ABONE OL!



Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 3 Sayı: 702

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 16 Mart 2005 - Fincanın İçindekiler


 

 Editör'den : Arabın burcundan sesleniyorum!..


Merhabalar,

ABONE OL! Yıllık iznimden bir tutamı kapar kapmaz soluğu Dubai'de aldım. 7 yıldızlı Burj Al Arab'ın 38. katındaki suitime yerleşir yerleşmez sabah alandan aldığım gazetemi açtım başladım okumaya. Manşette bizim Sevda Demirel anadan üryan cıbıl cıbıl, ama adı farklı, Sharon diyorlar. Ben zaten o resmi ilk elime aldığımda gözüm bir yerlerden ısırmıştı. Hay Allah.. Kim der bu kadına 47 yaşında Allah aşkına. Britney onun yanında gazı kaçmış çamlıca gazozu. Okumaya devam. Aşağılara inildikçe cıbıllık yerini sefalete bırakmış. Mesela, Şanlıurfa'da yüzlerce kadın bankada para dağıtıyorlar diye akşama kadar sırada beklemiş. Yalan dolan demişler, kimseyi inandıramamışlar. Beklenen para kızı olana 20, oğlu olana 15 YTL. Oysa bir gece önce sayın başbakanım Tayyip Bey'im, kadınlar kolu toplantısında fiyakalı yaka bağır açık elbisesiyle sahnenin bir yanından öbür yanına koşturuyor, "İnanmayın siz bunlara, biz elele verdik düze çıktık." diyordu. Haklıymış, o düze çıkmış ama bazıları yerin dibine battıkça batmış. Aslı yok 20 YTL için sıra bekleyenler, beklemekten usanıp gasp edenler, gözü dönüp adam vuranlar, türlü icatlarla soygun yapanlar, tekmili birden bu sinemada. Galayı şereflendirenler arasında filmin yapımcısı ve yönetmeni hökümetimiz, yönetmen yamağı muhalefetimiz, oyuncuları Hale, Jale, Lale ve tüm karşı mahalle var. Sonu hayırlı olur inşallah.

N'apalım dayanamadık işte. Efendim buraya neden geldiğime gelince... durun anlatayım kısaca. Dubai'de ilim var, irfan var dediler koştum geldim. "İlim Çin'de olsa gidip alınız" dememiş mi Hazreti Peygamberimiz. Cem kulu da bir dediğini iki etmedi kalktı geldi buralara. İlmin adı para, finans. Vericileri muhtelif, almaya namzetler ibadullah. Façayı düzgün tutarsak belki birilerinin dikkatini çeker şu derginin 2. sayısına birkaç ilan kaparız dedik. Dedik ve geldik. Umutluyuz, 25 Mart'a kadar vaktimiz var. Kahve Molası'na ilan verip veya almaya aracılık edip hayır duası kazanmak isteyen herkese açık davettir. İrili ufaklı her ilana açığız. Yeter ki şu dergiyi alnımızın akı ile basabilelim. Tüm Dubai'li müteşebbislere duyurulur. Bu laftan alınıp "Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla" hükmü çıkaran dostlara teessüf edilse de anlayışlarından dolayı ayrıca teşekkür edilecektir.

Altılı bir fincan seti hala açık artırmadadır, saygı ile duyurmaya devam ediliyor.
http://www.gittigidiyor.com/php/listele.php?nick=kahvemolasi

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur

1 Mesaj/Yorum var. Mesaj/Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 PASTORAL EFEMER : Zeki Yıldırım


Ah şu biz insanlar
Saldırganlık I


Yıllar önce "Sineklerin Tanrısı" romanını okuduğumda, yazarın insan davranışlarının alt sınırları ve saldırganlık üzerine çeşitlemelerini müthiş bir gerilim içerisinde okumuştum. Aynı gerginliği, geçen yıl Alman Sineması'ndan "Deney" isimli filminde yaşamıştım. Mavi gezegenin sinir sistemi en gelişmiş canlısı olan insanoğlunun belirli şartlar altında nasıl davranış kayması gösterip saldırganlaştığına dair daha birçok örnek sıralanabilir. "Jungle Book" her ne kadar fantastik bir macerayı anlatsa da, insanoğlunun bir yavrusu gerçekten vahşi bir yaşamın içerinde büyürse, nelere dönüşebilir; ne kadar vahşi ve saldırgan olabilir? Bunu sınamak bir ütopyadır. İnsanın en yakınında yaşayıp çok uysallaşmış evcil hayvanların (bana göre davranış bozukluğu sergileyen, hasta hayvanlar) doğal ortamlarına döndüklerinde ne kadar kısa sürede yabanileşip saldırganlaşabildiklerini çoğumuz gözlemiştir. Bunun da bu karakterlerin belirli oranlarda bizlerde de olabileceğini göstermektedir diye düşünmekten kendimi alamamaktayım. Bu alt sınırlara inişe şüphesiz davranış bilimlerinde bir tanımlama vardır. Olayları sadece okuyup izleyen bizler için bu tür değişim ve yönelimler, yüksek düzeyli ilgi merkezleri olmaktadırlar.

