavye yakıştığını düşündüğün ve yeni sayıda mutlaka bir yazısının olması gerektiğine inandığım KM yazarlarından birkaçı şunlar: Leyla Ayyıldız, Ayşenur Güven, Nuri Merzi, Cumhur Aydın, Ömer Akşahan, Seda Demirel, Elif Eser, Tuba Çiçek, Ahmet Şeşen, Tan Doğan ve Mete Kaynaroğlu.
· KM’de son günlerde dikkatimi çeken üç yazar daha var : Faik Murat Müftüler, Serap Ezgi ve Nihat Turan. Bu üç yazarın derginin yeni sayısında öykü ya da denemelerinin yer alması, kanaatimce derginin kalitesini artırır.
· Sayfa sayısının her sayıda biraz daha azaldığını tespit ettim. 110’dan 80’e doğru gerileme var. Bilinçli bir tercih midir, yoksa yazı azlığından mı kaynaklanıyor merak ettim. Sebebi ne olursa olsun, sayfa azalması hayra alamet değil. Bir denge tutturulsa daha doğru olur. (Bu sayının ortak sayı olması kararlaştırılırsa elbette sayfa sayısının ona uygun olması gerekir.)
· Mizah içerikli yazılar mutlaka olsun.
· Şiirlerde daha seçici davranılmalıdır. Önceki sayılarda okuduğum şiirlerin pek azını kayda değer buldum. KM’nin “Tadımlık Şiirler” bölümünde yayınlanan pek çok şiir, KMD’de yayınlanan şiirlerden daha kaliteli. Yayın Kurulu’nda şiirden iyi anlayan ehliyetli bir kahveci yok mudur?
· Konusu aşk-ayrılık-aldatma-kadın erkek ilişkileri vs. olan yazılar (öykü ve denemeler) “belli bir sınırda” tutulsun.
· Kitap ve yazar tanıtımlarında, yerli yazarlarımıza ağırlık ve öncelik verilsin.
· Son iki yazıda “tango” ve “caz” üzerine iki müzik yazısı vardı. Yerli müziğimiz üzerine incelemeler okumayı da arzu ederiz.
· Gezi yazıları çok yer kaplıyor. Gezici arkadaşlar lafı çok uzatıyorlar. Mümkünse daha kısa olsun.
· Burç köşesinin gerekliliği konusunda ciddi şüphelerim var.
· Tefrikalı yazı olmasın. İki ayda çıkan bir dergide tefrikalı yazı yayınlamak bana abes geliyor.

Dergiyi hazırlayanlara bir kez daha kolaylıklar dilerim. Çıkacak sayıyı merakla beklediğimi bilmelerini isterim. Sevgiyle kalın.


Ömer Davultaş / 11.10.2005 12:32:10
Sevgili Aziz,

Ben Reşit olduğumda kuşlama devrinin sonlarındaydık ayrıca reşit olmadan evelde
o işlerle uğraşmıştım. Sezgilerin seni yanıltmamış. İletişimde rüzgar en iyi dostumuzdu. Şimdilerde Kargo,E mail vs teknoloji gelişti tabi. İkarus Otobüsün havalandırmasından yaparken yakayı da ele verdiydik.Son iki dizesi hariç çok eski bir karalamadır.

Sevgiler,


Aziz Baysal / 8.10.2005 11:32:05
BU BAP, KAHVE MOLASI DERGİSİ’NİN 4. SAYISININ AHVALİNİ BEYAN EDER...


I. Başlangıç

Onbeş gün daha bekleyemedim. Bankadaki itibarımı krediye çevirerek biraz daha nakit çektim, cumadan çıkar çıkmaz bir otobüse bindim ve Dost’un yolunu tuttum. Rafların arasında KMD’nin yeni sayısını görmemle satın almam pek çabuk oldu. Deniz kokan kapağına dokunduğumda, hiçbir KM’cinin asla anlayamayacağı tarifsiz bir zevk aldım. Bu derginin çıkmasında hiçbir emeğim yok, biliyorum. Ne sahibiyim, ne sorumlusuyum, ne editörüyüm, ne yazarıyım, ne çizeriyim, ne dağıtıcısıyım, ne de satıcısı. Fakat şunu da biliyorum ki, bu derginin en esaslı kişisi benim, çünkü ben “okuyucusuyum”. “Ben” okuyabileyim diye bu dergiye onca “emek” verildi.

KMD’nin yeni sayısını satın alacak olmanın heyecanıyla otobüste giderken, aklıma meftunu olduğum ve sürekli takip ettiğim eski dergilerim geldi. İlkokul öğrencisiyken “Türkiye Çocuk” alırdım. Ortaokulda “Gırgır”a terfi etmiştim. Lisedeyken bizimkiler “Cıngar” çıkarmıştı, bende aralarına katılmıştım. Üniversiteyi atlıyorum, çünkü içinizde çok iyi yazdığı halde, okumasını hala sökemeyenler var. Kimsenin derme çatma kurduğu pejmürde kategorilerde yer almak istemem. Üniversite bitti, hayat başladı. Dergileri takip etmeyi sürdürdüm ama her hafta ya da her ay aldığım düzenli bir dergim olmadı bu safhada. Son aylarda fiyatlarında indirime gittikleri ve daha okunabilir bir içerik hazırladıkları için haftalık haber dergilerinin nerdeyse hepsini düzenli olarak satın alıyorum.

Bu gereksiz malumattan sonra, KMD’nin 4. sayısını masaya yatıralım artık, ne dersiniz?

KMD’nin 4. sayısını okumuş olanların zihnine yeni bir “hareket”, okuyacak olanlara “ha gayret”, okumayı henüz düşünmeyenlere “merak ve hayret”, okumayı hiç düşünmeyenlere “sağlık ve afiyet”, editörün de kesesine ve kalbine “bereket” diyerek alıyorum sazı elime... Aşk ile buyrun:


II. Düzyazılar

· “Editör’den” – Cem ERBATUR: Anladığım kadarıyla KMD’nin mali vaziyeti pek iç açıcı değil ve bu yüzden istikbali de pek parlak değil. Bir önceki sayıdaki onca sızlanmaya rağmen bir arpa boyu yol alınamamış. Valla bu hususta bana hiç güvenmeyin. Her sayınızı büyük bir hevesle satın alacağımdan ve keyif alarak okuyacağımdan emin olabilirsiniz. Lakin; abone bulmak, reklam bulmak, birkaç adet fazla satın alıp eşe dosta bedavadan dağıtmak, hele hele yazılarınızı birilerine okutmak gibi sosyal faaliyetlere bulaşmaya hiç niyetim yok.

· “Kurt Rosenwinkel” – Burak R. SAT : Caz tutkunu olduğumu söyleyemem. Fakat, merak etmeyin sevmediklerine/bilmediklerine düşman olanlar familyasından değilim, çok şükür. Yazıyı ilgiyle okudum. Caz ve Kurt Rosenwinkel hakkında esaslı malumat edindim. Cahili olduğum bir konuda aydınlandım. Yazarına derleyip toparladığı bu bilgileri bize sunduğu için teşekkür ederim.

· “Hasretlik” – Gülendam OĞUZ : Bu metin şiir mi, düzyazı mı? “Fincanın İçindekiler” sayfasında, şiir kategorisine sokulmadığını ve diğer düzyazılarla birlikte sıralandığını gördüm. Buna karşın, diğer şiirlerde olduğu gibi açık kahverengi arka planda ve italik yazılmış. Ya editörün aklını karıştıracak ölçüde karmaşık bir metin var elimizde –ki hiç öyle olduğunu sanmıyorum, aksine gayet basit- ya da bir ihtimamsızlık var bu işte. Aslında benim açımdan metnin şiir mi, düzyazı mı olduğunun fazla önemi yok. Çünkü zarfın dışında ne yazarsa yazsın, mazruftan hoşlanmadım.

· “Denize Adam Düştü” – Seyfullah ÇALIŞKAN : KM sitesinde sıkça yazılarına tesadüf ettiğim Seyfullah Çalışkan’ın ilk kez bir öyküsünü okudum. İyi bir anlatıcı. O kadar iyi anlatıyor ki, okurun merak ettiği herşeyi açıklamaya çalışıyor, hiçbirini boş geçmiyor. Bazı hususları ardına kadar açmasa, okurun kafasını çalıştırmasına izin verse, tüm gizleri apaçık önümüze sermese... (Şimdi, bazı aklıevveller diyecek ki, “o kadar çok şey biliyorsan, sen de yaz bir öykü görelim”. Efendiler, bir yemeğin tuzlu mu tuzsuz mu olduğunu söyleyebilmek için usta bir aşçı olmak gerekmez. Beni mutfağa sokmayın lütfen, bunca iş-güç arasında.)

· “Mancınık-Ayranı Budur Yarısı Sudur” – Tuba ÇİÇEK : Tuba Hanım’dan, ne yalan söyleyeyim, şöyle eğlenceli bir yazı bekliyordum. Ne gerek varsa ve kim ona “sen ciddi yazı yazamazsın” demişse, tutmuş somurtkan, ihtiyar tavırlı, herkesten şikayet eden ve bağırıp çağıran bir yazı yazmış. Yazdıklarını zaten herkes çok iyi biliyor ve kabul ediyor. Kimsenin itirazı yok yazdıklarına. Lakin, malumun ilanı gibi olmuş. Yeni bir şey yok.

· “Bütün Kitaplarına Doğru-I, Julian Barnes” – Cumhur AYDIN : Julian Barnes’in kim olduğunu ilk defa bu yazıyla öğrendim. “Seni Sevmiyorum” ve “Aşk Vesaire” kitaplarını randevu defterime kaydettim. Cumhur Bey’in şu sözleri çok hoşuma gittiği için buraya almak istiyorum: <”Aşk üzerine söylenmedik ne kaldı?” diye dudak bükmeyin! Söylenecek söz olmaz olur mu? ‘İnsan’ var oldukça!>

· “Rakı İçilir Kör Agop’ta” – Laura AVADAR : Rakıyla aram pek iyi değildir. Nadiren içenlerden bile değilim. Fakat çelişkiye bakar mısınız, dergide ilk okuduğum yazı işte bu oldu. Ramazan ayının girmesine 4-5 gün varken, son bir günaha mı girsek acep?

· “Oynamak II” – Sedat TÜVAR : İyi bir polisiye öykü/roman okuru olduğumu söyleyemem. Merak edip hiç Ahmet Ümit kitabı da almış değilim. “Oynamak” anladığım kadarıyla polisiye bir öykü. Birinci bölümü önceki sayıda yayınlanmıştı. Bu bölümde de bitmediğini görüyorum. 2 ayda çıkan ya da 2 ayda çıkarılması düşünülen bir dergide, böyle tefrikalı öyküler yayınlamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Burası “arkası yarın” kuşağı değil ki? Hatta arkasının gelip gelmeyeceği bile meçhul. (Yazmadan geçemeyeceğim, Fuat ve Suzan’ın, Can’la bu kadar çabuk ahbap olmaları bana oldukça absürd göründü. Öykünün aksak bacağı işte burası. Bu arada Fuat’ın istikbalini de pek parlak görmüyorum. Can, Fuat’a bir iyilik (!) düşünüyor gibi.)

