KIRK3YAMA
HİKAYE TOPLULUĞU

Özhan Bilgin
Uğur Erdoğan
Tuğba Çamlıbel
Fatma Toprak Gök
Müge Ünal
Gülseren Bağlar
Ebru Kargın
Mehtap Yıldız
Banu Chouard
Serap Ezgi







Adrese Teslim Günlük E-Gazete



KETEN HELVA

1 - Yazan: Özhan Bilgin
- Aç şu kapıyı ! Çabuk ! Çabuk aç !
- Hay Allahım ya ! Bu gürültü de nesi ? Uyumuşum kalmışım burada yaa ! Kocam nerde ? Bu adam ne diye bağırıyor? Niye vuruyorsun arabaya be manyak !!!
- Açsana şu kapıyı ! Hadi ! Lütfen !
- Yaa çek git ! Bak kocam gelecek şimdi. Defol !
- Bak kırdırma camlarını şimdi ! Hadi bee !!!
- Tamam. Dur, manyak ! Ama, iyi de, anahtarlar ben de değil ki. Kilitleyip gitmiş bizim adam.
- Salak kadın ! Açacaksın içeriden işte ! Ulan sayıyla mı veriyorlar sizi bana.
- İyi be tamam açtım. Ama lütfen bir şey yapma. Ne olur.
- Sussana sen be ! Arabayı çalıştırmam lazım. Sus bi !
- Ne yani şimdi düz kontak mı yapacaksın arabayı ? Ayy ne heyecanlıııı. Hep merak etmişimdir nasıl oluyor diye. Filmlerde görürdüm hep. Hırsız , polisten kaçarken hemen yabancı bir arabaya atlar. İki saniyede bi ters bi düz kontak montak obarak gubarak hoop arabayı çalıştırır kaçar.. Ayy ayy çok serüvendir yaa. Yoksa, sen de mi kaçıyorsun ha?
Amannn Tanrım!! Yoksa sen hırsız mısın ha?!??
- Kablo da amma sertmiş olmuyor bee ! - Yoksa. Yoksa sen katil falan mısın ha ?!? İmdaaaaaaat !?! Polis yok mu polis ?!?
- Be kadın ! Sus ! Elimden bir kaza çıkacak şimdi.
- Katilsin sen katil. Poliiiiisss ! Poliiiiisss !
- Hah ! Çalıştı nihayet. Sıkı tutun !
- Ay nereye gidiyoruz be ?! Kocam gelecek daha, bekle !
- Hay kocana !
- İmdaaat ! Kimse yok muu ! Adam öldürüyorlar burada. İmdaaat !
- Kadın ! İnip gidebilirsin arabadan. Ne diye bağırıp duruyorsun be manyak !
- Aaa ! Manyak ! Asıl sen çek git. Bu benim arabam.
- Neyse artık çok geç. Gidiyoruz. Benimle geliyorsun.
- Yaa. Nereye gidiyoruz ? Sen kimsin ? Kimden kaçıyorsun? Niye hala ortalarda kimse yok ? Polis nerde ? Devlet nerde ? Kocam nerde ? AAAAAAAaaaaaaay !!!
- Senin çenene ne koca dayanır ne de devlet. İki dakika bi sus be kadın !
- Halt etmişsin sen küstah ! Bağıracam işte ! AAAAAAAaaaaaaay !!!
- Amma bağırdın be ! Ulan gören de sana tecavüz ediyorum sanır.
- Tecavüz mü ? Bana tecavüz mü edeceksin ? Allahın sapığı ! İmdaaaat !
- Tipim değilsin.
- Hı ?? - Evet. - Ne yani tip mi arıyorsun ?! Allahım ben ne tür bi manyağa denk geldim böyle bee.
- İnan ben de tam bunu söyleyecektim, ağzımdan aldın.
- Ben ağzından falan bir şey almadım manyak ! Tecavüzcü sapık ! Bırak beni ineyim ! İmdaaaat !
- Bak kadın ! Son kez..
- Ya durdur şu..
- Son kez söylüyorum..
- Arabayı..
- Sus bak. Sus..
- Durdur şunu..
- Bak son kez..
- Durdur da ine..
- YETEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEEERR !!
- Tamam be bağırma ! Sustum.
- Hah şöyle. Yola gel.
- Pislik !
- Telefonunu ver !
- Vermem.
- Ver dedim !
- Kocamı arayıp versem ?
- Ver şunu ! Hem o seni merak ediyor mu ? Hiç aradı mı seni ?
- Sana ne ! O beni birazdan kurtarır nasılsa. Polisleri takmıştır peşimize. Görürsün.
- Tabi tabi. Hatta atına atlayıp bizim peşimizden geliyordur babayiğit.
- Dalga geçme ! Yakalanınca görürsün.
- Sana bir şey söyleyeyim mi ? Bu benim için de bir kurtuluş olur aslında.
- Sen bana neden tipim değilsin dedin ha !?!
- Bilmem. Ses tonun olabilir mi mesela ?
- Hıh ! Ben gayet güzel bir bayanım. Erkeklerin ilgisini çekmişimdir ben hep.
- Evet aslında memelerin fena değil.
- Nee ? İmdaaaaaat !! Sapııııııık ! Sapık vaaaaaaar !
- Be kadın manyak mısın sen be ! Sus ! Sana dokunursam şerefsizim !
- Nedenmiş o !?
- Ne nedenmiş ??
- Şey.. yani.. niye dokunmayacakmışsın ?!
- Bana sapık diyene bak.
- Hayır be sadece merak ettim. Son günlerde kocam da beğenmiyor beni hem. Tamam biraz kilo almış olabilirim. Son zamanlarda kendime çok bakamıyorum doğru. Ama hala çekici bir kadınım ben biliyorum. Sen kendine bak esas sapık! Hem biz nereye gidiyoruz yaa ?!
- Cehennemin dibine gidiyoruz tamam mı?
- Neyden kaçıyorsun sen ha?
- Bir şeyden kaçmıyorum. Karıma kaçıyorum.
- Nasıl yani ?!?
- Önce şu telefonunu ver, sonra anlatırım belki.
- Telefonum yok.
- Nasıl yok ?
- Yok işte. Evde unutmuşum.
- Bütün kadınlar, hep aynısınız var ya ! Salaklıkta elinize su dökülemez.
- Yaa manyak !! Telefonumu unuttum diye ne diye salak oluyorum ?! Bana ikide bir hakaret edip durma ! Kalbimi kırıyorsun.
- Hı ?
- Hıı tabi ya ! Kaba adam !
- Ulan iki dakika sus. İki dakika !!
- Kim bilir karını da ne biçim kırıp döküyorsundur sen.
- Züccaciyeci misin sen be kadın !
- YAVAŞ ! Yavaş be ! Önündeki taksiye vuracaktın !
- Hah o taksi ! Bizimkileri de yakaladık işte.
- Hıı ??!!

Yukarı

2 - Yazan: Uğur Erdoğan
Öndeki arabada.

