 |
 |
|
21 Kasım 2005 - Fincanın İçindekiler |
|
Editör'den : Berbat bir Pazar akşamı!.. |
İyi haftalar,
Aslında haftaya epeyce şey söyleyerek başlamak istiyordum ama geçirdiğim berbat Pazar akşamı buna engel oldu kusura bakmayın. Bir ultramodern alışveriş merkezinin otoparkında ikibuçuk saat mahsur kaldım. Nasıl ama? Oysa herşey ne güzel başlamıştı. Kızımla güzel bir öğleden sonra geçirmek üzere başlamıştı yolculuğumuz. Yorulup 17:00 de otoparktan arabayı çıkarmaya çalışmamla tüm büyü kayboldu, kabus başladı. Temiz havaya çıktığımda saat 19:30'du. Yalanım varsa şurdan şuraya gitmek nasip olmasın. Benimle aynı kaderi paylaşan mutlaka birileri vardır aranızda. Böyle kepazelik olmaz. Aslında günah alışveriş merkezinden ziyade sinyalizasyondan görevli belediye çalışanlarında. Merkezden çıkan dört şeritli yolu tali yol addedip, anayol olduğunu varsaydığı 2 şeritli caddeye 90 derecelik açıyla ve sadece 12 saniye yeşil yanan bir trafik lambasıyla bağlayan aklı evvelden Allah razı olsun ne diyeyim. Demem o ki, benden bu kadar, ben pikabın sesini biraz açıp kaçıyorum. Rolling Stones söylüyor, Angie. Hepinize karsız, buzsuz bir çalışma haftası diliyorum. Esenkalın.
Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle... Cem Özbatur
Yukarı
|
Paylaşılamama mı? Yoksa kaybetme korkusu mu?
Uludağ'ın kıvrımlı ve de buzlu yollarından kaya kaya iniyorduk ki telefonumun cevapsız aramayla dolmuş olduğunu fark ettim. Kim bu? diye merakla arayan numaraya bakarken "bilinmeyen numara" olması beni germişti.
Harika bir tatil sonrasında, bembeyaz karların üstünden böylesine hoş bir yumuşaklıkta kayarken ve öylesine dinlenmiş ve huzurluyken kimdi bu arayan?, neydi bu "bilinmeyen numara..!" Sessizce tekrar aranmayı bekledim, arayan yoktu. Tahmin ettiğim arkadaşlarıma sordum, hayır onlar değildi. Ailem hiç değildi, kimseden de telefon beklemiyordum. Belki yeni işimden birisi arayabilirdi ama onların numarası "bilinmeyen numara" değildi. Ayrıca, kısa bir tatile gittiğimi biliyorlardı, rahatsız etmezlerdi. Hay Allah, telefon garip bir suskunluğa büründü. Gözüm, kulağım, elim ondaydı ve ama arayan yoktu.
Bursa'ya varışımıza kadar ağzımı bıçak açmıyordu, başıma kötü bir şey geleceğimi hissediyordum ve beynim uğuldamaya başlamıştı. Sonunda Bursa ya vardık ve akşam yemeği için mola verdik. Grubumuzla yenen hoş sohbet bir akşam yemeği sayesinde kuşkularımı bir süre unutmuştum. Tam elimi yıkamak için lavaboya gidiyordum ki telefonum çalmaya başladı. Hızla çantamdan çıkardım ve "bilinmeyen numara'ya" isteksiz bir ses tonuyla "alo" dedim. " -Merhaba Nasılsınız?" diye başladı telefondaki ses. "-İyiyim siz nasılsınız ama tanıyamadım" dedim. " "-O kolay. Şimdi kolayca hatırlatırım. 2 hafta önce sizinle son görüşmemizi yaptıktan sonra bizden düşünmek için izin istediniz, ve o görüşmedeki hava sadece prensip olarak anlaştığımız, ayrıntılar için de tekrar plan yapacağımız idi. Biz her şeyi size uygun hazırladık, beklentilerinizi kabul ettik. Sizi böylesine beklerken nasıl bizim teklifimizi kabul etmeyip başka şirkette çalışabilirsiniz…..! " Telefon kafamda parçalanmış gibiydi.