İnsanlarda saldırganlık davranışlarının nedenlerini belirlemeye yönelik olarak yapılan deneyde Amerikalı psikolog Milgram çeşitli meslek kesimlerinden (%40 işçi, %40 memur, %20 serbest çalışan) 280 kişiyi "öğretmen" olarak rasgele topladı. Bu kişiler, görünüşte bir öğrenme deneyine yardımcı olacaklardı. Kendilerine deneyin amacının "gitgide ağırlaşan cezalar uygulanmasıyla, öğrenmenin olumlu mu, yoksa olumsuz mu etkileneceğinin anlaşılması" olduğu bildirildi. Öğretmenin, öğrencisine belli sorular yöneltmesi ve her yanlış yanıt için, gitgide şiddetlenen cezalar uygulaması isteniyordu. Öğrenci rolünü oynayanlar, araştırmacının çalışma arkadaşlarıydı. Ama öğretmenler bunu bilmiyorlardı. Ceza olarak 15-450 Volt arasında değişen elektrik şoku kullanılacaktı. Oysa bu da yalnızca görünüşteydi; gerçekte herhangi bir akım uygulanması söz konusu değildi. Öğretmenin gözü önünde öğrenci, deney odasındaki bir sandalyeye bağlanarak kollarına birer elektrot yerleştirildi. Elektroşok oluşturmaya yarayan ceza aygıtı, bitişik odadaydı ve öğrenci buradan görülemiyordu. Öğrencisinin tepkilerini, yalnızca duyabilen "öğretmen", işittiği seslerin gerçekte bir teypten çıktığını da bilmiyordu. Deney sırasında, 120 Voltun üzerinde ceza akımı verildiği zaman, canın şiddetli yandığını bildiren sesler, akım 180 Voltun üzerine çıktığında, çığlıklarla birlikte yalvarmalara ve daha büyük gerilim uygulandığında da, işkence gören insanların haykırmalarına dönüşüyordu. Buna karşın "öğretmen"lerin %62,5'i, bu yükseklikteki gerilimleri ceza olarak kullanmaktan kaçınmadı. Öğretmenlerin, "Öğrenci çok acı çekiyor. Deneyi burada kesebilir miyim?" sorusuna karşılık olarak, deney yöneticisi yalnızca "Başka seçeneğiniz yok. Deneyi sürdürmek zorundasınız" demekle yetiniyordu. Bunun üzerine kimi öğretmenler, 325 Volta dek çıkan -öldürücü- gerilimlerde ceza akımları göndermek için, tuşlara basmaktan çekinmedi. Bir otoriteye boyun eğme ve onun belirlediği durumu "kuzu kuzuya" kabullenme, kötü karşı çıkmayı engellemişti. Bu deney ayrıca, insan davranışının yönlendirilebilir olduğunu da gösteriyordu.

Bu konuda en yaygın kabul gören görüşlerden biri "insanda saldırganlık, kesin çizgileriyle tanımlanabilen belli bir dürtüye bağlı olmayıp, aynı davranışların karmaşık bir bileşkesidir" şeklindedir. İnsanda ayrıca, saldırganlığın başka biçimleri de etkili olur. Bunlardan bazıları:

• Alet saldırganlığı: Başkasının malına sahip çıkma, çıkar çevrelerini ya da ideolojileri işin içine karıştırma, çıkarlarına ters düşen rakipleri ortadan kaldırma örneklerinde olduğu gibi, tasarlanmış eylemlerin, kişi ya da küme çıkan için, alet olarak kullanılmasına alet saldırganlığı adı verilir. Alet saldırganlığının başarısı, korku doğurabilmesine bağlıdır.

• Saldırganlık davranışına öykünme: başka kişilerin saldırganlığının örnek alınmasıyla ortaya çıkar. Çocuklarda yaygın olarak görülen bu tür saldırganlık davranışlarının araştırıldığı bir deneyde, filme alınmış, "elindeki sopayla büyük kuklalara saldıran adam" sahnesini izleyen çocukların, da sonra baş başa bırakıldıkları aynı kuklalara, tıpkı filmdeki adam gibi saldırdıkları gözlenmiştir.

• Kandırma: Genel kabul gören yasa ve kurallara dayanarak, gerçeğe ve mantığa uygun kanıtlar ileri sürme

• Aklını çelme: Kanıt olmamasına karşın, amaca uygun gerekçelerden yararlanarak kararlan etkileme

• "Oldu-bitti"ye getirme: Karşı görüş ve gerekçelere fırsat tanımadan sonucu belirleme

• Kışkırtma: Gereksinimler uyandırma ve bu gereksinimlerin giderileceği sözü verme

• Gözdağı verme ve şantaj: Korkutarak isteneni yaptırma

Zeki Yıldırım
zekiyildirim@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 7,007,007,007,007,007,007,00
              5 Kahveci oy vermiş.
8 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Tuba Çiçek

 Rengarenk: Tuba Çiçek


  'ENTEL'LİK KADINI BOZAR

Entel-dantel hatun deyince ne hikmetse aklıma önce feministler geliyor. Feministler bu modellerin en çekilmez olanlarıdır. O kızıl / kısa saçlı, çok bilmiş arızalılarla hayatta iki çift laf edilmez. Her yerde kadın haklarını savunur, her mevzuuyu kadın-erkek eşitliğine bağlarlar.

Oysa kadın-erkek eşitliğini savunmak salaklıktır.. Yoktur öyle bir şey! Erkekler doğurabiliyor mu? Kadınlar dürtebiliyor mu? Yooo! O halde nereden geliyor bu eşitlik? Hiç işte, maksat işgüzarlık olsun.

Kadın-erkek eşitliğini savunmak portakalla elmanın eşitliğini savunmak gibidir. Mesela elma tutturacak ki 'benim de rengim turuncu olsun' diye.. Olmaz efendim! Doğaya aykırı!

Hele de kadınların, kadın haklarını savunması daha da bir tuhafıma gidiyor.
Önce: "Ay sen bunları aş artık, bak ben aştım, sen de aşabilirsin, ayaklarının üstünde dur, çağı yakala, kocanı döv, gece yarısı barlara gitmek senin de hakkın..." falan diye sözüm ona acıyıp ahkam keserler.. Sonra kendi mertebelerine gelen hatunun da saçını başını yolarlar: "Ulan yosma kime verdin de bu mevkiiye geldin?" diye..

Diyeceğim o ki, kadınlar arasındaki muhabbet zaten sıkıcıdır, bir de entel olduklarında hiç çekilmiyorlar.

* * *

Geçen sene, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle, benim 'aşiret'le Ankara'da bir zirve gerçekleştirdik. (Aşireti bilmeyenler beni yormasın ve eski yazılarımı tek tek okusunlar. Gene de, yazının selameti için 'beşi bi yerde hatunlar grubu' diye ufak bir not düşelim.)

Elbette maksat 23 Nisan şenliklerini izlemek ya da 23 Nisan resepsiyonuna katılmak felan değildi. Maksat, cuma gününe denk gelen bu bayramın nimetlerinden faydalanarak, aşiretin 657'ye tabi üyelerine senelik izin kullandırmadan zirveyi gerçekleştirmekti. (Alem resmi tatillerde güneye, Egeye felan gider, biz de Ankara'da aşiret toplantısı yapıyoruz. Peeeh, kader kime şikayet edeyim seni!)