- Ayfer aklıma ne geldi biliyor musun?
- Ne geldi yine boyu devrilesice!!
- Boyuma bok atıp durma, ayağına değil apartman gökdelen topuk giysen yine bana yetişemeyeceğini bildiğinden böyle yapıyorsun Allah'ın pigmesi. Senin bir çocuğun olsa Avrupa'da Afrika'nın ilk kabile hayatını başlatmış olurdun bunu biliyorsun di mi. Ama Allah sana ve soyuna bu tarihe geçme fırsatını yaşatmıyor işte. Şimdi şöyle bir düşün bakalım, geçen yıl bu vakitlerde neredeydik biz. Hatırladın mı?
- Ne bu dejavu mu? Yani geçen yıl tam şu anda mı? Nereden bileyim biz o zaman tanışmıyorduk bile. Yani kafan ve yaşantın nasıl birbirine bu kadar zıt anlayamıyorum
- Yani biraz hayal kursan ölürsün di mi. Ulan bu kadınların hiç zerre kadar farkı yok birbirinden, adamı iki dakika hayal dünyasına bırakmıyorsunuz. Bırak beni yüzeyim, bırak bi yüzeyim.
- İstediğin kadar, hem de kulaç kulaç yüzersin umarım benden uzununu bulursan. Sürekli bunu diyorsun alınıyorum. ayağın pedala zor yetişiyor, Metin Şentürk değilsen bunu görmen lazım.
- Asıl alınmazsan çok üzülürüm. Sanki gül döktük yollarına da tafra ediyor bana.
- Bak ağzını kıpırdatıp konuşma sevmiyorum öyle, ne diyeceksen sesli söylesene...
- Adamda kafamı bıraktın yer cücesi. Artık omuzlarımın üstünde saksı taşıyormuşum hissini veriyorsun bana. Hani şu akşamları televizyonlarda hava durumu sunanların ellerini ne yapacağını bilememesi gibi bende saksımı nereye koyacağımı bilemiyorum.
- Ya demek öyle beyefendi. Bende sana hasta değilim kanıma giren sen odun unutma.!!
- Oldun diyecektin herhalde.
- Yooo!!
- Nasıl yooo!!
- Basbayağı yooo işte, bir ye, üç tanede o harfi yan yana. Ve Yan yana geldiklerinde genel toplamda yooo ediyor.
- Allah senin kocana sabır versin. Bunca şeyden sonra o herif ortaya çıkıp seni neden öldürmüyor hep merak etmişimdir.
- Fiili eylem yapma bana ayağını gaza yükleyerek. Az önce öndeki arabayı nasıl sıyırdın görmedim sanma. Vaktimiz var daha. Halil'de böyle kullanıyor arabayı. Hem siz erkekler de busunuz işte. Arabaya binince kendinizi biişey sanıyorsunuz. Demin doğru laf ettim, kesin doğru laf ettim, bir tek sen değil hepiniz odunsunuz.
- Salak salak konuşma Ayfer, bari buna bok atma. Sen daha zıbındayken ben araba kullanıyordum. Hem ben babadan kamyoncu, çekirdekten minübüsçü, on beş yıldır da taksi şöförüyüm hamdolsun. Daha yarım düzine bile hadisem olmadı.
- Yani az daha çirkin olsan yanında taksimetre tarifesi ile iki bin liralık yol gidersem ne olayım.
- Yakışıklıyım yani öyle mi?
- Bakıyorum da kendine ait az biraz iyi bir laf geçince dişlerin ortaya çıkıyor saksı kafalı. Gevşedin di mi on saniyede. İyi oluyorsun böyle, odunluğundan eser kalmıyor inan ki. Bir de şu kafam kadar olan gözlüklerini çıkarsan da Ali Desidero tipinden kurtulsan. Yanında kendimi bacaklarına jilet vurmuş kadın gibi hissediyorum.
- Kafama ne takıldı biliyor musun? Senin şu rahatlığın, o mağazadaki kadın kusmaz di mi bizi gördüğünü, sen görmedin ama kadın bi acaip baktı sana. Gerçi seninki ortaya çıkamaz ama ne olur ne olmaz. Herifi de kıllandırmamak lazım.
- Sen onu düşünme şimdi.
- Bir karar ver artık, başka şey düşününce de biz o vakitlerde daha tanışmamıştık diyorsun. Ulan bi öyle bi böyle Şile Feneri gibisin ha.
- Dikkat et şu arabalara diyorum sana.
- Allah'ın pigmesi ben dikkat ediyorum etmesine de, arkadan biri bütün arabaları sıkıştırıyor. Aynadan kesiyorum arabayı, herif kıçına nişadır sürülmüş eşek gibi on dakikadır geçtiği yerde cayırtı kopartıyor. Arabada hastası mı var nedir?

Yukarı

3 - Yazan: Tuğba Çamlıbel
Tüm bunlar olurken eski metruk binanın çatısında.

- Naber lan kase ?
- Oğlum Ramo nerdesin ya. Korktum oğlum burada tek başıma. Manyak mısınız nesiniz ya? Hani lan iki de burada olacaktınız hepiniz? Bir buçuk saattir bekliyorum oğlum sizi, aha da gidiyom lan ben.
- Ne trip yapıyon Abidik., geldim işte uzatma!
- Bak bana bak banaaa Abidik deme demedim mi sana milyon on yüz kere.
- Hahahaha, lan oğlum sayı saymayı öğren, ondan sonra gel yanıma. Abidik'sin işte.
- Lan oğlum, bak ecelin benim elimden olacak. Abidin de lan bana!
- Tamam Abdi kızma.
- Bak yaaa çıldırtma beni, gıcıklığına mı yapıyon ulan, ulan kaçma lan, gel buraya, erkek misin lan sen kaçmasana, bu kadarsın oğlum sen bu kadar. Topsun sen tooop !!!
- Hahahah, tamam Abidin kılıklı, yeter bu kadar kovalamaca, nerede oğlum bunlar?
- Ne bileyim yaa sinir oldum zaten, ulan ben dedim değil mi sana, geçen işte bu herifle yaptığımız son iş olsun diye. Kendi yetmiyormuş gibi o Boğaz Köprüsü'nün en kısa direği gibi duran hatunu da sardı başımıza. Yok oğlum adam olmazsın sen. Senin yüzünden ben de olamam.
- Bana diyene bak hele, oğlum sen benden daha hıyarsın lan. Geçen işte sahte dolarlara Vaşington amcamın resmini bulamadım diye İsmet İnönü'yü ben koydum sanki. Lan oğlum sahte para yapıyorsun, başka adamın resmi konulur mu ulan? Bi de bunu alıcılara yutturacakmışmış. Ulan herkesi senin gibi beyinden yoksun mu doğmuş sanıyorsun? Akşama kadar internette karıyla kızla çetleşeceğine arayıp bulsaydın ya adamın resmini dümbül! Yok sen anca porno resim indirirsin dimi ordan buradan. Ulan o porno resimler mi doyuruyor karnını haa. Kazmasın oğlum kazmaaa. Hatta oğlancıksın.
- Hahayttt dinime küfreden Müslüman olsa bari. Dolarda resmim nasıl duruyor diye kendi resmimi ben bastım sanki dolarlara. Resimlerime de karışma. Yakında porno resimli çiklet ticareti yapıcam oğlum. Köşeyi dönücem. Benim her şeyim ticaret lan. Kendi beynine bak sen önce. Hanibal pişirip yese o beynini kusar şerefsizim.
- Ehh, şeyy nerden biliyon bakim dolara resmimi bastığımı? Benzetmişsindir canıım.
- Benim bilmediğim şey mi var oğlum. Ulan hadi ben belki bir ihtimal herifi çarpar, katlar, bölüp çıkartır, bacasından girip, sakalından çıkar yuttururdum da sen kendi resminle basılmış dolarları kime yedirecektin ha? Kim ne yapsın lan senin meymenetsiz suratını hahahaha.
- Gülme lan, öylemesine yaptım işte, gülme bak, kafamın tasını attırma. Şuna bak hele, şu dişlerinin haline bak. Daha çok dolaş karı kız peşinde, o simsiyah dişlerle bir gün bir kadını öpeceğini sanıyorsan çoook yanılıyorsun. Sen ancak ve ancak aynada kendinle öpüşürsün, senden bir cacık olmaz olum, hep böyle hıyar olarak yaşarsın.
- En azından zengin bir hıyar olurum. Hele şu işten bir çıkalım gidip yaptırıcam lan dişlerimi, aha da senden yakışıklı olup takıldığın manitayı almazsam elinden bana da Abidin demesinler.
- Tamam demesinler?
- Ne desinler lan? İmalı imalı konuşma bana.
- Allah'tan rahmet dilesinler. Lan sen kendini ne sanıyon benim manitayı alacakmış elimden. Bana bak oğlum geldim şuraya öğle vakti sıcak başıma da vurmuş, tepemden arşmış beni çileden çıkarma.
- Tamam be uzatma. Acıktım oğlum ben. Nerede bunlar ya. Gel gidip yemek yiyelim bari bunlar gelene kadar.
- Eşeğin gıcılarını yeee. O göbeğinden beslen biraz, belki bir işe yarar da eritirsin. Sessiz sedasız çaktırmadan içeri girene kadar imanım gevredi, sen gelmiş ne diyon lan. Defol git, yakalanırsan kurtarmam.
- Lan oğlum, sattı mı yoksa bunlar bizi ha? Tıkıldık kaldık burada.
- Amma paniksin be ağbicim. Margarin kılıklı Ramo, konuştum sabah, taksisine kıyıp da basarsa gelir birazdan. Ulan sanki şahini değil de ferrariyi taksi yapmış şerefsiz, gazlamaya korkuyor.
- Süzme be, burada fare var mıdır lan? Çatılarda çok olur, korkarım ben ya bu illet hayvandan.
- Ya var ya harbi adam değilsin. Ulan şu gelen kalemtıraş kılıklı karı bile daha erkek çıkar senden. Bak hele bir gelsin fare mevzusu yapıcam. Korkmuyorum derse anırtacam burada seni. Tamam be bakma öyle ceylanın kaplana baktığı gibi. Gel yanımda dur. Yedirmem seni fareye merak etme hahahahah.
- Arayacam oğlum ben bunu dört oldu saat. Neydi şunun telefonu?

Yukarı

4 - Yazan: Fatma Toprak Gök
Tüm bunların hepsi birden olurken, eski metruk binanın yakınlarındaki bir evin giriş katında.