· “Fırat’a Sevdalıların Kenti Halfeti” – Cüneyt GÖKSU : Bırak elindeki dergiyi bir tarafa, üzerine bir oduncu yeleği al, giy ayakkabını, doğruca AŞTİ’ye git ve Halfeti’ye giden bir otobüse bin!... 10 sayfayı bulan bu uzun yazıyı okurken, aklımdan çıkmayan tek düşünce işte buydu: Herşeyi yüzüstü bırakıp Halfeti’ye gitmek!... Yazar, öylesine iştahlı, öylesine kışkırtıcı anlatıyor ki, hani “Halfeti’ye görmeyen adam değildir” demeye getiriyor. “Halfeti’yi görmeyene kız verilmemeli” ya da “Halfeti’yi görmeyen ölsün daha iyi” sözleri de söylenebilir pekala. Cüneyt Bey okurun gönlüne Halfeti’yi görmek ateşi düşürmek için bu yazıyı kaleme aldıysa, amacına ulaştığını söyleyebilirim. Üç vakte kadar Halfeti’ye gideceğime söz veriyorum. Fırat’ı, Değirmendere’yi, Rumkale’yi görmek pek zor değil de; oradaki insanların su altında kalan geçmişlerini, hayallerini, çocukluklarını hatta geleceklerini de görebilir miyim, ne dersiniz?

· “Yüreğim” – Serra TOPAL : Bu yazıyı talihsiz bir zamanımda okuduğumdan olsa gerek, pek tat alamadım. Duyarlı ama gayet şifreli bir anlatım var. Çok beğenenler çıkabilir. Daha talihli bir zamanımda yeniden okumak isterim.

· “Renkler” – Merih GÜNAY : Güzeldi. Sıkılmadan okudum. Lakin, diyaloglar pek ustaca değildi. Yapmacık tavırlı, sahici olmayan bir yanı vardı. (Adamcağız rol yaptığı için onun konuşmasının yapmacık kokması doğal ama ya “bayan”ın?)

· “Işığı Çalamazlar” – Derya BERRAK : Şükufe Nihal, sadece ismen bildiğim, hayatı hakkında malumat sahibi olmadığım ve herhangi bir kitabını okumamış olduğum bir yazardı. Derya Hanım, üç sayfada çok güzel anlatmış Şükufe Nihal’in hayat hikayesini. Fotoğrafların kullanılması da isabet olmuş. Oldukça dramatik bir sonla biten fırtınalı bir hayatı olmuş Şükufe Nihal’in. Hüzünlenmemek elde değil.

· “Namus” – Ayşenur GÜVEN : Olmayan (!) Cheratte’yi biz KMD okurlarına tanıtan Ayşenur Hanım, bu sayıda ülkemizdeki namus cinayetleri sorununa parmak basmış. Yazdıkları fevkalade önemli konular. Bu önemli konuyu bulandırdığımı sakın ola kimse düşünmesin ama yazıyı okurken benim bütün dikkatim tek bir kelimede toplandı: “Yasayıcı”. Şunca yıldır “kara kaplı kitaplardaki kelimelerin bitmeyen yolcululuğunu” takip etmekteyim ama bu kelimeye ilk defa rastladım. “Yasayıcı” sözcüğünün, “yasa koyucu” ya da “kanun koyucu” anlamında kullanıldığını anlamamış değilim. Fakat, yeni kelimeleri kullanmaya teşne hocalarım dahil, hiçbir meslektaşımdan bu kelimeyi işitmemiştim.

· “Kapılar Kapandı” – Elif ESER : Bağlanmanın, aldatılmanın ve ayrılmanın arkaplanı; olabilecek en içten bir dille ve gayet ustaca anlatılmış. Kişi isimleri ve şarkı sözleri de, anlatılmak isteneni destekler mahiyette. Beğendim. Yazarını tebrik ederim.

· “Mimarca-UIA İstanbul 2005” – Rana Aslanbay AYDIN : Temmuz başında İstanbul’da yapılan Uluslararası Mimarlık Kongresi hakkında bir değerlendirme yazısı. Konu ilgi alanıma girmiyor ama yine de yazıyı okudum. Sadece “pazaryeri” kavramına takıldım. İlgili paragrafı birkaç defa okudum ama pazaryerinin ne demek olduğunu anlayamadım.

· “Ihlara/Karballa” – Nuri MERZİ : Cevabı bir türlü verilemeyen bir soru vardır hani: Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?... Bu sorunun cevabını KMD’nin 4. sayısında bulabileceğim hiç aklıma gelmezdi. Nuri Hoca, Kapadokya’ya gitmiş, epey bir yer görmüş, bilgisini görgüsünü artırmış, fakat bir yandan da Hesse’den Kozanoğlu’na kadar farklı iklimlerin yazarlarını elinden düşürmemiş. Hem gezmiş, hem okumuş; hem okumuş, hem gezmiş... Kapadokya’nın sadece bugününü değil, binlerce yıl öncesini de gezmiş... Bize de “çok okuyan mı bilir, yoksa çok gezen mi?” sorusunun cevabını armağan etmiş. Teşekkür ederim sayın hocam!...

· “Görsele Açılan Pencereden-Bak Gör Yaz” – Serpil YILDIZ : Fidel Kastro’nun işaret ettiği bayrak hangi ülkenin bayrağı? Küba bayrağı değil, bizim bayrağımız hiç değil, ABD bayrağı da olamaz... Bayrağı teşhis edemediğim için yazacak bir altyazım yok.

· “Gittiğin Yerdeyim Şimdi” – Suna A. KELEŞOĞLU : Yazar, Fransa’nın batısına yaptığı hayali ya da gerçek bir yolculuğu anlatıyor. Yazara iki sözüm var: 1- Sylive’yı yanınıza almakla gayet iyi bir iş yapmışsınız yoksa yolculuk pek sıkıcı geçecekti. Yani okur açısından demek istedim, sizi bilemem. 2- Yazınızdan geriye sözünüz kaldı belleğimde. Bu kadar...

· “Maraş Notları, Haziran 2005” – Gülin AKÖZ : Gülin Hanım’ın yeni bir yazısını okumak beni heyecanlandırdı. Dünyada dolaşmadık yer bırakmadıktan sonra nihayet aklına kendi memleketi gelmiş olmalı ki Maraş’a gitmiş ve hem gezmiş, hem de yazmış... Eline ve ayağına sağlık!.. (Lütfen bu kısmı sadece Gülin Hanım okusun. Özeldir çünkü. Gülin Hanım, beni affedin lütfen. “Avucumda Patikalar” kitabınıza ilişkin izlenimlerimi yazdığım yazı vardı ya hani... Kusura bakmayın, ben o yazıyı yazdığımda kitabınızın 90. sayfasındaydım. Ama hiç merak etmeyin. Ben, hayatımda elime aldığım hiçbir kitabı yarım bırakmadım. Böyle bir kalleşliği hiçbir kitaba yapmadım. Kitabınızın kalanını çok kısa sürede bitirdiğimden emin olabilirsiniz. Özellikle 3. Bölümün “harika” olduğunu söyleyebilirim. Sadece ayaklarınızı götürüp getirmemişsiniz. Kalbinizi ve beyninizi de gezdirmişsiniz. Sizi yürekten tebrik ediyorum.)

· “Özel ve Güzel Semt Pazarları” – Rana Aslanbay AYDIN : Derginin bu son sayısındaki “mizah” eksiğini kapatan tek yazı. Oldukça eğlendirici ve neşeli idi. Yazarını tebrik ederim.

· “Ah Buralar” – Turan BOZKURT : Orhan Veli’nin “böyle de yatılmaz ki...” dediği gibi, “böyle de uzun yazılmaz ki...” Evet, çok zengin ayrıntılarla bezeli bir “şiir” var önümüzde. Deli bir ırmak gibi çağıldıyor. Kulağımıza gelen, mekanlar ve zamanlar arasında nerede duracağını bilemeyen ele avuca sığmaz delişmen bir ruhun sesleri... Lakin iyi güzel de bir türlü bitmek bilmiyor arkadaş! Oku, oku yok sonu!... Bir yerden sonra iyice sıkıldım. Fakat inat ettim ve bitirdim “şiiri”. Başka okurların bakış açılarını perdelemek istemem. Belki bu “şiiri” çok beğenecekler bile çıkabilir. Sabrınız varsa buyrun okuyun derim. Deniz çok güzel ama kulaç atmaktan epey yorulacaksınız benden söylemesi!...


III. Şiirler

İyi bir şiir okuyucusu olduğumu söyleyemem. Zaten çok zor şiir beğenirim. Hatta epey bir zamandır, okuduğum hiçbir şiiri beğenmediğimi, sadece bazı mısraları dikkate değer bulmaya başladığımı bile söyleyebilirim. Yani, demem o ki efendiler, bu sayıdaki şiirler beni “sarmadı”. Anlayın artık. Kimseyi incitmesin diye lafı durmadan çevirmekteyim.

· “Dilenci Çocuk” – Özhan BİLGİN : Kelime sayısı kadar ünlem ve nokta işareti var. İşaretlerin çokluğu dikkatimi dağıttı. Zaten bende “dikkat eksikliği” var. Bu iki sebepten dolayı, şiirle birlikte aynı yolda yürüyemedim.

· “Saçma Sapan Kendimle” – Deniz KILIÇ : Birkaç mısra var, ruhumda esintilere sebep olan. “Sonra dönüp kanımı kendi dilimle yalıyorum”, Kimbilir senden sonra kaç kez daha yandım, kaçında söndüm”. Bu kadar... (...)

· “Dünya Düşerken Yetimhanesinden” – Gülcan TALAY : Sadece son mısra: “Yetimdi düşleri.”

· “Asiydi Gözlerimiz” – Ömer DAVULTAŞ : En çok bu şiir üzerinde mesai harcadım. Mısra aralarına merdiven dayayıp sağa sola bakındım, Ömer abi ne anlatıyor iyice anlayayım diye. Okudum, okudum fakat yüreğime sokamadım bu şiiri. (Abi, “kuşlama” ne demektir, rica etsem söyler misin? Birşeyler sezmiyorum değilim ama emin değilim. Sen reşit olduğunda kuşlama devri bitmişti sanırım.)