Daha önce de yazdım, bizim aşiretin ben hariç diğer üyeleri entel-dantel takılır. Hal böyle olunca da Mersin'i pas geçip tersine gitmeye meylediyoruz çoğunlukla. Evet, ben bu durumdan biraz şikayetçiyim, heyhat beşte dört çoğunlukla hep onlar kazanıyorlar.

* * *

İzmir semalarından zirveye katılan aşiret üyesi, grubumuzun fotoğraf kolunu oluşturmakta.. Zat-ı alileri öyle bir san'at aşkıyla yanıp tutuşmakta ki, fotoğraf makinesinin bütün aparatlarını, tiripodu felan yanından hiç ayırmamakta...

O zerzavatlar adeta bedeninin bir uzvu gibi, bakkala-çakkala, markete-çarkete, bara-çara onunla birlikte gidiyor-geliyor, gidiyor-geliyor... Eğer bir gün evlenirse, düğün hediyesi olarak tripoduna burma bilezik takacağım zaten. Bilmiyorum, ekonomik durumum iyi olursa, objektifine 'beşi bir yerde' de takabilirim.

"Eee makinesini, tripodunu kendisi taşıyor, seni geren nedir?" diye soranlara kafa atarım! Zira iş onları taşımakla bitmiyor. Orijinal güneş ışığı olacak, o güneş ışığı bir takım teknik sebepler nedeniyle yeterli olacak, ortada bir kompozisyon olacak, gerekiyorsa o kompozisyona model (yani maymun) olunacak, çiçek olacak, börtü olacak, böcek olacak, kıl olacak, tüy olacak.. olacak da olacak..

Mesela aşiret zirvesinin ilk günlerinde hava kapalıydı. Işık sorunumuz vardı yani. Haliyle bizim kız biraz huysuzlandı. Fakat bir sabah bir uyandı ki güneş açmış. Ta taaaaa...
Saat sabahın dokuzu ve gece sebil gibi içmişiz. Ne gam, bizimki telaşlı telaşlı kıvranıyor. Ben de es kaza uyanıp su içmeye kalkmışım. "Tuba güneş açtı sonunda di mi?" diye peşimde dolanıyor. "Hiç sırnaşma, uyuyacam" diye efelensem de, melun melun suratıma bakmasına dayanamadım. Sonrasını hatırlamıyorum. Deklanşör sesini ninni sayıp, bir parkın bankında uyuyakalmışım.

Eziyetler bitmedi 3 gün boyunca. Hatun kişi taa İzmir'den gelmeden önce "23 Nisan'da Ankara'da havai fişek gösterisi olur, onun fotoğrafını çekmek istiyorum" diye randevu almıştı. Ankara'ya adım attığı andan itibaren de 'havai fişek de havai fişek' diye başımızın etini yedi. Oysa aynı zamanda vejeteryandır da kendisi!

İyi, güzel, hoş da havai fişek gösterisinin saatini kimse bilmiyor. Eeee napacağız? Bizim kız kafaya taktıysa burnumuzdan fitil fitil getirir.

Birisinin aklına TBMM'yi aramak geldi. Nasılsa gösteri orada olacak. Üstelik Türkiye'nin de en yetkili kurumu sayılır, onlar bilmeyecek de kim bilecek?!

Hayır, olayı bizzat yaşarken Meclisi aramak gayet iyi bir fikir gibi geliyor ama sonradan birine anlatsan kepaze olursun. Aynen şöyle:

- Geçenlerde TBMM'ye bir işim düştü, telefon numarasını bilmediğimi fark ettim ve utana sıkıla 118'den öğrendim. Telekom memuru kesin küfretmiştir bana.
- Hayırdır, ne işin olur senin TBMM ile?
- Hiiiç, 23 Nisan havai fişek gösterisinin saatini sordum.
- Hmmm anlıyorum seni. Peki doktorun ne diyor bu işe?
- !?!
* * *

Ne diyorduk? Ha 'entel'lik kadını bozar! 'Entel' kadın da delirtir insanı...

Tuba ÇİÇEK
tuba@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 7,367,367,367,367,367,367,36
              11 Kahveci oy vermiş.
9 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Uğur Erdoğan

 BaLdaki_Tuz__ : Uğur Erdoğan


  Dağgülü'ne Mektup -2-

Canım,

gönderdiğin mektubu aldım...
inanılmaz sevindim..
hiç ihtimaL vermiyordum oysa bunca zaman sonra,
heleki yazdığın onca işin arasında bana vakit ayırman
sevincimi büsbütün ikiye katladı...

görev yaptığın köye suyun yeni geldiğini bilmiyordum...
daha önce ilk gittiğinde bundan hiç bahsetmemiştin...
ilk gittiğin de birkaç kere konuşmuştuk oysa telefonda,
şimdi anlıyorum ve biliyorum beni üzmemek adına bunu yaptığını..

bilmiyorum payım ne kadar ama
yazdıklarından sonra,
bunca zaman, bu kadar su içinde olmaktan utandım..
çok utandım...

en son olarak da, suyu görmenle birlikte
etrafı yeşillendirme çabasına girmiş olman beni çok sevindirdi..

kış mevsimindeyiz..
hangi ağaç ne zaman dikilir de,
ne zaman fidana durur bilmem ki...
bunu bana sorman çok garip...
oysa biliyorsun, ben ömrümün bir dakikasını bile bir tarlada geçirmedim..
hiç anlamam rençberlik işlerinden...
ve üstüne üstlük sen değilmiydin,
''sen bir çiçeğe bile bakamazsın'' diyen....

biliyorum, en azından bana kızdığın bir konuda,
ne kadar ilerleme kaydettiğimi görmek,
bütün bu sorularınla da
beni de bir şekilde işin içine katmak gayesinde olduğunu anladım...

oysa ben hariç, verdiğin emeklerin boşa gitmeyeceğini de biLiyorum...

birde ilginç bir şey yazmışsın mektubunda,
Muhtar'a devletin verdiği makinadan bahsetmişsin
Ve eğer istersem oradan mektuplarımla sana ulaşabileceğimi....
işte bunu hiç istemem...