- "… Kendimi hayat denen zehirli yılanın yutup karnında eziyetine devam ettiği pis bir fare gibi hissediyorum. Bu hayatın zulmünden bıktım usandım artık. Hayat benim sırtımdaki kambur, ayağımın altında irinli bir siğil sanki. Bu acıdan beni kurtaracak tek kişi sendin. Ama sen de bana ihanet ettin. Bunu bana yapmayacaktın. Bana söylediğin yalanlar, son bulacak artık. Sen de tıpkı yalanların gibi yok olacaksın… Ayaklarıma kapansan bile affetmeyeceğim seni, anlıyor musun affetmeyeceğim... Sen benim kalbimi, tıpkı birazdan şu elimdeki tabancanın yüzünü dağıtacağı gibi dağıttın. Çık hayalimden artık, hayatımdan her şeyimden çık, çık, çıkkkkk!"
- … !
- Eeee?
- Ne eesi
- Nasıldı yani?
- Ya daha kaç defa söyleyeceğim sana kıt beyinli. Senden bi bok olmaz. Boşuna uğraşıyorsun. Allahım çıldıracağım yaa, ne günah işledim de bunu benim başıma sardın, delireceğim ya!
- Ya saçmalama abi bence gayet iyiydim… 'Çık hayatımdan' derken Mahsun Kırmızıgül'e benzedim mi, sen onu söyle!
- Ya oğlum git işine yaa? Annem beni doğurdu, seni niye doğurdu ki, nasıl bir hatadır bu anlamıyorum. Hayır yani yediremiyorum kendime bunun gibi bi salak nasıl benim kardeşim olabilir diye! Off hem nerede kaldı bunlar da yaa. Kaç saat oldu. Alışveriş yapıp hemen geleceklerdi.
- Abi kırıyorsun ama haa ayıp oluyor valla. Hem sen son denememi okumadın daha. Bi bitireyim, en ünlü yönetmenler gelip kapımda sıraya girmezse dünyanın en adi şerefsizi ben olayım. Aha da bak buraya yazıyorum.
- Ya sende önceden azıcık akıl vardı, şimdi o da kalmamış ha! Ama asıl salaklık bende. Ne diye hala bu gerzeğe açıklama yapıyorum ki 'senden bi halt olmaz' diye. Boşuna çenemi yoruyorum. Karışmayacağım artık ne halin varsa gör. Ama halini görürken de gelip benden para falan isteme, vermem. Sana elli sekiz kere dedim ki 'kuş beyinli aklını başına al.' Ama nerrdeeee. Bi ara da okuyacam diye tutturmuştun, liseyi bile yarım bıraktın. Söylediğim onca laf kafana giriyor girmesine de, napsınlar ki, bakıyorlar içinde beyin yok, peşlerine takılan yankılarıyla birlikte geri çıkıyorlar. Neymiş efendim 'artiz' olacakmış. Hah! Allahtan erkeksin de seni bi güzel işlemiyorlar o senin yönetmen bozuntuların. Şşt bana bak, yoksa işliyorlar mı?! Senin o yönetmen dediklerinin ne bok olduğu belli değil ki. Ben çok iyi biliyorum onların ne pis işlerle uğraştıklarını.
- Ya abi saçmalama yaa. Hem sen liseyi bitiriyorsun, hadi söyel bana napcan!… Bak, şu işleri bi yapayım, göreceksin, bir gün paraya para demeyeceğiz.
- Ne diyeceğiz peki dingil!
- Hah hah abi ya bırak dalgayı. Bak sana son denememi anlatayım. Göreceksin, sevgili kardeşin şöhret basamaklarını tırmanma tenezzülünde bile bulunmadan, direk asansörle çıkacak en tepeye.
- Yiyim lan senin denemeni. Beni rahat bırak da sen ister asansörle çık ister uçakla. Yeter ki benden uzak dur ya düş yakamdan ya! Yeterr!
- Yeter diil abi Kezban ahahaha. Bak bak zekaya bak, espriye bak… Neyse, bak bi haydut düşün. Hayatı hep çalıp çırpmakla geçmiş. Sonra bu bi şebeke kuruyor… Ya bi dinle abi yaa elektrik dağıtım şebekesi değil, azılı bunlar… Adamın hayatına bir gün bi kadın giriyor. Ama kadın evli. Ooooo hiç dinlemiyorsun ki abi!
- Ya oğlum nesini dinleyeceğim ya. Off ya off! Anne, baba gelin kurtarın beni… Gelseler de alsam arabayı vınnnnn!
- Önce bi yaşını doldur ehliyetini al, sonra vınnn yaparsın… Neyse, bunlar bi yığın irili ufaklı iş denemeleri falan filan derken hayatının numarasını çekmeye karar veriyorlar. Bak bak olaya bak. Okuyunca zekama hayran kalacaksın. Böyle sönük gibi görünüyor olay belki ama ben öyle bir süslüyorum ki, bi oku var ya çıldırırsın.
- Çıldırmam için okumama gerek yok ki, senin varlığın yeter lan dallama!
- Di mi abi sağol ya bilirim beni seversin… Neyse abi, sonra bunlar hayatının işini yapmak için buluşuyorlar…
- Ya of yaa… Git bak bakiyim göle balık gelmiş mi… Of nerde kaldı bunlar.
- Ya n'olur abi yaa! Şu zeka parıltılarını görmüyorsun ya çok üzüyorsun beni. Hadi onu görmüyorsun, yakışıklılığımı da görmezden geliyorsun. Buna hangi yönetmen dayanır. Şu boya posa bak. Şu gözlere bak. Hele şu saçlara bak İlhan Mansız yanımda halt etmiş. Saçlarımı öne doğru yatırıyorum bi yapıştırıyorum alnıma, sonra bi kavis…
- Oğlum, kıçıma iki göz bi de ağız çizsem yine de senin o muşmula suratından daha güzel olur… Sen anlat, ben geliyorum.
- Tamam tamam, sonunu anlatayım son kısmı bir heyecanlı ki sorma. Silahlar milahlar gırla. Mermiler havada uçuşuyor. Olayın kahramanı bi sağa bi sola vızır vızır. Polat Alemdar görse köşesinden çıkmaz.
- O ne lan elindeki. Nerden buldun lan onu.
- Şşey, abi kuru sıkı bu hemen coşma.
- Ne kuru sıkısı oğlum bu düpedüz gerçek! Nerden buldun lan çabuk söyle, çabuk!!
- Ya abi tamam celallenme hemen, söyleyeceğim!

Yukarı

5 - Yazan: Müge Ünal
Fıstıkyeşil 1992 model broadway ana caddeyi hızla ve acı fren sesleri ile geçiyordu. Ne trafik ışığı ne yolun kalabalığı etkilemiyordu belli ki aceleleri vardı içindekilerin.