· “Kırmızı Mustang” – Ersan ERÇELİK : Ayıp değil ya... Mustang sözcüğünün ne demek olduğunu bilmiyordum. Çalışma masamın üzerinden hiç eksilmeyen sözlüğümü açtım, fakat mustang maddesini bulamadım. Aklıma “ekşi sözlük” geldi. Oraya girdim. Bulduğum sonuçlar: 1- Amerika’da yaşayan bir tür vahşi at. 2- Bir araba markası. 3- Bir jean markası. Bu zengin bilgiden sonra şiirin kapılarını açmak daha kolay oldu fakat arkasını getiremedim. Çünkü aklımda hep mustanglar vardı artık. Eyersiz, çıplak bedenleriyle, insansız geniş ovalarda dörtnala koştuklarını, bilinmeyen bir öfkeyle şaha kalktıklarını ve kişnediklerini hayal ettim. Mustangları düşünmek zaten başlı başına bir şiirdi; bu yüzden önümdeki metin bana hiç cazibeli gözükmedi. (Ben otomobillere ve marka giyeceklere düşkün değilimdir, “100 Cevapta” metnini hatırlayın lütfen. Mustang deyince aklıma neden otomobil veya jean yerine, atların geldiğini merak eden olur diye bu paragrafı açma gereği hissettim.)


IV. Geriye Kalanlar

Düzyazı ve şiirlerden geriye fotoğraflar/resimler, reklamlar, bulmaca ve bir adet karikatür kalıyor.

· Fotoğraflar/Resimler : Esefle söylemeliyim ki, fotoğraf ve resimden pek anlamam. Ne fotoğrafçı ve ressamım; ne de fotoğraf ve resim okuyucusu. Belki fotoğrafı ve resmi “anlık bakışlarıma” mahkum ettiğim için, olması gerektiğinden daha az önemsiyorum. Sadece sayfa 45’teki fotoğrafa uzun uzun baktım, hatta döndüm yeniden ve defalarca baktım. Fotoğraftaki kadının bakışlarında inanılmaz bir “yaşa(n)mışlık” var. Steve McCurry’in National Geographic dergisinde yayınlanan meşhur “Afgan Kızı” fotoğrafını anımsattı bana ayrıca. Fotoğrafa bir isim vermek gerekseydi ben “Bakış” ismini uygun bulurdum.

· Reklamlar : Önceki sayıdaki onca yakınmaya, sızlanmaya rağmen sadece “yarım sayfa” ek reklam alındığını görmekteyim. KM çevresinde, Allah eksikliğini göstermesin, her meslekten, her mezhepten, her meşrepten, hatta her memleketten insan var... Buna rağmen, reklam bulunamaması bana çok tuhaf geliyor. Hayret ki ne hayret!...

· Bulmaca – Ahmet ŞEŞEN : Bulmacaya ilk bakışımda, Divriği Ulu Camii’nin kapı figürleri aklıma geldi. Ahmet abi nakkaş mıdır, yoksa fayans ustası mı? Ne güzel “örüntü” yapmış öyle? Sorular da bir alem valla. Mesela: Editörümüzü Brezilya’dan transfer etseydik ne derdik? Ben, “DİDİ” yazdım, olmadı. Cevap 3 harfliymiş. Başka bir tane: Kalemi kuvvetli yazarlarımızdan biri. 10 harfli. “AHMETŞEŞEN” yazdım. Bilmiyorum doğru mu? Bir de şuna bakın: Haftanın en kebap günü... Ben “MOR” yazdım. O da olmadı. 5 harfliymiş çünkü... Vardığım sonuç şu efendiler: 1- Ahmet Abi kendi yazdıklarıyla çelişmektedir. 2- Ahmet Abi, fayans ustası olma hayallerini bulmaca yaparak tatmin etmektedir. 3- Ben Ahmet Abi’nin bulmacalarını asla çözemeyeceğime göre, sayın editörün benim mali durumumu dert edinerek “bulmacayı ödüllü mü yapsak acaba?” diye düşünmesine hiç gerek kalmamaktadır.

· Karikatür – Hüseyin .... : Bu karikatür neyi anlatıyor? 1- Kadının elleri apış arasında ama erkeğin elleri hazır ol vaziyetinde. Ne demek bu? Hüseyin Bey, “erkeğin malı meydanda olur” mu demek istiyor. Zaten, mal niyetine gözüken bir şey de yok ortada. 2- Kadın sabit, erkek devinim halinde. Ne demek bu? Kadın, erkeği parmağında oynatır ya da erkekler çalışır, kadınlar yer... 3- Son olarak aklıma İsrail Bayrağı geliyor. Bilenler bilir, İsrail bayrağındaki düz üçgen kadını, ters üçgen erkeği temsil eder. Erkek her daim aktif ve ayarsızdır; erkeği dengeleyen, erkeği dizginleyen kadındır. Erkek hareketi ve atılganlığı, kadın istikrarı ve dengeyi simgeler. Karikatür, bir açıdan İsrail bayrağını da andırmıyor değil. (Sayın karikatüristin soyadını bilemediğim için yazamadım, kusuruma bakmasın.)


V. En’ler

Sıra en’leri tesbite geldi. Doğrusu bu sayıda en’leri seçmekte epey zorlandım. En’den ziyade eh işte’leri tesbit ettiğim bile söylenebilir.

· En güzel şiir : (Maalesef) Yok.

· En güzel öykü : “Kapılar Kapandı” – Elif ESER (Bağlanmanın, aldatılmanın ve ayrılmanın arkaplanını yapmacıksız bir duyarlılıkla anlattığı için).

· En eğlendirici yazı : “Özel ve Güzel Semt Pazarları” – Rana Aslanbay AYDIN (Sahici ve samimi diyaloglarla pazar işkencesini pazar neşesine tahvil ettiği için).

· En faydalı yazı : “Ihlara Karballa” – Nuri MERZİ (“Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı” sorusunun cevabını verdiği için).

KMD çemberindeki hoşgörü ortamının yeterli seviyede olmadığını düşündüğümden “en kötülerin” tesbitini yine yapmayacağım. 76. sayıdan sonra “en kötülerin” tesbitine başlayacağımı düşünüyorum. (İnşaallah deyiniz efendiler!..)


VI. Sonsöz

KMD’nin 4. sayısına ilişkin kişisel intibalarımı düzyazısından şiirine, bulmacasından fotoğrafına, karikatüründen reklamına kadar aktarmış durumdayım. Sözün nihayetine geldiğim şu noktada, son olarak dergiyi bütünsel açıdan değerlendirmek istiyorum:

· Kıyaslama yapmak gerekirse, 3. sayı, bu sayıya nazaran daha “doluydu”. Bir kere sayfa sayısı daha fazlaydı. (3. sayı 96 sayfa, 4. sayı 80 sayfa). Bu nedenle yazı çeşitliliği açısından 3. sayının yelpazesi daha renkliydi.

· KMD’nin bu sayısında “mizah” eksikliği sezdim. Önceki sayıda Ahmet Şeşen’in, Tuba Çiçek’in ve Seda Demirel’in yazıları okuru tebessüm ettiriyor ve dergiye nefes aldırıyordu. Bu sayıda, Ahmet Şeşen ve Seda Demirel ortadan kaybolmuş, Tuba Çiçek ise işi ciddiyete dökmüş. Dergide sadece Rana Aslanbay Aydın’ın yazısı var okuru tebessüm ettiren. Naçizane tavsiyem, her sayıda 2-3 yazının mizah eksenli olmasıdır. Bu sayı, pek “somurtkan” olmuş sayın editör!

· Biraz müşkülpesent (hatta “sıyırma” aşamasında) bir insanım, farkındayım. 6-7 yerde kelimelerin yanlış yazıldığını gördüm. Düzyazılarda kelime yanlışlığı pek göze batmıyor, zihin daha affedici davranıyor ama aynı yanlışlığın şiirlerde olması fevkalade can sıkıcı. (Sayfa 52, st. 2: Akraba ev-li-liği; sayfa 77, st. 14: P-a-rmaklarının). Bu bilgiyi, dikkatli bir okur olduğumu gösterip aptalca böbürlenmek için değil, daha dikkatli bir dergi hazırlanmasına vesile olmak için yazdım.

· Önceki sayıda yazılarını okuduğum Leyla Ayyıldız’ın, Seda Demirel’in ve Ahmet Şeşen’in bu sayıda olmamasını çok yadırgadım.

· Burç ve tarot köşesinin varlığını ya da yokluğunu tenkit etmeye değer bulmuyorum. Ancak, bulmaca ve karikatür sayfasının her sayıda olması gerektiğini düşünüyorum.

· KMD, “edebiyat merkezli bir kültür ve sanat dergisi” görünümünde. Şiir, öykü ve denemelerin yanısıra; kitap ve yazar tanıtımlarına, gezi yazılarına ve müzik incelemelerine de yer verilerek yazı yelpazesi oldukça geniş tutulmuş. (...)

KMD’nin 5. sayısının, öncekilerden daha “dolu” ve daha “okunaklı” olmasını diliyorum. Derginin hazırlanmasında emeği geçen herkesi yürekten kutluyor, azminiz ve çabanız eksilmesin diyorum. KMD’nin 5. sayısının ahvalini beyan ederken buluşmak ümidiyle şimdilik hoşçakalın.

2 Ekim 2005 -------- Aziz BAYSAL

azizbaysal555@yahoo.com



dilara esma / 6.10.2005 17:08:15
siz herkese bakmayın saçma diye bir şey yoktur sadece iyi düşünememişsinizdir başarılar onlar bencil olanlar

Ayşenur Güven / 4.10.2005 15:59:48
Ben sadece bana yaptığınız yorumu okudum Sayın Baysal. Gerisine şöööle bir baktım amanın o ne??? Destan!!! Üşenmemiş yazmışsınız ben de tamamını sonradan fırsat bulunca okuyacağım çünkü tarzınızı samimi olarak söylüyorum ki çok sevdim. Beni gülümseten insanlara hemen kanım kaynar. Yorumunuza uyduruk dedim belki yanlış anlamışsınızdır, benimkisini çok eğlenceli ve gayri ciddi bulduğum için dedim. Kızmış falan değilim, ne diye kızayım... sadece bu yerlerin var olduğunu belirtmek eeele sallayıp uydurmadığımı bildirmek ihtiyacı duydum hepsi bu. Tarzım biraz ters mi olmuş? Galiba öyle olmuş, aceleyle yazdım evden çıkmadan ondandır... bu satırları nasıl yazıyorum madem bu kadar meşgul bir hatunum di mi ??? Emindim tepki vereceğinizden bilgisayarı sırf sizin için açtım :))) Gerçekten de boş zamanınız çok olmalı. İzninizle ben uğraşılarıma geri döneceğim ve bu köşeyi daha fazla işgal etmiyeceğim. Benimle tartismak için yanıp tutuşuyorsanız, neydi ki benim adresim aysenur@ kahveciyiz... işte ondan. Sevgilerle

Aziz Baysal / 4.10.2005 13:03:29
Ayşenur Hanım,

Yaptığım yorumu okuyamamışsınız. Saygılarımla...