çünkü mektup da her şey doğaçlama gelişiyor...
kendiliğinden...
garip değil mi ?

hem zaten bu elektronik mektup işine bir türlü aklım sırrım basmıyor ..
bu zaman için gülünç bir tutku biliyorum ama maalesef böyle durum ..
belki de bencil bir tutum ama
üzerine adını yazmadığım zarf,
gözlerini ve aklını yola düşürmeyen hiçbir satır
beni mutlu etmez..

vaktim dar...
sen ise uykudasın şimdi...

biliyorsun işte,
hayatla ilgili bir sürü planlar yaparsın,
fakat her şey doğaçlama gelişir nedense ..

bu mektup da öyle oldu planlıydı,
doğal a döndü ..

yine yazarım..
iyi şeyler yazarım..

en mimlenmiş yerinden,
yüzünden öperim...

Uğur Erdoğan
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,049,049,049,049,049,049,049,049,04
              24 Kahveci oy vermiş.
16 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Gizem Tekebaş

 DİNGİN : Gizem Tekebaş


  YOGA 4

ASANALAR (hareketler)

Artık hareketlerden bahsetmek istiyorum.Hani herkesin gözünde büyüttüğü ve etraftan alınan birtakım duyumlarla garip gelen hatta yapılamayacak kadar zor olduğunu düşündüğü hareketler..Aslında normal olduklarını göreceksiniz.O zor olanlar zaten ileri düzeyde yapılanlar.En çok bilinen "LOTUS" oturuşu da öyle.

Asanalar, en basitten en zora kadar herkesin yapabileceği şekildedir. Her asananın yararı ve amacı farklıdır. Bazısı mental, bazısı fiziksel, bazısı da ruhsaldır.

Yogadaki asanaların yapılmasının bazı gerekleri vardır;

- İyi yapmak diye bir kavram yok,herkes kendi sınırları içnde yapmalı zorlanmamalıdır
- Nefes tutulmadan yapılmalıdır
- Yemekten enaz bir buçuk saat önce yada sonra yapılmalıdır

Asanaların çeşitleri ise şöyledir;

- Isınma hareketleri
- Denge hareketleri
- Öne,geriye,yanlara eğilme
- Ters duruşlar
- Bükülme

Bu asanalardan bazılarını size görsel olarak tanıtmak istiyorum ama hani bazen şöyle uyarılar okuruz "evde tekbaşınıza denemeyiniz" diye, hah! İşte yoga asanaları da belli bir süre eğitmen gözetiminde yapılıp iyice kavranmadıktan sonra oradan buradan okunan bilgilerle tekbaşına yapılmaz. Gördüğünüzde "-ne basit ,ne var canım bunda" diyebilirsiniz, ancak nasıl bir spora ısınmadan direk başladığımızda biryerlerimizi incitebilirsek aynı şey yogada da geçerli. Bir de yogadaki asanaları (hareketleri) diğer sporlardan ayıran en büyük özellik durarak yani poz şeklinde yapılmasıdır. Her beklemede birkaç solunum yapılır ve solunumlar sırasında beden yavaşça kendini bırakarak daha gevşer, esner, hiçbir zorlama olmaz. Zaten amaç artık o hareketi yapmaya çalışmak değil, hareket aracılığıyla rahatlamak, sağlık kazanmak ve konsantrasyonu artırmaktır.



(1)"Shashankasana" (sasankaasana) yada "garbhasana" (garbaasana), bebek yada çocuk duruşu anlamına gelir ve kişinin kendini hem ruhsal,hem bedensel hemde zihinsel olarak en rahat hissettiği pozdur.Düzenli solunum yapılır ve bu sırada da sindirim sistemine masaj olur.Bu pozda kan dolaşımı çok dengelidir.Bu her derste yapılan başlangıç asanalarından biridir.

Bir ikinci başlangıç asanası ise (2)"utthida tadasana" (utida tadaasana) dağ duruşu yada beş köşeli yıldız da denebilir. Bu hareket yere sağlam basarak vücudun tam dengede durmasını sağlar, çok basittir. Karın, dizler, kollar ve sırt tamamen gergindir. Enerjinin tüm bedene dağılmasını sağlar.

(3)"Supta baddha konasana" (supta bağda konaasana) melek duruşu denebilir. Bu pozda omuz, diz ve kalça eklemleri hiçbir zorlama olmadan esner ve rahatlar. Kollar yukarıda olduğu için akciğerlere ve karına tüm solunum rahatlıkla yayılır. Sırtımızı tamamen yere değdirdiğimiz için belimiz dümdüz durur ve omurga içinde faydalıdır.

(4)"Vrikshasana" (vriksaasana) ağaç duruşu.Klasik denge duruşudur, yapılması en basit denge hareketlerinden biridir. Konsantrasyonu arttırır,sırtı ve bacakları güçlendirir. Size değişik gelebilir ama biliyor musunuz denge hareketleri içimizdeki korkularla birebir bağlantılıymış. Ben bu bilgiyi duyduğumda şaşırmıştım çünkü fiziksel bir çalışma sonucu veya yetenek olduğunu düşünüyordum ama bedeninizin elverdiği esneklikteki tüm basit veya zor duruşlar tamamen cesaretle ilgili denedim ve gördüm. Mesela dimdik ayakta hiçbir hareket yapmadan gözlerimiz kapalı durmak bile çok çok basit değil.

Sevgiyle kalın..

Devam edecek...

Gizem Tekebaş
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,509,509,509,509,509,509,509,509,509,50
              6 Kahveci oy vermiş.
16 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

İlker Özlük

 Kahveci : İlker Özlük


  Üç çay!.. biri aşk, biri şekerli...