- Allah tez vakitte cezanı verecek. Kocam Pakize'ye bunları yaptığını bilse kafanda tek tel saç, ağzında diş bırakmaz. Hele bir duysun neler gelecek başına. Ben biliyorum. Yaşamışlığım var adamla. 11 yıl oldu. Çok gençtik biz tanışt…
- Bi sus be kadın bi sus allah rızası için. Allaahım ne kapasite var ya. Günlük kelime kullanma kapasiteni dolduramadın mı be kadın. Ehi ehi...
- Ne gülüyosun be … George Clooney kılıklı süpürge.
- Hiç adına güldüm. Pakize ismi hep güldürmüştür beni. Amannıın...
- Sen önüne bak. Hem benim adım değil Pakize. Arabanın adı.
- Puuaahhh. Ulen kaza yaptırıyodunuz. Allah cezanızı yok yok vazgeçtim belanızı versin. Ulen arabaya Pakize adı verilir mi ? Hihohaa
- Aşağılama Pakizeyi. Sen önüne bak. Çarpıcan Pakizeyi ben de sana çarpıcam. Hem bir kere değil önce 8 sonra 7 kere çarpıcam. Çarpım tablosuna tablosuna çeviricem suratını.
- Yok yok allah sınıyo beni. Karıma yaptıklarımın cezası bunlar. İyisi mi indiriim ben seni bi yerde. Pakize'yi yollarım sonra. Eline erkek eli değirmem söz. Ulen ulen sinyal verin hırtlar. Çarpacam şimdi ...
- Olduuu hatta gözlerim doldu. Niye iniyomuşum. Hem Pakize'ye laf söyleme. 1992 yılı üretimli, 4 silindirli, 1394 cc. 890 kilo, bagaj hacmi 402 litre ve 2477 mm dingil mesafesi var. Halil'im çok sever Pakize'yi. Hayır bazen kıskanmıyom değil. Bir ara yeşil boyattıydım saçlarımı. Halil kızdı ... Hiiiii...... Ne duruyon aniden.
- İn kadın öldürecem seni. Kan bulaşacak Pakize'ye valla sen bilin. Manyak mısın len. Banane Pakize'nin dingilinden, senin yeşil saç renginden. MANYAK !!! Sus… bi sus. Hiç sesin çıkmasın kırarım valla Pakize'nin bi yerini. Telefonuda yok evde unutmuşmuş…. Nasıl haber verecem lan gecikeceğimi ve karımın arabasını takip ettiğimi iki salağa.
- Susmam da inmem de. Pakize'yi bırakamam. Ben mi çağırdım seni. Halil'im arabası için alışveriş yapıyodu sen geldin çaldın bizi zorla. Ben mi istedim seni. Hayatta inmem. Hem sen safsın galiba. İnsem anında giderim karakola. Yüzünü de tarif edebilirim polislere. Aynen şöyle derim : Esmer, uzun boylu, geniş omuzlu, çıkık elmacık kemikli… Girdin hayatıma bi kere…
- Ohaa… Asılsaydın bana. Çatlak kadın. Karıma gidiyorum dedim ya. Napıyım ben seni ?
- Konuşma ! Ne demek n'apıyım. Güzel kadınım. Bir gram et bin ayıp örter dememiş mi atalarım. Benim atalarım dedi. Seninkileri bilmem. - Allaam sabır ver ya.
- Neden karına kaçıyon ki. Karın uzaktaki sen ona gidiyorsun. Hem iyi bişi olsan karın kaçmazdı. Senden koşar adım kaçtı ki sende ona gidiyon.
- Yok anladım. Ben şanssızım. Otopark'ta onca araba içinde Pakize'yi buldum bi de seni.
- Söylemezsen böyle deli gibi nereye gittiğimizi valla tutarım nefesimi. Ahanda tuttum. Hımmmpfff…..
- Lan manyak… Zaten trafikle uğraşıyom bi de senle uğraşmayım. Kendine gel… Lan alsana nefes. Tamam anlatcem allahın unuttuğu uğursuz yaratık.
- Ummmf… Uff ölcektim. Anlatcen tabii. Ben de gelcem senle. Bıktım bu rutin hayattan. 11 yıldır ev işi yapıyom. Çok sıkıldım. Ben de heyecan istiyom. Adrenalin istiyom. Adrenalin bi hormon. Böbrek üstü bezlerinin iç kısımları tarafından salgılanan bir hormon. Stres anında kanda artıyor.
- Yok valla manyaksın sen.
- Tutarım bak nefesimi yeniden !!!
- Ulan tamam be. Allahım ne kadermiş benim ki. Nerden buluyom ki böyle manyakları. Peki ulan. Hiç sesini çıkarmayacaksın. Dinle şimdi. Dokuz - on ay önce bi sabah uyandığımda karım gitmişti. Haber alamadım uzun zaman. Her yeri aradım. Geçen hafta bir telefon geldi. Kardeşinin oğlu aradı. İki yiğeni var. Biri sinema oyuncusu olmaya çalışıyo. Diğeri daha bi akıllı. Oyuncu olmak isteyenin ufak bir aksesuara ihtiyacı vardı ben onu sağladım. O da bana haber verdi. Karım bugün onlarla buluşacak. Ben de sürpriz yapıcam. Ananııı.. Dikkat edin öküzler. Takip ettiğimiz arabada karımın. Kardeşine gitmek üzere yola çıktığımda onunla karşılaştım. Uzun sure takip ettim. Arabam yolda bozuldu. Hemen arabayı çektiğim yerde ne yazık ki Pakize ve sana denk geldim. Mutlu oldun mu? Oraya gittiğimizde al Pakize'yi dön Halil'e. Ananı… Amanıın…
- Ohhaaa… Kör müsün nasıl göremedin Krater gibi koca çukuru.. Krater, astronomide, bir gökcismine bir diğer gökcisminin çarpması sonucu yüzeyde oluşan çöküntüye verilen isimdir bu arada. Dikkatlı ol. Pakize'nin tüm aksamı sallandı.
- Bi sussan kullanabilicem. Hem ben becerekli adamım. Aynı anda hem araba kullanıp hem sana laf yetiştirebiliyorum değil mi? - Yaa ne marifet. Bu arada merak ettim. Ne iş yaparsın sen? Ne aksesuarıymış çocuğa temin ettiğin. Karına kavuşmak için rüşvet mi verdin el kadar çocuğa. Şunu da belirtmeliyim ki rüşvet : Yaptırılmak istenen bir işte yasa dışı kolaylık ve çabukluk sağlanması için bir kimseye mal veya para olarak sağlanan çıkardır. Bunu da bil.
- Manyaksın sen. Manyak !. Rüşvetin ne olduğunu sordum mu ben sana. Sözlük kılıklı kadın. Hem ne iyi oldu değil mi? Birlikte girdiğimiz bu maceraya. Renk kattın yolculuğuma. Karımla buluşmadan önce alıştırma yapmış oldum senle. Lan ne manyak karısın. Sana ne ulan ne verdiğimden. Ne iş yaptığımdan. Evlenmiycem ya senle. Alt tarafı arabanızı ödünç aldım . Vercem kurtulucam birazdan hem senden hem 1992 model Pakize'den..
- Olduuu. Hem kaçır bizi hem beğenme. Karın haklıymış valla. Ben de kaçıcam ilk fırsatta senden.
- Kadın bi sus. Aşıcam kendimi birazdan.

…
- İşte. İşte orada. Yetiştik. Ahanda durdu onlarda ilerde.
- Çoğul konuşma senle küstüm. Bireysel yap ne yapacaksan. İnmiyom arabadan.
…

Takip ettikleri araba hızla karşı şeride geçip solda eski yıkık binanın hemen önüne yanaştı. Adam da Pakize'yi onları rahatça görebileceği şekilde yolun sağına yanaştırdı ve durdu. Önce karısının eve girmesini istedi. Arkadan o gidecek böylece hem yanında ki deli bozmasını karısının görmemesini sağlamış hem de sürprizi bozulmamış olacaktı.

İzlediği arabadan önce karısı indi. Uzun zamandır görmediği karısı biraz daha mı kısalmıştı ona mı öyle geldi... Hemen kovaladı düşünceleri aklından. Karısının en zayıf noktasıydı. Boyu hakkında düşündüğünü bile farketse yine zıplayarak patlatırdı çantayı adamın kafasına. Sağa sola salladı kafasını uçup gitsin düşünceler diye. O da ne… Arabadan ufak tefek de bir adam indi. Acaba hangisi daha kısa diye bir an düşündü. Ama adama dikkat ettiğinde … Çocukken sünnetçiyi ilk gördüğündeki korkuya hatırladı. Buz gibi oldu elleri. İşte yine o adam. İyi de ne işi olabilirdi ki karısının bu hıyarla. Her yerde karşına çıkmak zorunda mıydı ? Bu kadar şans bir de çöldeki devede olurdu.

Kadın yanındaki adamın ruh halini izliyordu. Bir yandan da Halil'ini düşündü. Aslında hiç çıkmak istememişti o sabah. Yine Pakize'ye alışveriş yapılacak ve eve döneceklerdi. Gülümsedi. İyi ki gelmişti. Dönmese miydi artık eve. Belki bundan sonra hayatı daha renkli olurdu. Evdeki dolmalar geldi aklına. Çamaşır da vardı epeyce. Beyazları suya basmıştı da… İrkildi. Deli miydi. Evdeki çamaşırlar da, Halil de, dolmalar da geride kalmıştı artık. Heyecan dolu bir yaşam onu bekliyordu. Belki aşk olabilir miydi bu esmer uzun adamla aralarında. Sabah dizilerinde hep böyle olmuyor muydu ? ….

- Alooo alooo kime diyorum. Pardon hanımefendi rahatsız etçem ama ben gidiyorum.

Yukarı

6 - Yazan: Gülseren Bağlar
-Git ! dedi şaşkınlık içinde.

Genç adam hayatına girdi ve girdiği gibide çıktı. Avuçlarının içinden göz göre göre kaydı gitti işte ! Ne yapacağını bilemeden bir müddet Pakize ile oturdu. Sonra indi arabadan, kilitledi, derin bir nefes aldı ve yürümeye başladı amaçsızca. Neydi öyle son 20-30 dakikadır yaşadıkları ? Film gibi vallahi. Kime anlatsa inanmazdı. Adını dahi bilmediği genç adamdan çok hoşlanmıştı. Kim bilir ne kadar güzel sevişiyordu? Halil eskisi gibi ilgi göstermiyordu artık. Oysa o ona ilgi gösterse daha bakımlı, daha sağlıklı olacak ve belki daha az konuşacaktı.

Ama bir dakika!

Genç adam ona çok kötü davranmıştı. Sümsük mümsük ve ilgisiz olsa bile Halil' i onu bu güne kadar hiç kırmadı, ne dediyse yaptı, hep dinledi, her şeye başını salladı. Dışa vurmayı bilemese de belli ki kocası onu yürekten seviyordu. Yoksa aslında kahrı çekilecek bir kadın olmadığını kendide pekala biliyordu. Birden bu düşüncelere daldığı için kendini kötü hissetti ve suçlamaya başladı. Halil onu platonik bile olsa hiç aldatmadı, aldatmazdı da… Birden ona sarılmak ve onu çok sevdiğini haykırmak istedi.

Ahh… Halil!

Hi….!