Ayşenur Güven / 4.10.2005 10:49:56
Sayın Baysal... Hayatımda hiç bu kadar komik ve uyduruk yorum okumamıştım epey uğraşmışsınız elinize sağlık. Bol vaktiniz olsa gerek inanın size imrendim. Herşeyden önce boş zamanlarımda dünya coğrafyasını değiştirmek ve yeni yeni kasabalar ve nehirler icad etmek gibi bir uğraşım olmadığını bilmenizi isterim ama şahsen böyle düşünmeniz hayal gücümün zenginliğine verdiğiniz ehemmiyeti gösterir ki hoşuma gitti, hala ekrana gülümsiyerek bakıyorum. Dergide yazdığım yazılar Belçika'nın en çok okunan gazetesinden ("la libre Belgique" fransız kesiminde en çok satan gazetedir) alıntılardır. Amaç kendimden hiç bir şey eklemiyerek bizi nasıl gördüklerini, ve yabancı bir gazetenin bizi nasıl tanıttığını iletmektir. Cheratte avuç içi kadar bir kasaba atlas'ta bulamamanız doğal. Meuse eşşek kadar bir nehir, ya bir göz doktoruna gitmeniz elzem olmuş yada türkçesi başkadır bu meredin belkim bilemedim. Sizin kadar zamanım bol olmadığı için araştıramıyacağım. Yolunuz buralara düşerse bizzat sizi bahsi geçen yerlere götürebilirim. Azıcık kafa yormuş olsaydınız google'dan arayabilirdiniz sayfalarca site var bu kasabacık hakkında... Belçikadan Sevgilerle

Aziz Baysal / 30.09.2005 11:52:09
(“............... Bu herif, vedasını yazdı ve çekti gittiydi. Şimdi nerden çıktı yine... Amma da çok yazmış ha... Derdi yine nedir acep? 100 cevap yetmedi de rakamı 1000’e mi çıkardı yoksa?...............” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Çok merak ediyorsanız ve sabırlıysanız okuyun o zaman.)

*****************

İŞBU YAZI KAHVE MOLASI DERGİSİNİN 3. SAYISI HAKKINDADIR. MUHTEVASINDA TEST, POLEMİK GİBİ AVADANLIKLAR YOKTUR. TEST VE POLEMİK ARAYANLARA UYGUN ÜCRET MUKABİLİNDE YAZI TEMİN EDİLİR. MÜESSESEMİZ SADECE CUMA GÜNLERİ AÇIKTIR. LÜTFEN DİĞER GÜNLER BENİ VE AİLEMİ RAHATSIZ ETMEYİNİZ...

*****************

Kahve Molası dergisinin 4. sayısının çıktığını biliyorum. Eylül’ün 30’u itibariyle, ek hesapla birlikte bu ay aldığım maaşın köküne kibrit suyu dökme başarısı gösterebildiğim için, henüz yeni sayıyı satın alamadım. Halen maaş gününü dört gözle beklemekteyim ve aybaşına kadar kitabevine gönderilen dergi nüshalarının kapışılmaması için dua ediyorum. Aksi halde, günah benden gidecek ve dergiye abone olacağım. İşin içinde para (ne para ama!) olunca artık beni kovamazsınız da... Ne olacak sizin haliniz bilmem ki? Galatasaray’dan daha beter durumdasınız...

Neyse efendim... Ben sözü Kahve Molası dergisinin 3. sayısına getirmek istiyorum. 15 gün kadar önce satın aldım bu dergiyi. Birkaç yazı okuduktan sonra, kitaplığımın “hatırlamak istemediğim ama atamadığım kitap ve dergiler” gözünün en derinlerine sıkıştırmıştım. Bugün bir yazarınızın tüm yazılarını siteden okuduktan sonra, “bu yazarın bir de dergide yazısı olmalı, dur onu da okuyayım” dedim ve Kahve Molası dergisini uzun arama ve sondaj çalışmalarım sonucunda tıktığım yerden çıkardım. “O” yazarın yazısını okuduktan sonra, dergiyi bir kenara koymadım ve diğer yazıları da okumaya başladım. Epey bir yazı okuduktan sonra, birden kendi kendime, yahu ben bu dergideki okumadığım kalan yazıları da okusam, sonra dergideki tüm yazılar hakkında “karalama, alay etme, beğenme, es geçme, okumuş gibi yapma, yalancıktan övme, gerçekten övme, dalga geçme, ayılıp-bayılma, tebrik etme, teşekkür etme, eleştirme, eleştirir gibi yazıp egomu tatmin etme” sosu serpilmiş yorumcuklar yazsam ve yazdığım yorumcukları editörün yorum köşesine yapıştırsam nasıl olur dedim? Sol omzumdaki kirli ve siyah yaratık “valla harika olur” dedi. Sağ omzumdaki temiz ve beyaz yaratık “abi sen harbi salak bir adamsın, işine gücüne bak, sanane elalemin dergisinden” dedi. Sol elimle, temiz ve beyaz yaratığı oracıktan kovdum ve yine aynı elimle kirli ve siyah yaratığın yanağından küçük bir makas aldım. (Mezar taşıma “belasını arıyordu ve ne hikmetse çok çabuk buluyordu” yazılsın, vasiyetimdir!)

******************

Bu bap, Kahve Molası dergisinin 3. sayısında çıkan yazılara ilişkin “kişisel intibalarım” hakkındadır:

** “Editör’den” – Cem ÖZBATUR : “Kendimi bildim bileli okurum ama açık söylemek gerekirse yazmaya 3 yıl önce Kahve Molası ile başladım”. Bu cümleyi 3 yıl sonra ben de yazabilmek isterdim. Ben de kendimi bildim bileli okurum ama yazmak beni hep korkutmuştur. Bu korkumu yenebileceğim bir ortam buldum sandım, sonra yanıldığımı anladım.

** “Perdede Tenin İzi” – Selda Tan ÖZDEMİR : Yazıyı okudum ve tango hakkında epey bilgi sahibi oldum. Tango nedir, nasıl doğmuştur, dünyaya nasıl yayılmıştır? Bu konuda pek bir cahilmişim. Yazıda ilgimi çeken bir nokta oldu: Yazar, tangoyu yazısının başında tanımlamakla yetinmemiş, neredeyse her paragrafta ayrı bir tango tanımı yapmış. Şimdi bu tanımların hepsini alt alta sıralayacak değilim, sadece en beğendiğimi buraya alacağım: “Tango, bir melankoli, bir iç çekiş ya da kayboluş değildir; soluk soluğa yaşanan bir coşkunun taşkınlığıdır.” Herhalde böyledir, yazar konunun uzmanı olduğuna göre, ona inanmak zorundayız.

Yazıda ana çerçeve “sinema ve tango”. Yazar, benim de çok sevdiğim bir filmden bahsediyor ki, o satırları okurken apayrı bir sevinç duydum. Bir tango sahnesi de olan ve Al Pacino’ya Oscar kazandıran “Kadın Kokusu (Scent of Woman)” filmini zikretmiş yazar. Bu filmi televizyonda 3 kez izledim ve her izleyişimde benzersiz bir tat aldım. Tango sahnesi de güzeldir ama bence en güzel sahne Al Pacino’nun tüm okula seslendiği finaldeki sahnedir. Bu filmi bana hatırlattığı için yazara teşekkür ederim.

Fakat, ben yine de Ankara’da yaşayan orta halli bir memur olarak, tango mu misket mi deseler, yüzbin kere misket derim. “Durduk yere bu kıyaslamayı kim yapsın ve niye yapsın?” diye sormayın. Ben, ihtimalleri düşünerek cevabımı hazırladım. Ansızın biri sorarsa apışıp kalmam artık.

** “Ondördüncü” – Tarkan İKİZLER : Çok beğendim. Yazarını tebrik ederim. Özellikle öykünün son paragraflarında yüreğim iyice burkuldu, ağlayacak gibi oldum. Babalar yufka yürekli olurmuş derler. Çok doğru. Aynı gün iki çocuğunu ve karısını kaybeden baba ne hisseder? Üstelik, yazarın da pek güzel belirttiği gibi “oruspu çocuğu sarhoş şoförler” yüzünden olursa bu ölümler... (Tırnak içindeki ifade yazarın kendisine aittir.)

Öykünün konusu bana bir de Kevin Spacy, Brad Pitt ve Morgan Freman’ın oynadıkları “Yedi (Seven)” filmini hatırlattı. Bu malumatı da araya sıkıştırıp pek bir kültürlü olduğumu tüm KM’ciler bilsin istedim.

** “Sabahattin Ali ya da Makoradis, Kovarikos” – Ömer AKŞAHAN : Ne yalan söyleyeyim, yazıda “Kürk Mantolu Madonna”yı aradım durdum. Çünkü Sabahattin Ali’den okuduğum tek kitap bu. 5 yıl kadar önce, Ankara’nın bit pazarı diye bilinen İtfaiye Meydanı’ndaki tezgahların arasında boynu bükük görmüş ve sadece iki simit parası vererek satın almıştım bu romanı. O kadar çok sevmiştim ki, kitaba verdiğim paranın 4 katını ciltçiye vererek, romanı bir güzel ciltletmiştim ve kitaplığımın “her daim hatırlamak istediğim kitap ve dergiler” gözünün en görünen yerine yerleştirmiştim.

Sabahattin Ali’nin siyasi düşüncelerinin ne olduğu beni ilgilendirmiyor. Ben onun sadece bir kitabını okudum ve onun yazarlığına hayran oldum. Ölümü, her normal insan gibi, beni de çok duygulandırıyor ve düşündürüyor. Fakat, onun ölümü çerçevesinde gerçekçi sonuçlara ulaşabilmek için; II. Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin konumunu, İsmet Paşa’nın izlediği politikayı, hatta Varlık Vergisi’ni, 1944 Turancılık hadisesini, savaş sırasında Alman faşizmi ve “çağdaş” Batı; savaş sonrasında Sovyet komünizmi ve yine “çağdaş” Batı arasında yalpalayan, gidip-gelen bir ülkenin varolduğunu da unutmayalım.

Bir de yazmadan edemeyeceğim. Nazım Hikmet’in Sait Faik hakkındaki düşüncelerini de pek yüzeysel buldum. Sait Faik, evet, ideolojisi olmayan bir yazar. Fakat bu, hayata ve insanlara ait bir felsefesi olmadığı anlamına gelmez. Hatta hiçbir ideolojiye ve dine angaje olmadığı için, Sait Faik’in daha zor bir işi başardığı bile söylenebilir. İşin kolayına kaçmak!... Öyle mi!... Bence işin kolayına kaçanlar, 20 yaşında öğrendikleri içi boş sloganları “hakikat” sanıp, bir ömür boyu bunları papağan gibi tekrarlayanlardır.