Sen ne zaman yola çıksan, aklım eşyalarını toparlar bir kıyıda, eline sandık versen kendini kilitleyecek gibi, sen ne zaman yola çıksan ben ayrılırım aslında, görmek istemez gibi yaslıyımdır zamanın umuduna, her gün ayrılır bir tarafım, her gün yüreğimden düşen bin parça olur benim, sen ne zaman yola çıksan, ben takılır düşerim. Her seferinde bir resmini silerim hayalimden, sen ne zaman yola çıksan, solunum yolumda yalnız kalırım. Sonra en güzel çizdiğin resim karalanır aklımda, etraf bir bir kapar kapılarını, çaresizlik akşam güneşini sırtlamış gibi yorgundur göz kapaklarımda, sen ne zaman yola çıksan aklım seni getirir karşıma, sana değil, karşımda duran güne kızarım aslında. Sen ne zaman yola çıksan, buradan geçmiyor yolun, sen ne zaman yola çıksan... işte orda dur ki şimdi gör, döndüğünde her yerim gitmiş oluyor, tutmuyor elim, gözlerinden kayar gibi ıslatıyorum yolunu, özlemim kulaklarımda, kokun bile biraz olsun etrafımda, olmuyor, sıralı kavaklar gibi diziliyor seni seven yanlarım, sen ne zaman dönsen bir bir, yıkılıyorum hemen yanı başıma, yanı başımda telaş, kış olmayan soğuklarda üşüyorum, sen ne zaman yola çıksan, bu yolları bilmiyorsun aslında...aklım bile geç kalıyor yokluğunda, kime ne desem bilmiyorum aslında, eli kolu bağlı bir yağmur gibi diniyorum usulca, ne yana baksam her şey yolun sonunda. Sen ne zaman yola çıksan, bir ipte iki canbaz gibi oluyor geceyle gündüz, biri düşüp biri kalkıyor yanımdan, yanımda orman seni uyutuyor çıktığın yolda, düşümün en uzun, düşümün en sığ merdivenlerinden tırmanıyorum sırf sen için, öylece düşüyorum sonra, işte böyle oluyor dedim ya... böyle demliyorum kendimi, her akşam beni çağırıyor canının sıkılığında, her sabahla beraber aynı yataktan kalkıyorum, bir aşk benim adım, bir şekerli işte, bir seni ararım tüm rüyamla, bir senin gözlerinde parlayan yeşil, bir yanında ben varım aslında...sen ne zaman yola çıksan, bizde çıkmışızdır farkında olmadan, özlemişiz gibi gözü yaşlı beklemişizdir, har kapının sımsıkı aralığında, sen gelmesen de biz söylemişizdir aslında, her yolun ve her aşkın başında...

İlker Özlük
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,719,719,719,719,719,719,719,719,719,71
              7 Kahveci oy vermiş.
8 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Kahveci : Cüneyt Nalçacı


KARDAN ADAM...

Biliyorum hayat yeniler kendini... Düş Sokağı Sakinleri'nin bilindik bir şarkısı.... Geç gelen sevdaya ağıt gibi, yorgun gönüle yıllar sonra sihirli bir dokunuş gibi...
................

Martın ortasında yağan kara bakarken, sıcak bir kahve eşliğinde bu sakinleştirici şarkıyı dinliyorum ve dışarı bakıyorum penceremden. Bembeyaz yağan kara kimsenin aldırdığı yoktu. Küçük şehirlerde eskiden bir parça kar yağsa, çocuklar çıkardı sokağa. Kızaklar kömürlüklerden alınır, baba arkada çocuk kızakta beyazlıkları yararak mahallenin çıkılması güç yokuşunu bir solukta inerlerdi. Her inişin bir çıkışı olduğu gibi baba elinden tutardı çocuğun, kızağı sırtına alırdı. Beraberce düşe kalka indikleri yokuşu çıkarlardı.Yokuşun başına ulaştıklarında zafer kazanmış bir komutan edası ile aşağı bakıp beraberce bir şeyler yapabilme kabiliyetleri ile övünürlerdi.Sonra yine aşağıya doğru çığlıklarla kaymaya devam ederlerdi. Belki de hayata dair ilk verilen ilk dersti bu. "El ele ve dayanışma ile çıkılacak her yokuşun başında mutluluk vardır " dersi...

Oysa şimdi çocuklar yok kar yağdığında. Evine bir an önce gidebilme endişesi taşıyan acele ile taksi arayan güzel giyimli insanlar var sokaklarda. Yağan karın üstüne düşmesine bile tahammül edemeyen şemsiyeli adamlar var caddelerin kaldırım taşlarında. Çocukları tek görebildiğim yer servis araçları. Pencereden sarkmış, elini yağan kara uzatan ve brezilyalı bir çocuğun karı ilk defa gördüğündeki şaşkınlığı andıran garip bir ifade var yüzlerinde. Hiç karda oynamamış, havuçtan burunlu kömür gözlü kardan adam yapamamış çocuklar... Küçüklüğümün kardan adamı belki de bu yüzden yıllardır arka bahçeme uğramıyor. Atkımı sadece ben takıyorum şapkamı onun başına koyamıyorum. Ön pencereden heyecanla arka pencereye, bahçeye bakan tarafa koşuyorum.Belki bu sefer gelmiştir ümidi içimde. Belki bir anne yada baba elinden tutmuştur çocuğunun ve arka bahçemde bir kardan adam yapmak için uğraşmaya başlamıştır.Oysa boşunaymış ümitlerim. Yarısı kesilmiş ıhlamur ağacının ayakları altında yağan kara hiç dokunulmamış bile. Sadece bir kedinin ayak izleri ile bozulmuş bir beyazlık var. Bir an karşı apartmanın penceresine takılıyor gözüm. Pencereden bir çocuk, başında beresi bakıyor. Elleri cama dayanmış, bir mahkum bakışı yüzünde. Hatta birazda üzgün.Anne çıkıyor balkona biraz sonra. Çocuk heyecanla annesinin peşinde balkonda beliriyor. Bir parça olsun kara dokunmak için can atıyor. Anne bana bakıyor ben anneye... Gözlerimle " Ne olur dokunsun kara" diyorum. Sanki anlıyor ve başını sallıyor. İçeri girip kayboluyorlar. Merakla bekliyorum onları. Ön tarafta yani caddede nasılsa kayda değer bir şey yok diyorum kendi kendime. Onları beklemeye arka pencerede devam ediyorum. Kısa bir süre sonra kırmızı bereli ve atkılı çocuk annesi ile beraber eldivenleri ellerinde dışarı çıkıyorlar. Çocuğun elindeki havuç beni heyecanlandırıyor. Yıllar sonra eski bir dostu görebileceğim hissi ile doluyor içim. Onları seyrediyorum. O kadar mutlu bir görüntü ki bu... Lapa lapa yağan karın altında iki mutlu insan ve eski dostum kardan adam... Yeniden kolları, göbekli vücudu ortaya çıkarken hayranlıkla izliyorum. Birden pencereyi açıyorum anneye sesleniyorum:
- Bende katılabilir miyim?"
Anne balkondaki gibi başını sallıyor mutlulukla. Bende aynı mutlulukla paltomu kapıp aşağı iniyorum. Elimde iki kocaman kömür eski dostuma yaklaşıyorum. Anne önce çocuğunu kucağına alıyor ve dostumun burnunu yerleştiriyor. Ardından bende kocaman kömürleri gözlerine iliştiriyorum. Son bir hamle ile atkımı üşümesin diye boynuna sarıp karşısına geçiyorum. Bu mutluluğu tarif etmenin kelimelere sığabileceğini sanmıyorum. Çocuğun gözündeki mutluluk görülmeye değer. Önce bana sonra da kardan adama dönüyor. Ve ben yerden kocaman bir kar topu yapıp ona atıyorum. Sonra o bana. İlk defa yıllar sonra bu kadar içten kahkaha atan bir çocuk görüyorum. Anne de gülmeye başlıyor.Ara da birde çocuğuna
-" Fazla yorma kendini " diyor.
Biz ise aldırmadan devam ediyoruz kartopu oyununa. Bir ara çocuk dengesini kaybedip yere yuvarlanıyor. Gülerek ayağa kalkarken beresi düşüyor başından. Elimdeki kartopu eriyiveriyor o an. Minik kızın saçlarının olmadığı fark ediyorum. Anne hemen yanına koşup beresini giydiriyor minik kızına. Bense şok içinde kardan adamla bakışıyorum.
Minik kızın lösemi hastası olduğunu anlamam için birkaç saniye yeterli oluyor.Anne kızın elinden tutup üstündeki karları temizlerken bana dönüyor:
-Sanırım bugünlük bu kadar yeter. Diyor
Başımı sallıyorum ve kıza bakıyorum. Yavaş adımlarla evlerine yöneliyorlar. Minik kız hala mutlu. Beyazlığa dokunmaktan ve eski dostum kardan adam ile tanışmaktan ötürü sevinçli bir şekilde bana el sallıyor. Ben de atkımı dostumun boynundan alıyorum. Anne bana seslenerek:
-Teşekkür ederim diyor.
Bende:
-Rica ederim
Anne:
-Uzun zamandır kızımı bu kadar mutlu görmemiştim. Sağ olun.
İçimdeki mutlulukla eve yöneliyorum. Bundan sonra her kar yağdığında başkalarını beklemeden arka bahçemde bir kardan adam yapma kararı veriyorum. Ve içimden bir dilek tutuyorum: Umarım bir daha ki kışa ismini bile bilmediğim bu minik kızla gülücükleri eşliğinde yeni kardan adam yaparız...