Halil ya, tabii şimdi ona haber vermek lazım. Şimdi nasılda merak etmiştir. Kalbine iner vallahi karısını ! ve Pakizesini bir an görmese. Hey Allah' ım telefonu unutacak zamandı sanki. Ne bilsin kaçırılacakta, telefon lazım olacakta.. Aman ya bu güne kadar kıçını hep Halil toplamıştı , böyle şeyleri hiç düşünmezdi ki. !

Arabadan indiğinden beri bu düşüncelerle epey bir yol aldığının farkında bile değildi. Az ilerde bir büfe gördü. Kontörlü telefondan kocasını arayacaktı. Telefonu eline aldı…

…

Halil duyduğunda (belki) göklere uçacağı bu hazin aksiyondan habersiz o memur kılıklı arabası için alışverişini bitirip kasaya kadar gelmişti ki birde ne görsün?

Kasada huriler hurisi, akılların almayacağı güzellikte, çıtır mı çıtır, taze yeşil yirmilik gibi kanatsız bir melek!!!

Kasiyer kız "buyurun efendim hoş geldiniz" der demez Halil elindeki tüm malzemeleri heyecandan yerlere düşürdü. Müşteri memnuniyeti ilkesi ve tamamen duygusal gerekçelerle kasiyer afet göz süzüp, gerdan kırıp, kalça kıvırıp, sek sek sekerek kasadan çıkıp bizim orta yaşlı, kır saçlı, yeşil bakışlı, andropozunun doruğundaki Halil'in yanına geldi. Onun şaşkınlığına bir gülüş fırlatarak tüm ihtişamıyla bir hamlede yere eğilip malzemeleri toplamaya başladı. Ee, Halil bu durur mu hemen çökertmeye niyetlense de kendini yere yapışık buldu. Bu arada gözü kızın dipdiri KM fincanı ölçüsünde memelerine takıldı. Birden aklına arabada oturan şişko, iri memeli, dağınık saçlı karısı geldi. Derin bir iç geçirip, iniltiye dönüşen bir sesle kızı ata bindirip attaya götürmek istedi.

….

Hawaide…
Giyinip çiçek desenli gömlekleri şortları çekip sırta, varıp Hawai' ye ince belli ada kızlarının koşarak karşılayıp ellerinde güllerden çelenkleri boynumuza takarak bizi balayı odamıza götürmesiyle başladı rüyaların rüyası.
Tütsüler, Hawai' nin kendine has kokuları, ünlü şeflerin özel olarak hazırladığı hawai yemekleri, dekor olarak kullanılan şaman tütsüleri ve tatular, Lomi Lomi masajları ( Lomi Lomi: Hawai dilinde masaj anlamına gelir ) ve geleneksel giysileriyle bizi karşılayan otel personeli, Hawai çiçekleriyle donatılan odamız… Hawai' nin egzotik dokusuna ait her şey ! Bunların hepsi çıtır yirmilik ve benim içindi. Otel personelinin bahşişini verip odadan çıkardım. Derhal çatur çutur yenilmeye hazır ballı börek çıtırımı yatağa attım, boşa geçirilecek bir dakikam dahi yoktu artık …

…

Carrrrttttttttttttttttttttttttttttttttt !

"Şey beyefendi pantolonunuz" dedi afet- kasiyer. Kendinden önce giden göbeği ve bilmem kaç model eski pantolonu bu egzersize dayanamamış patlayıvermişti. İçinde Sümerbank çizgili pijama kumaşından bozma uzun donu tüm haşmetiyle takımı taklavatı gururla koruyordu hala… Utancından mosmor olan Halil Hawai' den ve mağazadan kendini zor dışarı attı. Keşke ölseydi de bu günleri görmeseydi. Deliler gibi koşup arabasını ve içinde bıraktığı eski model karısını aramaya koyuldu. Gerçi çenebaz karısı hayatından bezdirmişti onu. O külüstür arabayı içinde karısıyla birlikte ilk isteyene sevabına bağışlayabilirdi ama kıçı açıkken bunları düşünemezdi. Koşarken düşündüğü tek şey ölmeden bir huri görmüştü artık ne gam…

Etrafta ne arabadan ne de karısından eser vardı. Deliler gibi dolanıp durdu. Çalınmış olma ihtimaline üzülürken bir yandanda içindekiyle birlikte gitmiş olduğu için yüzünde müstehzi bir gülüş oluştu. Allah ne macera !

…

- Halillllllllllllllllllll !!! Uyan kocacım, kahvaltı hazır git ekmekle gazete al gel hadiiii sevgilim !!!

Karısının cırlak olmasına cırlak ama sesine katmaya çalıştığı şefkatide fark etmişti Halil. Başına bir şey mi düşmüştü, şaşırdı vallahi. El mecbur kalktı, giyindi, evden çıktı, bakkala gitti, ekmek, süt, gazete aldı ve eve geldi. Kahvaltı sofrasına oturdular. Evinin erkeği olarak gazeteyi eline almaya yeltendi.
Sadece yeltendi.
Birden :
CİYYYYYYAAAKKKKKKK !!!
Deprem sonrası artçı şok gibi bir ses daha….
Üçüncü sayfadaki haberi görür görmez ağzındaki lokma takma dişleriyle birlikte masaya uçtu. Boğuluyordu. Halil panik halinde karısının sırtını yumruklamaya başladı. Kadın hem can çekişiyor hem de gazetedeki resmi gösterip bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Dün, Halil 11 yıllık karısının anlattıklarına pek inanmamıştı ama işte ispatı ! Bu resim her şeyi anlatıyor ve kendini yalancı durumuna düşmekten kurtarıyordu.

Zor bela cana gelip konuştu:

- Al, al ,al işte bak! Birde bana inanmadın, dünden beri boşuna surat asıp duruyorsun, buna ne diyeceksin şimdi?

Halil cidden inanmamıştı ama bu resim ve altında yazılanlar karısının anlattığı gibiydi.

Resim aynen şöyleydi :

Yukarı

7 - Yazan: Ebru Kargın
Otuz beş yaşlarında, esmer, uzun boylu, geniş omuzlu, çıkık elmacık kemikli, adı M.A olan bir adam, elleri kelepçeli vaziyette, başı hafif öne eğilmiş şaşkın bakışlarla bakıyordu… Resim, M.A'nın daha ilk bakışta, elini ayağını nereye koyacağını bilemeyecek kadar şaşkınlık içinde olduğunu fark ettiriyordu.

Halil karısının, "bak işte söyledim sana, işte o adam" çığlıklarını duymazlıktan gelip haberi okumaya, olayı anlamaya çalışıyordu. Başlangıçta, aynı karısının anlattığı gibiydi. Hatta Pakize'nin renginden, marka ve modeline kadar bahsedilmişti. İçten içe bir sevinç duydu, kırk yıl düşünse Pakize'yi günün birinde gazete satırlarında okuyacağı hiç aklına gelmezdi. Pakize'yi şimdiye kadar en çok, artık tarih olmuş ve bir araba mezarlığında kaderine terk edilmiş düşünebilmişti. Bir şekilde, anlık da olsa meşhur olmuş Pakize'si onu gülümsetiverdi.

Meşhur Pakize ve onun sahibi olarak duyduğu gurur, yüzüne yayılan gülümseme, haberin devamını okurken birden yok oldu. Haber şöyle devam ediyordu: Karısı A.A'yı muhtemel sevgilisi S.T ile yakalamak üzere gasp ettiği araçla peşlerine düşen M.A, 20-30 dakika süren araçlı takipten sonra, karısı ve muhtemel sevgilisinin Tophane'de eski metruk bir binaya girişlerini dikkatle takip etmiş, kısa bir süre beklemiş ve peşlerinden binaya girerek, seslerin geldiği çatı katına ulaşmış ve ruhsatsız tabancasıyla karısı A.A, Sevgilisi S.T'yi olay yerinde öldürdüğü bildirilmiştir. Olay sırasında orada bulunan diğer iki kişiden R.C'de aynı kurşunlardan nasibini alarak hayatını kaybetmiş, kimliği belirlenemeyen dördüncü kişi ise, kaçmayı başarmış ve kayıplara karışmıştır.

Cinnet geçirdiği tahmin edilen katil M.A, ne yapağını bilemeyerek, binayı terk edip kaçmaya çalışmış, bu esnada, eski metruk binanın yakınında, bir evin giriş katında oturan iki kardeşin B.Y ve V.Y, silah seslerini duyup, eski metruk binaya doğru ilerlerken M.A ile karşılaştıkları, sözlü tartışmaya girdikleri ve bir türlü sakinleşmeyen M.A tarafından öldürüldükleri anlaşılmıştır.

Sokak sakini görgü tanıklarının ifadesi ve teşhisine göre, ölen beş kişi ve kaçan bir kişinin birbiriyle olan bağlantıları kısmen saptanabilmiştir. Buna göre; iki kardeşin M.A'nın öldürdüğü karısı A.A'nın yeğenleri olduğu kaydedildi.