** “Lavanta Kokulu Haziran” – Suna A. KELEŞOĞLU : Yazıyı okurken lavantanın kendisini ve kokusunu çok merak ettim ve bu yüzden kendimi yazıya bir türlü veremedim. Dergideki yazıları sayfa sırasına göre okumadım. Bu, okuduğum sondan bir önceki yazıydı ve kafam feci halde yorulmuştu. Sanırım bu yorgunluğun da payı var yazıya kendimi veremeyişimde.

** “Sıra On’da” – İlker COŞKUN : Grafik tasarımcılarını alakadar eden bu yazıda dikkatimi, ilk cümledeki “bienal” kelimesi çekti. Valla ister ayıplayın, ister yuhalayın, isterseniz tutup camdan aşağı atın beni. Ben bu kelimenin ne anlama geldiğini BİL-Mİ-YO-RUM. Sözlüğe de bakmadım, internetten de araştırmış değilim. Sanki, bu sözcüğün ne anlama geldiğini yazan bir bilginin açık penceremden içeri doğru süzülerek çalışma masamın üzerine konmasını istiyorum. Ne tembel, ne hayalci bir araştırmacıyım ben ya rebbim!... (Buradaki “reb”, bildiğimiz “rab”bın daha samimi ifade edilmiş biçimidir, Seda Demirel’in “reb”biyle bir ilgisi bulunmamaktadır.)

** “Taç Yapraklı Gelincikler” – Elif ESER : Bu öyküyü, dergiyi satın aldığım günlerde okumuştum. Hatta benden önce eşim okumuştu ve bana “sadece Leyla Hanım’ın yazısı değil, bu da oldukça gerçekçi ve ilginç, bunu da oku” demişti. (Yoksa benden boşanmaya niyeti var da, yazıyı bir tür uyarı olsun diye mi söyledi, tam anlayamadım...) Okudum, yazar dul kadınların dramını pek güzel anlatmış, yani öyle sanıyorum. Elif Hanım’ın KM’deki diğer yazılarını da okumayı gündemime almıştım. Fakat, ben sahaya taş atarken, nasıl olduysa ve sahada ne işi varsa, onun kafasına da isabet kaydettim ve böylece diğer yazılarını okuma planım gündemimden kendiliğinden çıkıverdi.

** “Beşiktaşlı Bir Ortaokul Öğrencisi Sultanahmet’te” – Nuri MERZİ : Dergide okuduğum son yazı. Ohhh... Ağrıyan başım dinlendi valla. Eline sağlık hocam!... İyi ki bu yazıyı en sona bırakmışım. Hani, tatlı yemeğin sonunda yenir ya... Ağızda sadece tatlının “tadı” kalır ve sanki sadece tatlı yenilmiş gibi yalancı bir his kaplar insanı... Olsun, banane... Şükür bitti dergideki yazılar... Reklamına, bulmacasına kadar eşeleyip durdum dergiyi... Acaba kaç KM’ci derginin bu sayısını benim kadar okumuştur, merak etmekteyim. Darısı 4. sayının başına...

** “Yedi 7’lik” – Ahmet ŞEŞEN : Başlığın aksine “dört dörtlük” bir yazı... Şu sitede başımı polemikten kaldırıp ağız tadıyla yazılarınıza gömülemedim ya, en çok ona yanıyorum. Ona buna dalaşarak ve sanki pek bir şey varmış gibi yorum köşelerinde saatlerimi tüketerek, gerçekten okunmaya değer yazarları ıskaladığım için kendimi enayi gibi hissediyorum. Neyse, yazıları okumak ücretli olmayacağına göre ve hazır polemikten kurtarmışken kendimi, bugünden sonra neden olmasın diyorum. Ha bir de size “enişte” yerine “abi” diye hitap etmek geliyor içimden. Sanki enişte hitabını sadece baldızlar söylermiş gibi bir his var içimde. Ben de baldız olamayacağıma göre...

** “Fala İnanmadım, Falsız Kalmadım Ve Mutluluğu Buldum” – Doğan SOVUKSU : Ne anlatacaksa olduğu gibi anlatan, okuru yormayan ve okura bulmaca çözdürmeyen öykücüleri seviyorum. Bu öyküyü okurken hiç yorulmadım, hatta dinlendiğimi bile söyleyebilirim. Gayet hoş ve eğlenceliydi. Tebrikler So(v)uksu...

** “Mimarca-Konutlar” – Rana Aslanbay AYDIN : Yazınızı “acaba nasıl bir ev alsam” diye hayaller kurarak okudum. Yazı bitti, elim cebime gitti ve yüzüme bir sürahi dolusu soğuk su dökülmüşçesine anında kendime geldim. Bu kafayla ev sahibi olamayacağımı bir kez daha anladım ve ev alma hayallerimi dünyaya üçüncü gelişime erteledim. Çünkü, çok iyi biliyorum bir hatayı “iki kere” üst üste yapmak, huyumdur benim. Dünyaya yeniden gelsem yine “aynı ben” olurum, yani ev sahibi olamayacak kadar beceriksiz. Ama üçüncü gelişimde belki değişen bir şeyler olur. Umudumu yitirmiş değilim.

Benim asla gerçekleşmeyecek ham hayallerimi bir yana atın. Yazı gerçekten okunması gereken bir muhtevaya sahip. İlgiyle okudum. Sadece son paragrafı bile başlı başına bir “teze” bedel. “Çevre” duyarlılığından yalıtılmış “konut” sevdasının ülkemizde vardığı noktayı pek güzel anlatıyor bu yazı. Tebrik ediyorum. (Hani, ben de pek güzel özetledim koskoca yazıyı. Bir tebrik de kendime.)

** “Postacı” – Nihat ÇAPAR : Yazıyı “biçimsel açıdan” çok beğendim. İçeriği hakkında yüksek sesle itiraz edeceğim birkaç husus var ama şimdi bunları burada yazıp ağzımın tadını bozmaya ve yeni bir polemik kapısı açmaya hiç niyetim yok.

** “Üç Günlük Prag Seyahatim” – Dilara ERDEM : Sayenizde Prag’ı görmüş kadar oldum, sağ olun. Çok canlı bir anlatımınız var, tebrik ederim. Ya ben bir de Budapeşte’yi merak eder dururum. Size zahmet olacak en yakın zamanda oraya da gidiverseniz ve izlenimlerinizi Kahve Molası dergisinde yayınlasanız nasıl olur? Daha başka yerler de var ama sizi fazla rahatsız etmek istemiyorum. Boş bir zamanınız olursa Sidney’e, Pekin’e, Yeni Delhi’ye (eskisine değil, yanlış olmasın), Togo’ya ve Ulan-Bator’a da uğrar mısınız? Tabi izlenimlerinizi KM okurlarıyla paylaşmak şartıyla...

Bu arada yazmadan edemeyeceğim Dilara Hanım. Hem adınız, hem de soyadınız benim için çok anlamlı. Her ikisi de, çok yakınımda bulunan iki insanın birinci isimleri çünkü. Ankaralı olduğunuzu da öğrendim. Kendimi burada pek bir yalnız hissediyordum, rahat bir nefes aldım.

** “Çığlık Öykülü Kadınlar, Emel” – Leyla AYYILDIZ : Kahve Molası dergisinin 3. sayısını sadece bu öykü var diye satın almıştım. Çünkü dergiyi satın aldığım günlerde, feci halde çığlıklara duyarlı günler yaşıyordum ve yeni bir çığlık görünce cebimdeki deliğe aldırmadan 7,5 YTL’yi kasiyerin önüne sayıvermiştim. Bu yazı ve sayın yazarın diğer yazıları hakkındaki düşüncelerimi, kendisine pek çok kez ilettiğim için burada yeniden tekrar etmek istemem. Leyla Ayyıldız, kalemsiz/klavyesiz bırakılmaması gereken bir “yazar” ve yazılarından anladığım kadarıyla “duygu” yönü hayli gelişmiş değerli bir “insan”. Tekmesi pek nazik olmasa da, kendisine kırgınlığım, gücenikliğim asla yoktur, bilmesini isterim.

** “Özel ve Güzel, Limon Kafe” – Rana Aslanbay AYDIN : Abla sen Limon Kafe’nin ortağı ya da acentesi misin? Fena halde reklam kokuyor yazınız. “A, efendi oğlum, ne reklam kokması, baştan ayağa reklam o ayol” mu dediniz? Pardon, ben yanlış gelmişim, o zaman.

** “Oynamak” – Sedat TUVAR : Tadını alamadım bu öykünün. Yeniden okuma sabrını da gösteremedim. Hem daha bitmemiş galiba... Devamını okuyalım da, belki o zaman iyi-kötü bir şeyler yazarım.

** “Muhteşem Kahraman Yüzbaşı Mustafa Ertuğrul Aker” – Nadya ALPKONLAR : Bir kitabın yazım serüvenine ilişkin detaylar... Okunacak bir kitap daha çıktı, iyi mi? Randevu defterime bakmam lazım. Ekim’in üçüncü haftası epey boş vaktim var. Mustafa Ertuğrul’u oraya alacağım. (Nadya Abla, inşaallah ucuz bir kitaptır. 5’ten yukarıysa eğer 5 kere düşünmem lazım.)

** “Prospektüs-Metabolik Sendrom III” – Seda DEMİREL : Seda Hanım’ın bu yazısını ve KM sitesindeki 55 yazısını okumuş; intibalarımı içeren hayli geniş bir değerlendirme yazısı da yazmıştım. Yazımı, bugün yayınlanacağını düşündüğüm yazısının yorum köşesine yapıştıracaktım. Fakat, şu an üzülerek gördüm ki, bugün herhangi bir yazısı yayınlanmamış. Böylece 9 sayfayı tutan emeğim şimdilik elimde kaldı. Haftaya yazısı yayınlanırsa mutlu olurum, yazdığım değerlendirme yazısını yorum köşesine yapıştırırım o vakit.

** “Güneş Bugün Çok Soğuk” – Sabiha RANA : Ablacım!... Şimdi güneşin sıcaklığını, soğukluğunu boş ver de bana bir kulak ver hele!... KM’de yayınlanan tüm yazılarını okumak ve aklımın yettiğince yorumcuklar yapıp, yayınlanan son yazınızın yorum köşeciğine yapıştırmak istiyorum. (Seda Demirel’e yaptığım gibi.) Fakat, klavyesine sahip çıkabilen aklı başında biri değilim. Hiç istemediğim halde kalbinizi kırarım, yeni bir düşman kazanırım diye korkuyorum. Kendini “müzmin okur” sanan birinin yazılarınızla “tatlı tatlı oyalanması” hoşunuza mı gider, yoksa canınızı mı sıkar? Lütfen bilgilendirin beni... Bu köşeye yazabilirsiniz cevabınızı, editör yabancımız değil ne de olsa... Küfür olmadıkça silmez... Ablacım, yalnız iyi düşünün. Pek hesapsız yazarım, ona göre...