Cüneyt Nalçacı
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,889,889,889,889,889,889,889,889,889,88
              8 Kahveci oy vermiş.
10 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

Turan Bozkurt

 Vestanca : Turan Bozkurt


  ÇOK CANIM YANIYOR ÇOK!

Hey West!
The new and the best manasınca
Terra nova niyetine Vesspuçinin adladığı
Romadan pagan, Grekten akıl, Lutherden protest
Nova Atlantis öykünen
Hadeslik üçyüzlü holistik putperest!
Yani ki,
Europanın çapulcu çocukları,
Günahlarından kaçarken analarının
Ve babalarının proktüs yatağı engizisyondan
Cennete koşarken sefil ve rezil,
Geronimomun, Seattlemin, Oturan boğamın,
Yani ki Manıtu-bir kardeşlerimin canları yetmeyınce çanaklarınıza,
Daha,
Ataların daha çakmak taşına alev acemisiyken daha,
Tigrisin ve Euphratesin kollarında
Beydanın, Bajanın, Ur ve Nippurun
Ve Harranın ateşinden gül bitiren
Topraktan da hayat ve ümran yaratan kardeşlerim Filistin çocuklarımın
Babadan İbrahim-bir
Seçkin ve soyluluklarına helva ve bıldırcın indirilen
Musamın garip ve mazlum çocukları diyerek bağrımıza kardeşlıkten Seferad bastığımız,
-Davud ve süleymanımın azız yadigarları ve Küdusten yarılarım, Yahyamın çocukları hariç-
Samirinin öküzüne hala kalp bağlayan bencil kuzenlerinin ellerinden
gözlerine ve kalplerıne ve hayatlarına kan kustunuz!
Sen Europa aşüftesinin obur vandalı!
Sarı nehir kardeşlerimin
Kara sahra kuzenlerimin
Beyaz kutup yeğenlerimin
Kızıl bozkır hısımlarımın
Rüyasını ve hayatını ve ümranını,
Bir hiçe bedel
İntellectumuna hayranken ve hollywood hipnozunla özgürlük hülyalanırken topraklarında
Rectum dolayımlı emel ve konforuna kurban ettin hepimizi devasa kapital tapınaklarında
Kuklalar diktin başımıza en tiyatral sahnelenmiş perdelemelerle hin gülerek aptallığımıza
Sonra kurallarını kendi koyduğun satrançla muhteşem silahlı-diplomatik kahramanlığınla
Ölümle korkutup sıtmalık varlığına kurtarıcı sarıldı halklarım kabus çökerek hayatlarımıza
İstediklerini kendimize seçtirdin tam traji-komik bir yanak okşayıp bin kafamızı kırarak
Hem de Demos-Kratos kılıflı şirret pençelerinle
O nazenin gelin, iğfal ettiğin bir kaltak şimdi o,
Şimdi Demon Kratosa namus bırakmış bir vampir o şimdi o!
O kadar kirlettin ki soylu düşünce ve şeceresinden özgürlük nasiplendiğimiz ümidimizi,
Uğruna
Gök gözlü Alp Kurdumuz önderliğindeki İstiklal uyanışımızda uğruna milyonca can öldüğümüz
O Nazenin Gelini
O kadar ki,
Ne Efesin ışığını savunabiliyorum kara kıtamın çocuklarının gözlerine tanklarının alev tarrakalarından
Ne de senin çocukların öldürmeye zevklenirken namertçe savunmasız insanlarımı ;dayanamıyorum!!..
Lanetlik west!
....