Alınan bilgiye göre, ölenlerden dört kişinin şebekeleşmeye çalışan, ama girdikleri her işi yüzüne gözüne bulaştırmış, en son, sahte para imalatı yapmaya yeltenmiş , ancak pek çok banknota yanlış resimler kullandıkları için başarısız olmuş, hayatlarında ilk defa doğru resimlerle doğru banknotları basıp, rahatlıkla piyasaya sürecekleri sırada M.A tarafından öldürülmüşlerdir.

M.A'nın sabaha kadar süren sorgusunda, polisten edinilen bilgilere göre, sahte para imalatıyla kendisinin hiç bir alakası olmadığını iddia etmiş, kendi meselesinin sadece karısının onun aldatmasından ibaret olduğunu savunmuş, diğer üç kişi hiç hesapta olmadan karşısına çıktığı için öldürmek zorunda olduğunu ve çok pişman olduğunu ifade etmiştir. Sorgulamanın ilerleyen saatlerinde ise, görgü tanıklarının ifadesi ve M.A'nın itirafıyla kesinlik kazanan bir diğer gelişme ise, M.A'nın bu işte yalnız olmadığını ortaya çıkarmıştır.

Görgü tanıkları, M.A'nın olay yerine fıstık yeşili 1992 model brodway marka araç ile geldiğinde, yanında bir kadın olduğu, M.A araçtan inip, karısı ve sevgilisinin peşinden metruk binaya girdiğinde, kadın araç içinde bir süre beklemiş, sonra oturduğu koltuktan inip, şoför koltuğuna geçmek üzere arabanın önünden dolaşmış, kapıyı açık bırakıp, koltuğa yan oturmak suretiyle, başını öne eğerek, saçlarını savurmuş, kabarmasını sağlamış, daha sonra ayağındaki topuklu ayakkabıları çıkarıp fırlatmış (muhtemel, topuklu ayakkabıyla araba kullanamıyor olmalı) ve araçla olay yerinden uzaklaşmıştır. Bu gelişme üzerine M.A konuya dair yenden sorgulanmış ve yalnız olmadığını itiraf etmek zorunda kalmıştır. "Zaten bu kadar adam öldürdüysem o kadın yüzündendir. Hiç susmadı, ha bire konuştu durdu, iyice kafamı karıştırdı. Arabadan indiğimde sinir içindeydim, artık herkesi öldürebilirdim" sözleri ifadesinin en dikkat çekici kısmı olmuştur.

Polis şimdi, kimliği belirsiz bu kadının izini sürmekte. Bu kadın sayesinde olaylar iyice gün ışığına çıkabilecek. Şimdiki kanı ise, beş kişinin ölümüne sebep olan bu hadisenin namus cinayeti olarak görülemeyeceği. Büyük kalpazan çeteleri, genişlemeye ve küçük çetelerin büyümesine engel olmak için böyle tedbirler alıyor olabilir miydiler?

….

Halil'in yüzü bembeyaz olmuştu. Nasıl bi belaya bulaşmışlardı, aklı almıyordu. Ya sakın karısının da bu işlere bir ilgili olmasın!!! Yok yok, saçmalıyordu, on bir yıllık karısıydı o onun, daha nelerdi…
- Halilll, anam su vereyim hemen sana, betin benzin atıverdi.
- ….
- Halilim, konuşsana, ne oldu ?
- Al şu gazeteyi de oku madem. Ne olmuş-muş… Allahım ben ne günah işledim ben!!!

Halil kalktı, salona geçti ve televizyonu açtı. Biraz düşünmeden, boş boş durması lazımdı… Aklına mukayyet olması lazımdı... Bu kadını ne yapması lazımdı? Ama o da ne!!!

"Bu akşam Kıyamet Meydanında kalpazan çeteleri ve beş kişinin ölümüne sebebiyet veren dünkü olayla ilgili konuşacağız. Soruşturma ile ilgili yeni gelişmeler, gelinen aşama ve sahte para imalatıyla ilgili alınan son önlemleri tartışmak üzere, İstanbul Emniyet Müdürü Haydar Demirbilek, Merkez Bankası Genel Müdürü Murtaza Cebigüzel de stüdyomuzda olacaklar. Bu akşam 23:50 de görüşmek üzere."

Yukarı

8 - Yazan: Mehtap Yıldız
Kumanda tutan eli havada, ağzı bir karış açık kaç dakika öyle kaldı hatırlamıyordu. Olaylar giderek sarpa sarıyordu. Bu nasıl sacayağıydı, kimin eli kimin cebindeydi yuh olsun. Baba filminin senaryosunu sollayacaktı neredeyse olanlar yahu! Böyle maceralar ya filmlerde olurdu ya da bu ülkede zaten.

En tırstığı şey başına gelmişti. Hayat boyu namusunla yaşayacağım diye didin dur, gel böyle boktan bir muhabbete meze ol. Ulan keşke şu koca memeli karısının sözünü dinleyip, ihaleye giren müteahhidin rüşvet teklifini kabul etseydi.Böyle pisi pisine niyazi olmaktansa...

- Altmışsekiz milyonunun içinde bula bula bela bizi buldu, şans oyunları bulacak değil ya! Bu dünyanın adaletine...
diye okkalı bir küfür savurdu.

Geceye kadar nasıl bekleyeceklerdi ki! Bir günde yaşadıklarını düşününce içi daraldı. Akşama kadar, her an her şey olabilir bekleyişiyle stresle geçecek tastamam oniki koca saat... Hayat ne garipti, marketteki çıtırla Hawaii hayallerinin üzerinden kırsekiz saat geçmeden kendini çıkılmaz bir bok çukurunun hem de taa dibinde bulmuştu. Karısı beynini mi okumuştu ne! Yoksa ahı mı tutmuştu!

Evet, Pakizesini koymuştu karısının yerine bir kaç yıldır. İlgisi, sevgisi ona yönlenmişti, en değerlisi oydu artık tamam da, eee ne olmuştu yani... Pakize meşhur olmuştu olmasına da, ne pahasına!!!

Biraz sonra çalmaya başlayacak akraba, eş dost telefonları ve meraklı komşuların üşüşmeleri, bayıcı sorgulamaları düşüncesi bile soğuk terler dökmesine, bayılacak hale gelmesine yetiyordu. Zaten artık hazzetmediği karısı ve evliliği umrunda değildi olmasına da, emekliliğine şuncacık kalmışken, tam da güneyde ikramiyesiyle almaya niyetlendiği, akça pakça rus yavruların doldurduğu sahildeki otelin yanındaki villanın yemyeşil çimlerinin üzerinde, burnunu karıştırıp, göbeğini kaşıya kaşıya gel keyfim gel yapacağı günlerin hayaliyle yaşarken... Herşey bir yana da, Patronlara nasıl açıklayacaktı olanları! Sona on kala meslek hayatı, kariyeri ne olacaktı! Ya olanlardan sonra emekliliğini de yakıp tazminatsız kapının önüne koyuluverirlerse! Ne işti bu başına gelen!
Ahhh Ah... Anacığı çok karşı çıkmıştı zamanında ona:

- Oğlum bu kadın senin aklını başından aldı ama güzellik geçicidir. Vırvırıyla, dırdırıyla, sakarlığıyla senin başına iş açacak, içim sızlıyor içiiiim!
diye, ama dinlememişti, kaynanalığı tuttu diye düşünmüştü.

Dalıp gitti birden. Ama hakkını da yememeliydi. Kusurlarını örtecek kadar işveliydi karısı zamanında. Tam dişiydi haaaa...! Kendini böyle kapıp koyvermemişti daha. Sokağa çıktığında uzun sarı saçlarını şöyle bir dalgalandırıp, incecik topukların üzerinde geniş kalçalarını savura savura öyle bir tane tane yürürdü ki mahallenin bakkalının, çakkalının, manavının gözleri yerinden uğrar, ahhh ohhh sesleri ayyuka çıkardı... Çekerdi sineye... Kızacağı yere göğsü kabarır, hatta olur olmaz yerleri bile şişerdi Halil'in, pek bir kasılırdı. Eeee, nereden nereye... Kalçalar da, memeler de vücudun diğer organları gibi diriliğini yer çekimine teslim edeli epeyce olmuştu. Yatakta artık onun istek dolu kıvranışlarını değil, arkasını dönmüş koca kıçını seyreder hale gelmişti Halil. Kadın neden altta kalsındı ki;