** “Burası Cheratte” – Ayşenur GÜVEN : Cheratte’nin nasıl bir yer olduğunu ve orada kimlerin yaşadığını öğrendim. Hatta ben üşenmedim atlasa bile baktım. Gözümü bozmak pahasına Belçika’nın dört bir yanını taradım ama Cheratte’yı bulamadım. Zaten küçük bir ülke. Nereye gider Cheratte bilmem ki! İçime bir şüphe düşmedi değil, yazar acaba kafasından uydurduğu bir yeri mi anlatıyor diye. Yani, pekala uyduruk bir yer olabilir. Dergideki fotoğraflar da pekala fotomontaj olabilir. Meuse diye bir nehir de yok valla billa. Sadece Schelde diye bir nehir. O da bizim Göksu’nun çeyreği bile etmez... Ayşenur Hanım!... Lütfen olmayan yerleri ve olmayan yerlerdeki olmayan insanların olmayan sorunlarını yazmaktan ve benimle eğlenmekten vazgeçin. Cidden ayıp oluyor!...

Yazar, -artık kesinlikle eminim- olmayan Cheratte’yi sadece tanıtmakla kalmamış, orada yaşadığını hayal ettiği Türklerin kimlik sorununa ve özellikle ikinci, üçüncü kuşağın sorununa da değinmiş. Şimdi müsadenizle ben biraz sahaf malumatfuruşluğu yapmak istiyorum. Ey KM’ciler!... Eğer, yurtdışında yaşayan ama gerçekten yaşayan Türklerin sorunları üzerine iyi iki kitap okumak istiyorsanız Zeynep Balcılar’ın “Yine Bir Gülnihal” isimli öykü kitabını ve Renan Demirkan’ın “Üç Şekerli Demli Çay” isimli romanını tavsiye edeceğim. Şüphesiz, bu iki kitaptan daha iyi kitaplar da vardır. Fakat efendim, ben sadece bu ikisini okudum, okumadıklarımı hakikaten iyi bile olsalar size tavsiye edemem ki...

** “Mancınık-Seksim Geldi, Nerde Benim Koçum?” – Tuba ÇİÇEK : Şu dergide kafama uyan yegane yazı işte bu. Bu kadar terbiyesiz(!) ve müstehcen(!) bir yazı nasıl olmuş da dergiye sızmış anlayamadım. Tüm zerreciklerimle güldüm. (Bu cümlenin sonundaki noktayı virgül yapmayı, ayrıca “şerefsizim” sözcüğünü eklemeyi ve cümleyi bu haliyle noktalayıp uzaklara kaçmayı düşünmedim değil, ama nedense pek “avam ağzı” olur diye son kelimeyi yeniçerilerime boğdurdum. Dedikodumu yapanların eline bir koz daha vermek istemiyorum çünkü. Zaten sitenin seviyesini düşürdüğüm söyleniyor. Bilmiyorum, sanmayın... Söylemeden geçemeyeceğim, seviye denen saygınlık kriteri, kullanılan kelimeye bağlıysa, bu sitede bissürü başarılı ama seviyesiz yazar var...)

** “Edebiyat Ne İşe Yarar?” – Tan DOĞAN : Bu soru yıllardır benim de kafamı kurcalar durur. Tan Bey, herhalde cevabını bulmuş olmalı ki, oturup dergiye yazıvermiş dedim ve yazısını bir çırpıda okudum. Ne öğrendim? Öğrendiğim şu: Sorudaki anahtar kelime “edebiyat” değil “yarar”... Bütün düğüm oradaymış meğerse... Yani, edebiyatın ne olduğunun değil, yararın ne olduğunun öncelikle açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bu yaklaşım hiç aklıma gelmemişti inanın. Akıl akıldan üstündür derler ya, hakikaten öyle valla... Tan Bey’i bir kez daha yürekten kutlarım. Felsefe ve edebiyatı bu kadar güzel buluşturan başka bir yazı okuduğumu da hatırlamıyorum doğrusu. Çok değerli ve önemli bir yazı. Manik halim geçtikten sonra –henüz geçmedi sevgili Rebeka ve Seda, bilesiniz- yeniden okuyacağım.

** “Görsele Açılan Pencereden-Bak! Gör! Yaz!” – Serpil YILDIZ : Şu sevimli ihtiyar amcanın yer aldığı fotoğraf bana neyi çağrıştırdı bilir misiniz? Seda Demirel’in “Acil Kapısı-Tövbe” öyküsündeki yaşlı amcayı... O muzip surat, o tatlı bakış, o yerinde duramayan gençlik özlemi... Kulağımı fotoğrafa iyice yaklaştırıyorum ve dedenin usulca “Nenen gençken esaslı garıydı, goparır galdırırdı deste dolusu odunu bir çırpıda vuruverirdi beline. Artık nerdee... “ dediğini duyar gibi oluyorum...

** “Kütüphane-John Fowles(1926)” – Ebru KARGIN : John Fowles’i tanıtan bu yazıyı büyük bir ilgi ile okudum. Kitaplara yabancı bir insan değilim. Yerli ve yabancı yazarların hiç değilse isimlerini bilirim. Fakat, ne yalan söyleyeyim, Fowles adıyla ilk kez bu yazıda karşılaştım. Epey bir kitabı da Türkçe’ye çevrilmiş. Nasıl olmuş da şimdiye kadar hiç fark etmemişim, anlayamadım. Fowles’in Türkçe’ye çevrilmiş 9 kitabı hakkında ayrıntılı bilgi vermiş yazar. Yani, demeye getiriyor ki, Fowles’i tanıdım deyip hemen arazi olmayın, şu şu kitapları var adamcağızın, hiç değilse birini alıp okuyun. Tamam Ebru Abla. Kızma lütfen. Söz veriyorum, en az birini okuyacağım. Fakat hangisini okumalıyım, ona karar veremedim. Keşke, her kitabın altına sayfa sayısını ve fiyatını da ekleştirseydiniz. Yazınız -sadece bu yönüyle- eksik kalmış.

** “Boşlukta Bir Umut” – Fatma Toprak GÖK : Sayın yazar kusura bakmasın ama, ben Murat’ın derdini anlamadım. Niye gitti, nereye gitti, ne diye öldü?... Adamcağızı henüz tanımaya başladım ki birden soğuk cesediyle karşılaştım. Şaşakaldım hani. Murat da uygun bir isim değil ayrıca. Bu yazıya Niyazi yakışır ancak. Yazıyı bir kez daha okuma isteği duymadım. Çünkü feci halde başım ağrıyor. Çok da yorgunum. Bağışlayın beni.

** “Canı Sıkılanlara Alternatif Eğlencelikler, Dağcılık” – Betül AYHAN : Kalsın... Canım sıkılmadığından değil, yani ben pek sevmem böyle aktiflik ayaklarını... Valla alırım elime bir kitap, koltuğuma kurulurum, sessiz-sedasız sayfalar arasında geçiriveririm saatlerimi... Kitap iyiyse can sıkıntım da geçer, değilse daha önce okuyup da çok beğendiğim başka bir kitap alırım elime... Ne işim var dağda, bayırda... Çoban mıyım ben?...

** “Gizemli Yollar” – Nurettin ÖZDEMİR : Tarottan marottan anlamam ben. Şöyle bir bakıp geçtim. Hepsini okumadım. Bir yerde “kabbala” diye bir sözcük gördüm. Bu tür “ezoterik” sözcüklere epeyce gıcık olduğum için, hızla burç sayfasına attım kendimi. Fakat, kadere bakın ki, orasını da Nurettin Bey hazırlamış...

** “Yıldızınız Kıpır Kıpır Ya Siz” – Nurettin ÖZDEMİR : Sadece kendi burcumu okudum. Boğa burcuydum, hatırlayanınız var mı ey ahali? Haziran ayının müthiş şekilde sıcacık ilişki ve duyguları beraberinde getireceğini yazıyor. Hakikaten öyle oldu. O kadar sıcacık ilişki ve duyguları beraberinde getirdi ki, aklıma başıma almamış olsam, şimdi boşanmış ve ne yapacağını bilmez halde dolanıyor olacaktım. Burcun yazdıklarına bakar mısınız: “Kendinize güvenlerinizin doruklarda olacakları bu ay içerisinde gerçekleştirmek istediğiniz en kutsal dileğinize sarılın, rüyalarınızın her an gerçek olabileceklerini asla unutmadan...” Yani ben bu dergiyi Haziran ayında satın almış ve bu burç köşesini okumuş olsam, şimdi “çamaşır yıkayan sultanlar makamı”nda olacaktım. Hani “ah bu şarkıların gözü kör olsun” diye bir şarkı var ya... Artık bir de “ah bu burçların gözü kör olsun” demek lazım...

** “Bulmaca” – Ahmet ŞEŞEN-Cüneyt GÖKSU : Soldan sağa soruları gayet akıcı ve “garip” görünümlü idi, lakin yukarıya aşağıya soruları karmaşık ve feci halde “ikinci yeni” kokuyordu. (Ben iyice “sıyırdım” galiba, hızımı alamayıp, bulmacayı bile tenkite kalkmışım. Ne olacak benim bu halim ey KM’ciler!... Ses verin, duyayım sizi...)

Dergide fotoğraflar, gizli-açık reklamlar, bir adet karikatür ve şiirler de var. Fotoğraflardan pek anlamam. Sadece bakıp geçerim... Yine öyle yaptım... Reklamlar da pek ilgimi çekmedi. Karikatürde yasalara aykırı bir durum fark ettim. Balık fiyatlarının hem TL, hem de YTL olarak yazılması gerekliydi, tek fiyat yazılmış. Unakıtan görmesin!.. Şiirlere gelince... İzin verirseniz, biraz şiirler hakkında ukalalık yapmak istiyorum:

** “Siyahına Yazılmış Aşk” - Gülcan TALAY : İlk kıta çok güzeldi. Kıtalar arttıkça şiir şiirliğini kaybetti ve son kıtada dibe vurdu. Son mısrayı okuduktan sonra içimden bir türkü çığırmak geldi. (Bu yorumu yazdıktan sonra Gülcan Talay’ın kaza geçirdiğini yorumlarda okudum. Kendisine geçmiş olsun diyorum.)

** “Hiçbir Akşamı Yüreğimin Vakit Ağlamak Üzeri” - Mehmet GÜNEŞ : Adına aldanıp daldım şiirin içine... Adı gibi kafa zonklatıcı bir şiir okuyacağım diye düşündüm. Karşıma çıkan “maskeli bir öykü” idi...