Tabiat anamızdır bizim west,
Manitumun, Allahımın, Taomun, Brahmanımın hediyesi hayat bır kardeşlerimle bir barınağımızdır,
Çocuklarımız hayata çıcek, böcek,bizon ve fok ve aslan ve ceylan kardeşleriyle başlardı hey west,
Manitudan kardeşlerim avladığına teşekkür ve özür icin gözyaşlarını öperken bizon kardeşimi
Bilge Rikium yürürken yuvarlanan taşı dönüp yerine koyarken saygısından çıceklere ve tabiata
Senin çocuklarınsa west,
Ve senin huylarından paylanmış soysuz hısım insanlarımız
Taşa hakaret derecelik vahşetle tabiat kardeşlerimi spor niyetine; fok, ağaç, aslan vizon ve bizon
Kuduz derecelik şiddetle candan bir kardeşlerimi-silah, sinema, fastfood, reklam ve televizyon
Global köyüne enerji ve konforluk çarklarına etten,işten ve niyetten kölelik adına katletmekteler!!
Şimdi bütün kardeşlerimizle aynı ızdıraptayız;güneşimizi astarımızda kaybettiğimizden habersiz
Pırıltılarından ve sunduğun refahtan bedavalık iştahlanan rezil kopyacılarımızın hükümranlığından
Nefeslerimizi bile senin keyfine kalmış ozon tabakasıyla bok böceği yakıtı petrol ihtiyacına ayarlıyız
Hey west
Sen bir hiçsin oturan boğamın tırnağına!!..
Holistik putperest!
Sen ve ataların
Nasıralı şefkat babamın gözyaşlarını en zalim tokatlık sermaye sahiplendiniz pagan ve vandal,
En doğal değerlerimizi mesela kadını ya yaktınız yahut üretiminize sunumluk sermaye yaptınız
Dei,jesus ve Marıa anneme yakıştırma ve sapkınlığınızla bin bölünüp milyar şizofren yarattınız
Çünkü aklınızla sadelik ve kadim bilgilerce irfan yerine, insanlığı dinden ve renkten parçaladınız
Hey West,
O gün yakın,O gün yine ben güleceğim
Geronimo
Kunta kinte
Ebu ammar,
Phoang-çe
Ve güneşin diğer bütün çocuklarıyla birlikte
Seculare
Scholare
Emperare
Tırnaklarını sökeceğim yüreğimle;çek ellerini hayatımızdan!
Çünkü sen yalnızca şizofreni ve seri katillik zararlı
Pas, duman, beton, kan, kahır ve kalabalık yalnızlıklar üretmeye ayarlı
Ne varsa varoluşa doğal,onu pisboğaz tüketimlik kara dönüştürerek çürütmeye kararlı
Yani çirkinlik ,zalımlık, aykırılık, tükeniş ve yokoluş adına tanımlamalı
Yani ki karanlıklar adına ne varsa varlık adına kaynaklık:
Güneşin battığı yerdensin;ışığı yutan hadeslik west!
Hayatın ancak mide ve konforuna ayarlı seni Vandal putperest!
Rüyaların hep en hızlı, en birinci, en büyük ya da en iyi ne ve kim: "hepsi yalnız benim olmalı!"
Japon, islam, hind, çin; öz ve gerçeğimiz bir ve kadim: "senindir verdiğim, kardeşiz,senin olmalı!"..
Bizim korkularımız bile kibar, nazenin: peri, gülyabani, tepegöz, festivallik ejderha veya cin
Seninkilerse iğrenç lağımlık bilinçaltından: zombi, vampir, uzaylı, böcek ,canlı kanlı bir irin!.
Hey west!
Hind ve maçin ve babil ve mezopotomya ve mısır ve akdeniz ve en son endülüs
Bin yıllarca toplanıp dağılarak büyüyen ışık,""beytül hikmeyle sana sunulduğunda,
Süryani ,ibrani ve müslim farksız elden ele ulaştırılarak en kıymetli insanca süs
Ve kıvılcımıyla soylu meşaleler -bir monteskü,"bir volter,bir nivton-tutuştuğunda
Efesin insanlığa en nazenin hediyesi demos kratos ile gönülleri tutuşturduğunda
Sana inanmıştık
Sana aklın bilimin ve özgürlüğün temsilcisi ve koruyucusu sıfatınca kanmıştık
Macchıne uygarlığınla hızlanınca gerçeklik ve güzelliğe daha çabuk ve kolay varırız sanmıştık
Heyhat,
Tüm dünya halklarını açlık yokluk ve hastalıkla korkutarak
Dize getirmeye azimlisin korkak ve bencil soydaşlarımızdan da destek alarak,
Ama unutma vest,
At kardeşime bozkır yok senin uygarlığında
Çiçekler böcekler ağaç kardeşlerine hasret
Çöp dağlarının kenarında hayat-bir kardeşlerim
Ve anneleri süt kesilip can ve kan kuruyarak
Her kıtadaki ayak izlerinden kavrulup ölüyorlar
Sana benzemek istemeyen halklarımın boğazları düğümlü senin parmaklarından
Gözleri yaşlı ve kalpleri kırık kara sarı ve kızıl ve yoksul ve mazlum insanlarımın
Ahları senin sonun olacak çünkü kaybedeceğimiz sadece zincirlerimiz kaldı
Özgür ve doğal yaşayamadıktan sonra hayatta kalmanın artık ne anlamı var!
Ve biz kadim geleneğin çocukları
Yani ,
Vedaları, Upanıshadları, Zend Avestaları rehber bilen,
Ve hanif ibrahimoğullarının kadim nefesini ve ateş ve su ve toprak kardeşliğimizi kutsayarak
Kutlayarak isimden çok sıfattan bir kardeşliğimizi ululadık
Unutma west
Europa aşüftesinin Vandal Syclosu!
Biz,
Bizon, fok, ağaç, deniz, nehir ve sinek
Kara, kızıl, sarı esmer kız ve erkek kardeşlerim
Özgürce ve dilediklerince yaşamak ve ölmek haklarını kullanarak
Varlık ve değerlerini sömürmene başkaldırarak
WASP Vahşetine nasıl bir kıvılcımlık kara kız kardeşim tarih direnmeye parladıysa
Biz de şimdi dünyanın- paletlerine maruz kalmış- sokak başlarında intifada kuşanmışız
TEODOR KACYNSKI kardeşim gibi can yakarak değil,
Seattlenin UMUDUMUZ-BİR beddualarıyla gömeceğiz seni tarıhe;
Buz yüreğine ışık üfleyerek eriteceğiz kibirden medeniyetini hey West!
Çünkü biz Terra Hümanitasın ülkesindeniz
Yani ki Terra Solaristeniz West,
EX ORİENTE LUX!
Hey west,
Hadeslik putperest!
EX ORİENTE LUX!