- Senin de kuşun kalkmıyor ondan naaber!
dediğinde öfkeden kuduruyordu ama, istedikten sonra çare mi yoktu, alıyordu ilaçları, sonra tam gaz... Kim tutar Halil'i. Karısına sezdirmemeye çalışıyordu ama açlığını taze, diri bedenlerde bastırmaya başlayalı yıllar olmuştu. Ne yapsın can bu çekiyor işte! CAN... CAN BU ÇEKİYOR... ÇEKİYOOOOOR... Olamazdı. Sakın karısının da canı çekmiş olmasın!!! Birden kafası bulandı, başı zonkladı, kıskançlık damarları kabardı. Yoksa bütün bu olanlar....! Hiddetten kıpkırmızı oldu ama çabuk toparladı, katilin ifadesi geldi aklına.
"Zaten bu kadar adam öldürdüysem o kadın yüzündendir. Hiç susmadı, ha bire konuştu durdu, iyice kafamı karıştırdı. Arabadan indiğimde sinir içindeydim, artık herkesi öldürebilirdim"
- Yok canııııım !
dedi kendi kendine.
- Naaapsın adam bizim pörsümüşü yahuu? Onu da canından bezdirmiş çenesiyle baksana. Adamı bir saatte beş cinayet işleyecek hale getirdiyse bu kadın, benim bunca yılda bir soyu yokedecek cesedim olurdu da, AB bizi nah alırdı!
diye düşünüp gülmesine engel olamadı, içli bir şükür yarabbiiim çekti. Anında toparlandı ama. Bu Kıyamet Meydanı benzeri programların reyting uğruna olayları nasıl şişirdiği, insanları nasıl madara ettiği aşikardı. Kesin bulaşacaklardı onlara da.
- Hay allah, zaman geçiyor ve bir şeyler yapmak lazım
deyip silkelendi ve mutfağa seyirtti. Ama karısını sucuklu yumurta tavasına yumulmuş hala kahvaltı keyfinde görünce kan beynine sıçradı. Gözlerini devire devire derin bir
- offfffff ...
çekti ve,
- Yuuuuhhh beee, bu durumda bile tıkınabiliyorsun haaa! Kes boğazı da nasıl çıkacağız bu işten onu düşünelim!
diye gürledi.

Yukarı

9 - Yazan: Banu Chouard
Cihangir'deki lüks bir apartmanın üçüncü katında boydan boya uzanan balkonda Neriman içkisini yudumlarken, bir yandan da gazetesini okuyordu. Arada bir de beline kadar inen cılız, modası geçmiş oksijen sarısı saçlarının orasından burasından tutup çekiştiriyordu. Gazetenin yazdığı haberdeki cinayetten kaçabilen meçhul adam, kendisine hiç de yabancı gelmemişti. Emindi, o adam onun "Tarla Faresi" olmalıydı!..

Adamı tanıdığında, otuz yaşlarında, oldukça güzel bir kadındı. Neriman Abla uzun yıllar bu adama mecburen katlanmıştı. Aralarında ne büyük bir aşk ne de sevgi beraberlikleri, sadece alışkanlıktan ibaret bir ilişki oluşmuştu. Meçhul adam, zaman zaman kızlara musallat olsa da maymun iştahıyla sinsice hiç olay yaratmazdı. Son gelişinde Neriman'a manalı manalı bakarak;

''Bak ablacim, artık piliç yetiştirmek para getirmiyor, yabancı güzeller ayağımıza kadar geldi. Piyasamız düştü. Daha büyük işler yapacağım.'' diyerek, Neriman'in yıllardır biriktirdiği parasını alıp toz olmuştu. Paracıklarını kaptırdığı adamın ele geçmemesine çok sinirlenerek, ellindeki içki bardağını yere fırlattı.
Evin içinden, balkondaki şangırrrrrrrrrrrrrrrr sesini duyan kızlardan biri :

- DİKKATTTTTTTTT!!! Neriman Abla'nın sigortası attttttttttttttttttttttttttı...

diye söylenerek, diğerlerini uyardı. İçlerinden biri de doğruca balkona koşarak;

- Ne oldu ? neden kızdın be ablacım ?

- Hazirlıklı olun! Bizim Tarla Faresi, pisliğe karışmış ve kaçmış... Her an çıka-gelip burada saklanmak isteyebilir. Çok dikkatli olun ve sakın kimseye kapıyı açmayın. Mahalleye rezil olmadan mutlaka bir şeyler yapmalıyız.

- O buraya gelemez ayol! Senden korkar, ödü patlar valla. Hadi ablacım, sen biraz içeri giriver, bende yerdeki su sırcaları süpüreyim de ayağımıza batmasın.

- Bırak camları olduğu gibi yerde kalsın, eğer gelirse onun yüzünü gözünü parçalayacağım.

- Değer mi abla, değer mi bu adam için basını belaya sokmaya? Yıllardır çektiklerin yetmedi mi? Bırak kendi belaını kendi bulsun. Biz keyfimize bakalım. Unut gitsin.

Neriman Abla iki tek daha attıktan sonra neşesi yerine gelmeye başladı.

- Ne o kız?.. eğil bakayım azcık. Aaaaa!.. gene kıçına ipi takmışsın. Onun üstüne şöyle uzun fırfırlı, dantelli bir sey giy de kıçın don görsün ayol!

- Aman be Neriman Abla, moda yaa... sen bilmiyor musun?.. dün pazarda önünde tüylüsü vardı ama, param yoktu alamadım.

- Peki, o kolundaki morluk ne be kızım? Horoz mu, tavuk mu, belli değil!

- Hiç birsey de gözünden kaçmıyor, pes yani!.. Dün, koluma dövme yaptırttıım.

- Ulan, adamlar sizi dövünce şiddet dersiniz, sonra da oranıza buranıza dövme yaptırırsınız...

- Uğur getirirmiş be, öyle diyorlar. Neriman Abla, dün yolda giderken bizim eski imam bozuntusuna rastladım. İşler nasıl diye sordu. Kötü dedim. Öyleyse söyle ablaya, ben size yardım edeyim dedi.

- Gözü kör olasıca adam! yüzde kaç istiyor kız?

- İllk sene hiç bir şey istemezmis. İsler düzelince konuşurmuşsunuz...

- Ehh, artık Alaturka çalısırız. İlk önce adlarınızı değistirip güllü-müllü şeyler takarız. Parfüm yerine gül suyu süreriz. Abajurları atar, lambaları bırakırız, helaya takunya, kapının önune de terlikler dizeriz. Banyoyu bozar, yerine kurnalı-çeşme yaparız, bari yok eder, rahle koyarız...

- Aklınla bin yaşa ablam, valla bizde ayıya dayı der, kısa zamanda zengin oluruz.

- Her yerden geçti bey bile gelir ulan, meclise bile gireriz.

Hayaller ve yeni fikirler biribirini kovaladıkca kahkahalarında sonu gelmiyordu. Kapının çalındiğını, içerde uyuyan kızlardan birinin kalkıp kapıyı açtıgını bile fark etmemişlerdi. Aniden içeriye dalan kadın salonun ortasına gelince, Neriman ancak görebildi onu. Gözlerinden derhal tanımiştı kadın kıligına girmiş baş pezevengini!

Koynundan çıkardığı sessiz tabancasını hiç gözünü kırpmadan defalarca adamın üzerine sıktı. Adam yere düşüp de olduğunu anlayınca, derin bir "ohh!" çekti. Gayet büyük bir soğukkanlılıkla odasına gidip battaniye getirdi. Adami sarıp sarmalayıp kocaman bir bavula yerleştirdi.

- Neriman Abla, ben çok korkuyorum. Ne olacak şimdi?..

- Soru sorma! giy mantonu, al çantanı. Denize atacagız leşini...

Araba açık denize yol alırken polisler hala dördüncü meçhul adamı arıyorlardı. Güneş batarken, iki kadın sorunlarını halletmiş, deniz kıyısında oturup büyük bir keyif ve iştahla keten helvası yiyorlardı.

Yukarı

10 - Yazan: Serap Ezgi
- Kız Neriman abla Allah kabul etsin.
- Neyi kabul etsin.
- Helvayı. Tarla faresinin ardından yiyoruz ya
- Hahaha Allah canını almaya kız. Doğru valla. Herifi hem öldürdük, hem leşini yok ettik, hem de helvasını yiyoruz. Az bile oldu pisliğe. Bak şimdi sinmedi içime. Şuradan üç beş çocuğa daha alalım keten helva. Al şu parayı, git orda duran heriften al. Parktaki çocuklara dağıt gel. Bekliyorum seni.

Kadın aldığı parayı sıkı sıkı elinde tutarak keten helvayı satan adama yürüdü. Camdan küçük kutunun içinde topu topu sekiz tane keten helva kalmıştı. Adama yanaşıp;
- Ver hepsini. Dedi.
Bu sırada yanına yaklaşan adamda satıcıya bir tane versene diye seslenmişti. Keten helvacı;
- Abla hepsini aldı. Kalmadı. Dedi.

Halil bütün gün eve sığamamış, akşam başlayacak olan Kıyamet Meydanı adlı programa kadar sahile inmeye karar vermişti. İnip ineceğine pişman olmuş, karısı bende geleceğim diye tutturmuş peşine takılmıştı. Atışa atışa sahile kadar yürüyüp çay bahçesine oturmuşlardı. Bok boğaz karısı uzaktan gördüğü keten helvacısından canım çekti diyerek onu almaya yollamıştı. Şimdi bu kadın hepsini almış ve adam ona kalmadı diyordu. Bilmiyordu ki karısının çenesi adamı öldürdü. Hem gazetede de öyle yazmıyor muydu? Karısının çenesi yüzünden adam kendinden geçip, bilmem kaç kişiyi öldürecek kadar sinirliyim dememiş miydi?