** “Gazoz” - Ömer Faruk NAİBOĞLU : Can Baba’ya ithaf edildiği kadar var hani... Daha ilk kıtada gazoz ve sidik arasındaki kurulan ironik bağa şapka çıkartmak şart oldu. Okuru dövmeyen bir şiir yazmışsınız. Bazı şairler, beceriksizliklerini ört-bas etmek için mısra aralarında okuru dövmeye kalkarlar, hatta bağırır çağırırlar. Ömer Bey, beni hiç dövmedi şiirini okurken. Teşekkür ederim kendisine.

** “Has” - Sedef ÖZKAN : Yani bu, “benden başka herkes niye böyle duygusuz, niye herkes hayvan gibi” şair tavrından artık bana gına geldi. Bazen bu duygu hastalığı bana da bulaşır, o an kendimden nefret ederim. Çok feci bir hastalıktır, özellikle 20’li yaşlarda esir almadığı kimse yoktur. Sonra, o kişi de, geçim derdinin içine düşer ve hastalık kendiliğinden kaybolur. Çünkü, “o” da, artık herkes gibi hayvanlaşmıştır ve satacağı bir duygu kalmamıştır.

** “Anladım” - Turan BOZKURT : Eh işte’lik bir şiir... “Sengeldin, dalgınlığıma çarptın”, “Yok mudur dağlarıma hükmü geçen bir şehrazad?” hoşuma giden iki mısra...

** “Dağgülü’ne Mektup” - Uğur ERDOĞAN : Şiiri kazıyınca alttan öykünün çıktığını görüyor ve “iyi ki okumasını bilen bir adamım, yoksa şiir sanıp öykü okuyacaktım” diyorum.

** “Affettim Seni...” - Vahan İSAOĞLU : Niyeyse sevdim. Kısa olduğu için beni fazla uğraştırmadı ya, ondan da olabilir.

** “Bizi Çağırıyorlar” - Yasemin DUMAN : Pek beğenmedim. Çok sıradandı...

** “Kırık Kalpler Sokağında Serenat” - Zeki YILDIRIM : Bana hitap etmedi.

*******************

Böylece, dergiyi baştan ayağa kadar “taramış” oldum. Şimdi sıra “en”leri seçmeye geldi. Şu iş de bitsin, gidip uyuyacağım. Çok yoruldum inanın.

** En güzel şiir : “Gazoz” – Ömer Faruk NAİBOĞLU.

** En güzel öykü : “Ondördüncü” – Tarkan İKİZLER.

** En eğlendirici yazı : “Mancınık-Seksim Geldi, Nerde Benim Koçum?” – Tuba ÇİÇEK.

** En faydalı yazı : “Edebiyat Ne İşe Yarar?” – Tan DOĞAN.

En kötüleri de seçecektim ama polemik yapmayacağıma söz verdiğim aklıma geldi ve hemen vazgeçtim.

*******************

Şimdi sayın editör, 4. sayınızı satın aldıktan sonra yazacağım yorumcukları, buraya “zırt” deyip geçeyim mi, yoksa yayınlansın diye size mi göndereyim? E, hadi ama, lütfen siz de oturduğunuz yerden kalkın ve şöyle bir genleşin artık... Ha daha sonra odanızda birkaç adım mı atarsınız, yoksa dışarı çıkıp yürüyüş mü yaparsınız, o size kalmış... Yalnız havalar soğumaya başladı, dışarı çıkacaksanız kalın giyinin derim. “Zırt” deyip geçmek için sitenize uğrarken, hastalandığınızı da okumuş ve çok üzülmüştüm. PSV maçından sonra iyileştiğinizi biliyorum ama ben yine de “geçmiş olsun” diyeyim... Kal sağlıcakla...



Nihat ÇAPAR / 10.05.2005 09:20:32
çağrıyı duyan herkes çıkmış bir adım öne.

emeği gecen tüm kahveciler;

elinize sağlık..

sevgiyle


Gülcan Talay / 27.04.2005 17:21:15
Editör harika, yazanlar harika olunca, bir de iyi bir dizgici olunca birlikte yol alan, ortaya böyle HARİKA bir DERGİ çıkıyor demek ki. Daha önce de şiirlerimin yayınlandığı dergiler olmuştu. Hiç birinde KMD kadar heyecanlanmadım.


Edicim, bir adım öne çıkmamız için arkamızdan var gücünle iteklediğin, karşılıksız güzelliklere sörf yaptığın için, tüm kusurlarımıza rağmen geniş yüreğin ve babacanlığınla durumları kontrol altına alıp, bizi kucakladığın için.... ve daha bir çok şey için teşekkülerimi sunuyorum.

Tüm yazar dostlarıma da, yüreklerinde ışıkları beyaz sayfalara döküp, değme profesyonele taş çıkarttıkları için teşekkür ederek tebriklerimi sunuyorum.

KM' ye 08/2003 tarihinde ilk geldiğimde ve 01/2004 tarihinde ilk kez yazmaya başladığımda, bugün geriye bakıp katettiğimiz yolların varolabileceğini, bunca farklı insanın daha birbirlerini görmeden çıkarsız dostluklar kurabileceğini asla tahmin edemezdim. Yaşayarak deneyimlemiş olmaktan ve bu büyük halka içinde bir halkasık olmaktan gurur duyuyorum.

İyi ki varsınız.... Ne diyim daha. Sözler kifayetsiz, gönller hepten bir.

Sevgi ve saygılarımla... Kucak dolusu.



temmuzz / 19.04.2005 11:15:14
edi abim sormuş : yorum yazmak istermisin? diye. eee dedim tıklayayım yazayım bir şeyler okusunlar benimde yorumumu neyimi. iyi de neyi yoracam bilmiyorum kardeşim dergimi var elimizdeki yorum yazayım.. işte böyle "katib arz_u halim yaz yare böyle" hepinize , emekleriniz için teşekkür ederim kendi adıma...

(zeycan) Elif Eser / 18.04.2005 15:52:57
Henüz tamamını okuyamadım. Okuduklarım ise, müthiş güzeldi. Hele Mehtap'ın röportajına, Soner Olgun'un değişimle, müzikle ilgili görüşlerine bayıldım.

Doğumgünü gecesi ise, ayrıca çok güzeldi. Çok özel dostlukların kurulduğu yepyeni bir ailem daha var benim :)

Dergi'nin kurucusundan, yayıncısına, yazarından çizerine, dağıtım için koşturan gönül dostu arkadaşların tekmili birden hepsine en kocaman Sevgilerimi, Saygılarımı gönderiyorum....

Mutluluklar gönlünüzce olsun...


halparslan / 18.04.2005 15:28:17
dergi bene de sis KM nin doğum gününü kutlarkene geldi. Çok güsel olmuş.Müttişşşş.Bayıldım da kendi kendime anca ayıldım.Sözcükleri ustalıkla kulanan amatörleri (Profesyönel amatörler).Kutlarım sizleri.Mesela ben de çismişim bişeyler.Valla ne diyim anacııım müttişş çisiyorum ben ya ben ben:))) Bir de derginin arka kapak içindeki Deniz şirketine ait reklamın fotoğrafına bayıldım yawww ne güsel çekmişler surların dibibinde.müttişşş.prafooooo.

Nurettin Özdemir / 16.04.2005 17:01:34
Leyla var ya, sen vallahi bir tanesin yaa !! Yani böylesine ortaklaşa bir çalışmanın ardından herbir yazara iltifatlar dökerek üşenmeden motivasyonlar aşılayan başka kim var bu alemde söyle bana, lütfen yani... Can-ı gönülden teşekkürlerimi sunuyorum bende sana. İkinci sayı mayıs başında elime geçecek, şimdilik yorum okuyoz ve bağdaş kurduk bekliyoz :))) Gelecek sayılarda da KMDergisi ekibi olarak başarılarımızın devamlı olmalarından başka ne dileyebilir ki insan değilmi.. Allah nazardan korusun. Sevgilerle.

arpia / 15.04.2005 14:49:36
yaaaaaaa..... hala edinemedim dergileri... okuyan biri özetini anlatsın bari:). iyi olduğuna şüphem yok. emeği olan herkesin beynine yüregine emeğine sağlık. sevgiler.....

Leyla Ayyıldız / 14.04.2005 16:31:08

Nurettin ÖZDEMİR: Sihirli sayım 5'mis :) Bi dolu dikkat edeceğim şey olacak, unutmasam bari. Teşekkürlerr...

Doğan SOVUKSU: Teşekkür ederim.

Cüneyt GÖKSU, Serpil YILDIZ: Küba için yeniden teşekkürler.....


Leyla Ayyıldız / 13.04.2005 22:37:51
Hep içimde bir eksiklik var. Ben Ayşenur'umu unutmuşum ya :(

Ayşenur'cum harikasın!.... İyi ki yollarımız kesişmiş. Çok güzel bir yazıydı yazıydı yine.


Leyla Ayyıldız / 13.04.2005 21:17:34

Yine geldim, Rebeka hızında okudum her şeyi :)

Gülndam Z. OĞUZ: İnanmıyorum! Sen ne yaptın böyle? Güzel fotoğraflarına alışmıştık ta, yazılarından daha bu tadı almamıştık. Demek ki, uzun soluklu şeyler yazmalısın. Hikaye çok güzeldi, kurgu müthiş, heyecan dorukta, betimlemeler harika. tek bir cümlede dağınıklık yok. her şey derli toplu. Harika!

Zeki YILDIRIM: İnanmadım önce, demek Sümerler. Demek bu kadar ha!... Bir de adımız geçmiş Seda ile, nasıl onur duydum, bilseniz. Teşekkür ediyorum.

Sedat TÜVAR : Müthiş bir sondu. Çok naifti. her satırı öyleyd, en başından. Unutulmayacaklardan oldu. Tebrik ediyorum.

GülcaN TALAY: Özellikle 'İstanbul Özlemi' çok güzeldi.

Suna KELEŞOĞLU: Mis gibi kırk yıl hatırlık bir yazı olmuş.

Ebru KARGIN: yine dolu doluydu.

Seyfullah ÇALIŞKAN: Teşekkürler üstat.

Merih GÜNAY: Panoya da yazdığım gibi çok güzeldi. Teşekkürler size. Sizi aramızda daha çok görmek üzere.

Nesrin ÖZYAYCI: Teşekkürler.

(unuttuğum varsa affola)

Bu sayı müthişti arkadaşlar. Sevgiler hepinize.



Leyla Ayyıldız / 13.04.2005 19:02:35


İkinci sayının ilk yorumu da bana kısmet oldu. Sobe!

Dergim hala, okuduğum bölümlerle ilgili yazacağım:

Sedef ÖZKAN: Harikasın!!! Bayıldım, yazına...
Okuduğum en güzel 'iletişimsizlik' yazısıydı.