NOT: Şimdiye kadarki okuma zahmet ve ilginize yürekten teşekkürler.. Sağlık ve esenlikle gönlünüzce hallere kalınız!..

Turan Bozkurt
vestana1bozkurt@yahoo.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,719,719,719,719,719,719,719,719,719,71
              7 Kahveci oy vermiş.
11 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Milenyumun Mandalı : Sait Haşmetoğlu


Milenyumun Mandalı

Editör'den Önemli Not:Sevgili Sait Haşmetoğlu'nun e-romanı görsel öğelerle süslendiğinden, aşağıdaki adresten tek tıklamayla zevkle okuyabilirsiniz. Üşenmeyin... Tıklayın... Ayrıca bugünden itibaren duygu ve görüşlerinizi yorum olarak yazabilirsiniz.
http://www.kmarsiv.com/xfiles/mandal_1.asp

Devamı yok. BİTTİ

hasmetoglu@kahveciyiz.biz

Bu romanı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 8,578,578,578,578,578,578,578,578,57
              445 Kahveci oy vermiş.
58261 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

Yukarı

 

 Dost Meclisi



Fotoğraf: Gülendam Z.Oğuz

<#><#><#><#><#><#><#>

Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır.
Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır.
Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir.
Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-))
Kahve Molası bugün 5.423 kahveciye doğru yola çıkmıştır.

Yukarı

 

 Tadımlık Şiirler


AYNAYA BAK

Aynaya bak, gözlerinin içine,
Başka şeyler düşün, yapamıyorsan zorla kendini..
Fark etmeden kendini görürsün kendince..

Yargılama gözlerinde gördüğün kini,
Fesatlığı, gururu, sevgiyi..
Yargılamamak için kendini zorlarken başka birini..

'iyi' olmaktan yoruldun, 'özel' olmaktan..
Sor ..Neden yoruldun?
Ücra bir ormanın, sarı yapraklı kuru ağaçlarından birinin,
Bilmem neresinden uzanan bir filiz olmaktan mı?

Böldün kendini işte yine aynı soruyla,
--yok canım,aynaya bakalım dedikse, dev aynasını kastetmedik!

Peki bu yalnızlık niye?
Niye arıyorsun mucizevi ışıltıları insanların gözlerinde?
Sessizce isyan edip, öylece sessizliğine kızıyorsun..
Niye, ..
Aynalarını kırdıktan sonra, göz yaşların için,
Kristal değil, sadece tuz ve su diyorsun?

Figen Erdeveciler

Yukarı

 

 Biraz Gülümseyin




Kedisine bak, sahibini alma!..

Yukarı

 

 Kıraathane Panosu


İstanbul için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Ankara için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
İzmir için Son Hava Durumu
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü
Kaynak: http://www.meteor.gov.tr

Yukarı

 

Akın Ceylan

 İşe Yarar Kısayollar


  Şef Garson : Akın Ceylan

Hafta sonu gazete eki bulmacalarında rastladığımız türden bir bulmaca. Bir çeşit kelime avı bulmacası, denemek için http://www.fisheries.nsw.gov.au/kids/fun/fun-games-shark-word.htm kısayolunu tıklayabilirsiniz.

Mp3 konusunda yeni farkettiğim bir siteyi tavsiye edeceğim http://www.mp3int.com/tur/ Arşivleri hiç fena değil. İncelemenizde fayda var. Hatta tavsiye ettikleri bazı web sayfaları da gerçekten görülmeye değer.

Flash animasyonlar ve flash oyunlar konusunda kendine özgü tarzıyla başarılı bir web sayfası http://www.miniclip.com/Homepage.htm Hatta bilgisayarınıza indirebileceğiniz özel formatı bile mevcut. İyi eğlenceler.

...Kan dökmekten bıkmayan zalim Ares'in gocukları da tıpkı kendisi gibiydiler. Bunlardan en yamanı Kyknos idi. Bu genç haydut dap başlarında gezer, yolları keser, önüne çıkan yolcuları soyup soğana çevirir sonra kim olursa olsun hiç acımadan vahşice öldörördö. Vahşiliğini daha da öteye götürüp öldürdüğü insanların kafatasından babası Ares için bir mabet yapmıştı... Bu tarz hikayelerden hoşlananlar için http://www.masal.sehri.com/

Yukarı

 

 Damak tadınıza uygun kahveler


Hide Folders™ XP [973 KB] WindowsXP Deneme (24,50$)
http://www.fspro.net/download/hfxp.zip
Özellikle işyerlerinde kullandığımız bilgisayarlarımızda güvenlik çok önemli biliyorsunuz. Hele bir de meraklı gözlerden saklamak istediğiniz dosya ve klasörleriniz varsa işiniz daha da güç. İşte bu program dilediğiniz klasörü görünmez yapabildiği gibi, şifre koruması da ekleyebiliyor. Saklambaç oynamak zorunda olan tüm kullanıcılara tavsiye olunur:-))

Yukarı





Arkadaşlarınıza önerir misiniz?

Yazılarınızı buradan yollayabilirsiniz!



SON BASKI (HTML)

KAHVE YANINDA DERGi

Hoşgeldiniz
Arşivimiz
Yazarlarımız
Manilerimiz
E-Kart Servisi
Sizden Yorumlar
KÜTÜPHANE
SANAT GALERiSi
Medya
İletişim
Reklam
Gizlilik İlkeleri
Kim Bu Editör?
SON BASKI (HTML)
YILDIZ FALI
DÜNÜN
ŞARKILARI





ÖZEL DOSYALAR

ATA'MA MEKTUBUM VAR
Milenyumun Mandalı
Café d'Istanbul
KIRKYAMA
KIRK1YAMA
KIRK2YAMA
KIRK3YAMA
ZAVALLI BİR YOKOLUŞ
11 EYLÜL'ÜN İÇYÜZÜ
Teröre Lanet!
Kek Tarifleri
Gezi Yazıları
Google
Web KM













Fincan almak ister misiniz?
http://kmarsiv.com/sayilar/20050316.asp
ISSN: 1303-8923
16 Mart 2005 - ©2002/05-kmarsiv.com
istanbullife.com