Halil keten helvaları alan kadına döndü:
- Bir tanesini bari alma kadın.
- Aaa neden almayacakmışım.
- Karım istediydi. Susmaz çenesi şimdi, uğraştırma beni akşam vakti.
- Neriman abla kızar, diyerek parayı satıcı adama verip, hışımla aldığı keten helvalarla parka doğru yürüdü.

Halil başı önde, kendinden geçmiş, çıldıracak gibi karısının onu beklediği masaya doğru yürümeye başladı. Aklında Pakize'si, akşam ki program, marketteki dilber, pörsümüş erkekliği, becermeyi dilediği kadınları hepsi birden bir ağızdan konuşuyordu. Az önceki kadına durup bir daha baktı. Tam bir şehir yosmasıydı. Boyu posu, dar pantolonu ve kısa montunun altında salladığı kalçalarıyla, aheste çocukların oynadığı parka doğru yürüyordu. Çaresiz karısının yanına döndü. Onun masaya yaklaşmasını beklemeden konuşmaya başlayan karısı;

-Neden almadın keten helvamı, canım çekti demedim mi sana? Zaten ne işe yararsın. Beni Pakize'nin içinde kaçıran herif olsa bir değil bin tane alırdı. Haliiiil ne susuyorsun anam. Bak ne geldi aklıma. Şimdi ben kaçırıldım ya. Akşamda televizyona konuda olacağım, gazeteler benden gizemli kadın diye bahsediyor ya ben yarın sabah ' Sabah sabah Deva Ablayı' arayacağım. Onlardan sonrada diğer kanalda ki ' Berzanın Fendini' oda olmadı 'Kuşum Ayhan'ı'' arayıp hangisi beni konuk edecekse onlara gideceğim.

- Ne yapacaksın oralarda lan. Ben Halil'in karısı televizyona çıkmış dedirtmem. Bide çıkıp beni herif kaçırdı diye mi anlatacaksın. Sen manyak mısın laaaan.

- Ay Halil' im ne celalleniyon. Kızma hemen. Millet otobüs tutup başka şehirlerden geliyor. Ben buradan katılacam, anlatacam çok mu?. Hem para bile veriyorlarmış. Belki çok verirlerde şu Pakize'yi satar yerine doğan görünümlü bir şahin alırsın ha?

Pakize'nin adını duyan Halil'in başı yukarı doğru kalktı. Hele ki satacaktı. Bu onu deli etti. Sesler yok oldu, Eğer o keten helvayı alsaydı karısı şimdi onu tıkınmakla meşgul olacaktı. Abuk subuk konuşmayacaktı. Halil birden ayağa kalkıp, masayı karısına doğru itti. Gözünün önünde kısa montun altında sallanan kalçalar belirdi. Hızla parka doğru böğürerek koşmaya başladı. Önüne geleni itiyor, hızla parka doğru koşuyordu. Bir yandan da kemerini çözmeye başlamıştı. Gözleri hışımla az önce keten helvaların hepsini alan kadını arıyordu. Onu gördüğü gibi bir gayretle hızlanıp, kadının üzerine atladı. Kadınla beraber yere düşüp, kadının orasını burasını avuçlayıp, öpmeye başladı.

Herkes çığlıklar atıyor, çocuklar kaçışıyordu. Polisssss diye bağıran kadınlar, çay bahçesinden koşup gelenler bir yana, biri; Halilllll, Haliillll diye bağırıyordu. İnce topuklarını ayağından atıp ona doğru koşan karısını gören Halil başına yediği yumruklarla bayıldı.

Sonra Polisin gelmesini beklerken Neriman saldırıya uğrayan sermayesini oradan kaçırmaya çalışırken eski komşusunu gördü. Canı gibi severdi eskiden onu. Kızlıklarında aynı mahallede uzun süre birlikte ağda yapmışlıkları vardı.

- Kızzzz sen misin bu deli herifin karısı diye özlem ve hasretle kucaklaştılar.

-Ay sorma Neriman abla. Beni dün kaçırdılar. Yakışıklı bir adam beni arabayla kaçırınca gazeteler yazdı. Akşama da benden bahsedecekler televizyonda. Halil de çekemedi, kıskandı. Aklınca beni kıskandıracak. Atladı kadının üzerine.

-Kız sıvışalım buradan. Kalsın bir başına. Polis alır döver döver gönderir eve. Bak seni nereye götüreceğim.
- Nereye gideceğiz ki Neriman abla?
- Sen Neriman ablanı unuttun galiba. Sus az. Kapa şu çeneni, almayayım ayağıma.
- Ay kız sustum sustum. Maceranın da iki gün süreni. Hihihi

Neriman kadınları toplayıp bir güzel oradan sıvıştı. Polis gelince ağzı burnu kan içinde kendinden geçmiş Halil'i karga tulumba devriye arabasına bindirip götürdü. Akşam Cihangirdeki kocaman balkonda kadınlar oturmuş Kıyamet Meydanın başlamasını bekliyorlardı. Neriman içerdeki kızlara - Açın şunun sesini diye bağırdı. Televizyondaki kadın;

- Son dakika aldığımız bir habere göre bir kayıp ve birkaç kişinin öldürülmesiyle sonuçlanan kalpazanlık çetesinin başı bugün yakalandı sayın seyirciler. Olay yerinde görülen fıstık yeşili arabanın sahibi bugün akşam saatlerinde bir çocuk parkında evet hem de bir çocuk parkında bir kadına tecavüz etmek üzereyken, çevreden yetişen vatandaşların yardımıyla yakalandı. Aldığımız bilgiye göre polisin sorgulaması sırasında akla hayale gelmeyen şeyler anlatan zanlı, akli dengesi yokmuş numarası yaparak polisin elinden kurtulacağını sandı. Halil denilen bu şahsın bir süre önce karısı tarafından da terk edildiği edinilen bilgiler arasında. Zanlının sorgulama sırasında sürekli 'keten helva var mı' diye sorması, çetenin diğer elemanlarına gönderilen bir şifre olduğu düşünülüyor… Şimdi reklamlar. Devamı az sonra, bizden asla ama asla, sakın, ne olur ayrılmayın.

- Kes, kes kes. Kim hazırladı lan bu haberi.
- Buyrun efendim benim.
- Ne lan bu. Halil'in karısı olay yerindeymiş, neden ayrı diye verdiniz haberi? Hiç mi bakmadınız, araştırmadınız.
- Aman efendim. Kim anlayacak Halil kim, karısı nerde, ne olmus. Bu kadar sinirlenmenize gerek yok. İnsanlar kimin ne olduğuna değil, ne yaptığına bakıyor. Canlı yayın bu, anlamamışlardır bile, hem olur böyle şeyler....
- 3,2,1 yayındayız…

...

Neriman aldı yürüdü. Özellikle orta yaşlı, etine dolgun bir kızının ağzıyla yaptığı muamele ile ününe ün, parasına para kattı. Kaybettiğinin çok daha fazlasını kazandı…

Tarla faresini vurduğu kıyıda yüzü lağım fareleri tarafından kemirildiği için tanıyan olmadı…

Pakize çekildiği polis otoparkında kendinden küçük 95 model bir başka brodwayle kırıştırırken görüldü...

M.A sonunda her şeyi itiraf etti. Halil ile ortak çalıştıklarını itiraf eden M.A ömür boyu ağır hapis cezasına çarptırıldı. M.A nın göbek adının da Halil olduğu ortaya çıktı. Hapisane de 'Halil' lerin Kaderi' diye de tek kişilik bir oyun sahneleme peşinde…

Halil ise hala 'KETEN HELVA VAR MI?' diyerek şifre şeklindeki mesajından vazgeçmedi.

Bitti

Yukarı







Arkadaşlarınıza önerir misiniz?

Yazılarınızı buradan yollayabilirsiniz!



KAHVE YANINDA DERGi

Hoşgeldiniz
Arşivimiz
Yazarlarımız
Manilerimiz
E-Kart Servisi
Sizden Yorumlar
KÜTÜPHANE
SANAT GALERiSi
Medya
İletişim
Reklam
Gizlilik İlkeleri
Kim Bu Editör?
SON BASKI (HTML)
YILDIZ FALI
GÜNÜN
ŞARKISI
(Yeni)




ÖZEL DOSYALAR

ATA'MA MEKTUBUM VAR
Milenyumun Mandalı
Café d'Istanbul
KIRKYAMA
KIRK1YAMA
KIRK2YAMA
KIRK3YAMA
ZAVALLI BİR YOKOLUŞ
11 EYLÜL'ÜN İÇYÜZÜ
Teröre Lanet!
Kek Tarifleri
Gezi Yazıları
Google
Web KM

Uygulama : Cem Özbatur