Seda DEMİREL: Aşk, aşık olununca yazılabiliyormuş, bunu anladım. Çok güzel yazmışsın.

Nadya ALPKONLAR: Ne güzel bir kucaklamaydı, Dinler Bahçesini görmüş kadar oldum.

Elif ESER: Sen bir hainsin!!! Ağlattın beni!'Kapılar ardında kaybolmaktan yorgun Lal...' ile başlayan o sonlardaki paragrafa ise vuruldum. Gözyaşlarım orada hıçkırık oldu. (Bir kapıyı daha mühürledim)

Mehtap AKDENİZ: sanırım 'röportaj' konusunda çığır açacaksın, hiç bu kadar ruhun da karıştığı, bir röportaj okumamıştım.

Serpil YILDIZ: demek, o fotoğrafın öyküsü öyleydi. Nasıl fark edemedik sepet yapıldığını.

Nihat ÇAPAR: Sana ne diyebilirim ki, bir kez daha ağlatanlardan oldun. Bir kez daha tüylerim diken diken okudum.

Dilek A.Bishku: Teşekkürler.

Ayşen Tekşen KAPKIN: Teşekkürlerr...

Eniştecim: Kavun tadındaydı.

Tuba ÇİÇEK: Allah iyiliğini versin :) içindeki çocuğu yiyim, ben de.

Rana Aslanbay AYDIN: Teşekkürler meslektaşım. Fotoğraflar da öyle güzeldi ki.

Betül AYHAN: Hem bilgilendim, hem keyifle okudum.

(daha bitmedi, bitirdiğimde yine yazacağım)

Sağol Cem. Harikasın!





Seda Demirel / 4.04.2005 22:08:06
:) edicim...
sayende...
çok ama çok teşekkür ederim.


temmuzz / 4.04.2005 12:05:14
a-a-a- burayı şimdi keşfettim. dergi için birşeyler yazılıyor ne güzel... ben dergime geç kavuşanlardanım. evire çevire, sindire sindire okuyup kütüphanemin baş köşesine yerleştirdim. bulabildiğim uyazar arkadaşlarıma da imzalattım. iyi etmişim değil mi? edicim bidenecim.. fikrine, gönlüne ve bu yolda sana eşlik edip destekleyenlere sağlık diyorum..rast gele !
gülseren


Müfit Semih Baylan / 22.03.2005 18:02:55
Dergi çok iyi ve çok hoş. Buradaki tüm arkadaşlar aynı şeyi söylüyor. Gelecek sayılarda abone sayısı da artacak böyle gidişle. Ne güzel. Bu arada sevgili editörüm size bir kaç tane daha Arçelik fıkrası anlatabilirim. Yeni derledim bunları. Sevgiler Müfit

Editör / 21.03.2005 11:08:27
Sevgili Songül, bana adresini bildir hemen göndereyim. Yalnız adresini buraya değil benim mail adresime yolla lütfen. editor@kahvemolasi.com

arpia / 20.03.2005 20:54:00
ya meraktan ölüyorum... abone olma şansım yok ve van veya bitliste bulamıyorum satın almak için. sevgili edi yardımını esirgeme lütfen.......gerçekten merak ediyorum.
songül kaya


Aysenur Güven yada kısaca Ayşenurmuştu / 13.03.2005 23:10:16
Bir akşam iş dönüşü posta kutumda esmer bir zarf bulduğumda yaşadığım heyecanı tanımlamama imkân yok...
Eşim geçenlerde yüzüme gülerek baktı ve sordu "farkında mısın? ikide bir dergini kokluyorsun..."
Sadece koklamıyorum, dokunuyorum, (okşuyorum desem adım hepten kaçığa çıkacak demiyorum) ucun ucun okuyorum bitmesin diye. Herkes gözüme ne kadar güzel görünüyor. Bir tek kendime bakmıyorum. Bin kusur bulacağımı bildiğim için tanımamazlıktan geliyorum...
Dergiyi üç boyutlu yapmış ve yapacak herkese, tüm çabalarınız için teşekkür ederim. Hepiniz çok güzel ve özel insanlarsınız.
Belçika'dan kucak dolusu sevgiler...
Ayşenur G


Arap / 4.03.2005 22:37:25
Benim derdim cok buyuk cok...:-(((( Es dost, konu komsu velhasil herbirkesler edindi guzelim dergimi de bir ben edinemedim...:-((( Arabistan'a gelmez mi bu abonet elemani Edicigim?......:-)))))) Hele bir de "okuduk, titredik, bayildik, emek, ter, kagit, hayat kokuyor diye diye bitiremeyenler yok mu, iste insan en cok onlari kiskaniyor. Neyse bir iki aya kadar ben de kavusacagim sevgili Kahve Molasi Dergisi'ne. Dergimize.

itiraf edeyim Edi dergi isine soyundugunda "hadi beaa.. alcaktan at kuslar da yesin" dedim di. simdi sevgili Editorumuz Edimiz Cem Ozbatur'un ellerinden opmek istiyorum. Ve kutlamak. onun nezdinde emegi gecen, ozellikle de hazirlik, basim, yayin, reklam, dagitim ... gibi angaryalari ustlenen dostlara yurekten tesekkur ediyorum.

Cok yasasin dergimiz..

Sevgi ve dostluk gonderiyorum tum Kahve Molasi dostlarina...
Beyhan Duffey Cidde/ Suudi Arabistan


Fulya Tugyan / 4.03.2005 15:54:13
Merhaba Cem,

Dergi dün elime gecti ve cok heyecanlandim. Uzun zamandir mektuplastigim bir dostumu birden karsimda görmüs gibi hissettim kendimi. Halbuki bugüne kadar size hic yazi göndermedim ama kahve molasini her gün okudum, arkadaslarima tavsiye ettim, yazilarin kritigini yaptim, kimi yazilara cok güldüm, kimisine agladim.
Yani her gün mail kutuma gelen sadik bir dost benim icin kahve molasi. Dergiye de ihanet etmek olmazdi. Elinize ve yüreginize saglik! Abone olurken öncelikle emeğine ve cesaretine duydugum saygidan dolayi abone olmustum yani ne cikacagi önemli degildi acikcasi. Ama simdi hic hayal kirikligina ugramadigimi söylemeliyim. Ortaya gercekten keyifle okunacak bir dergi cikmis, tebrikler:

Benim de söylemek istediklerim var ama kelimeleri bir türlü anlamli bir sekilde bir araya getiremiyorum! Ama zaman zaman deniyorum, basardigim an kahve molasina gönderecegim, söz!

Bir adim daha önce cikabildiginiz icin öncelikle seni ve dergideki tüm yazar arkadasları kutluyorum.

Sevgiler,

Fulya Tugyan
16.02.2005


zeycan/nam'ı diğer elif eser ;) / 4.03.2005 12:53:53
o hafta, gözüm hep kapıdaydı. geldiğinde, ambalajını açıp bi süre kağıt kokusunu içime çektim. sayfalarını acele etmeden tek tek gözden geçirdim. parmaklarımı gezdirdim kağıt üzerinde. Fotoğraflara baktım. Kendi yazımı ve bigoyrafimi eleştirdim. "ne çirkin çıkmışım" dedim. orda ben vardım. orda benden öte çok yakınımda hissettiğim, beni, benimle paylaşanlar vardı. Burası başka bir yer. Başka bir gezegen gibi. Ve gönlü güzel bütün insanlar burada toplanmış.
Gözlerim doldu, dergiyi sıkı sıkı sineme bastırdım. Bizi utandırmadığı için başımı yukarı doğru kaldırım O'na şükrettim "Başardık" dedim. "Başardık." Bu kelime bana 2 oldu inanılmaz bir mutluluk veriyor. ilki dergi içindi, ikincisi oyunculuğumdu.

Cem inanılmaz güzel bir insan (hali hazırda tanımayanlar için söylüyorum ve abartmıyorum). En başta beni, inanıyorum ki benim gibi çekimser kalan bir çok arkadaşımı yüreklendiren "üstesinden geliriz" deyip bayrağı elinden bırakmayan ve bizi de inandığı doğrultuda hedefe ulaştıran Cem'e... ne söylesem azdır...

Emeği geçen, bizi okuyan, yüreklerini ortaya koyan herkese Kocaman Sevgilerimi yolluyorum...


Funda Güven Maviş / 4.03.2005 12:39:32
Derginin elime geçmesini sabırsızlıkla beklemiştim, elime geçtiğinde ise bir solukta okudum. Önüme gelene de tavsiye ediyorum. Şahane bir dergi, keyifli bir dergi, kahve tadında bir dergi... yok yok bu ne biliyor musunuz, "Kahve Kokulu Bir Kaçamak" :)

Gülendam Z.Oğuz / 4.03.2005 10:36:09
O kadar heyecan verici ki..

Kaptan Cem Özbatur'un kurduğu bu gönül oyunu, tam bir takım calısması ile gerçek oldu.

Derginin formatı, kalitesi ve içeriği ile yeni okur, yazar ve özgün kitapevleri ile buluştuğunda aldığımız övgü ve teşvikler heyecanımızın kat sayısını daha da arttırıyor.

Dergimizi alıp okuyan yeni dostlara, gönül verip yazan, çizen, paylaşan tüm kahvecilere ve başta Editörümüz Cem'e KMD hayırlı uğurlu olsun..

Sevgilerle kalın..
Ama tükenmeden Dergi'siz kalmayın.


Leyla Ayyıldız / 4.03.2005 07:17:47
İlk yorumu ben yazayım.

İlk elime aldığımda yaklaşık 10 dakika titredim. Bebeğimizi tutuyor gibiydim.

Yazıları, fotoğrafları, formatı, kurgusu ile benim dahi tahmin edemeyeceğim kadar güzel bir dergi ortaya çıkmıştı.

Sadece dergide otobiyografilerimiz olduğu için, yol arkadaşlarımın otobiyografisini oradan okumak ise gerçekten bir ayrıcalıktı.

Hani bir reklam vardı: 'Siz hala almadınız mı?'... Lütfen alın ve ona dokunun.

Cem'i ve tüm katkısı olanları tebrik ediyorum.



İsim:
Yorum:
Resimdeki karakterleri aynen yazınız: This Is CAPTCHA Image
 

Yukarı










• Hoşgeldiniz

• Editör'den
• Yazar olmak için
• Reklam vermek    için
• Basında KMD

• İletişim


• FİNCANIN    İÇİNDEKİLER

(1) Ocak-Şubat 05
(2) Mart-Nisan 05
(3) Mayıs-Haziran 05
(4) Tem.-Ağustos 05


• YORUMLAR    GÖRÜŞLER


KAHVE MOLASI
E-GAZETE




Fincan almak ister misiniz?
Uygulama : Cem Özbatur