Evet, telefondaki sesi gayet iyi hatırlamıştım. Bir yandan havanın soğukluğu öte yandan konu beni dondurmuştu. Bir süre tutulduktan sonra kendimi toparlayıp sordum. "- Sizinle tam olarak anlaşmamıştık. Bir profesyonel olarak benim iş görüşmelerim devam ediyordu ve diğer firmanın teklifini tercih ettim. Özür dilerim. Hatalı davrandığımı sanmıyorum" diyebildim. Rahatlamıştım. "Bilinmeyen numara" tanımlanmıştı ve konuşuyordum, konuştukça açılıyordum ayrıca kendime güvenim artmıştı.
Arayan Türkiye'nin büyük teknoloji firmalarından birinin yönetim kurulu başkanıydı ve beni ikna etmeye uğraşıyordu. Fakat, ikna etmeye uğraşırken sesi kızgındı, öfkeliydi ve belli ki kaybetmeyi sevmiyordu. Telefondaki sesin rengindeki hırsı anlamıştım ve bundan gizli bir mutluluk duyuyordum. Aslında belki benimle de çok ilgisi yoktu. Tıpkı diğer büyük ve de önemli insanlar gibi kaybetmek istemiyordu.
Ben daha sakindim ve gittikçe çözülüyordum. Hele konuştukça daha güzel cümleler kurmaktan ötürü mutluydum. Telefondaki sesin öfkesi ise artıyordu. "-Siz sadece benimle çalışabilirsiniz. Nerede çalışacaksanız bulurum, uğraşırım ve işinizi engellerim. Bunu unutmayın, birlikte çalışmak üzere sizi bekliyorum. Kimseyi yerinize işe almayacağım, sadece sizi görmek istiyorum. " diye tehdit etti ve kapattı.
İşte, iş değişikliği nedeniyle kendime verdiğim bu kısa tatil kaçamağı burnumdan gelmek üzereydi. Başlangıçta, paylaşılamama duygusunun verdiği gurur vardı ve çok güzeldi. Ağzım açık dinlemiştim, aynı anda iki firma benimle çalışmak istiyordu, üstüne üstlük holdingin sahibi saatlerce benim peşime düşmüştü. Ben ise ne istediğimi bilen bir eda ile cevaplamıştım. Adam, bu gerçeğe inanamıyordu, en sonunda ise işi tehdide sürmesi, mutluluktan kesilmiş ayaklarımı hızla indirmişti, bu durumda kafam fazlasıyla karışmıştı.
Yemekten çıktık, arabalara biniyoruz. Yine bir telefon sesiyle ürpertim. "Eyvah bu kez yeni bir tehdit alabilirdim. Adam beni razı edene kadar bırakmayacak gibiydi. " Elim titreyerek baktım ki uzun bir "-ohhhh"çekmişim. Arayan yeni firmamdandı. İşe girmemle ilgili kısa bir şey soruyordu. Aslında yine rahat değildim, bu kez yeni firmayı bulup, harekete geçmiş, bir şeyler çeviriyor olabilirdi. İşadamlarının bazılarının başarı için her şeyi yapabileceklerini düşünürdüm. Güzel bir tatil dönüşüydü ve bir telefonla hayatım nasıl değişmişti….Korkuyordum, ne yapabileceğimi bilmiyordum ve başımın ağrısı artmıştı.
İstanbul'a nihayet döndük. Arkadaşlarım neler olduğunu merak etmekle birlikte hiç sormadılar ama çok ilgilendiklerine eminim. Bense, onların sayesinde dönüşte yaşadığım bu psikolojik trafiğin sancısını hafifletmiştim. Ama sağlıklı olarak olayları düşünmek ve bir karar vermek zorundaydım. Oysa beni arayan holding patronunu ilk gördüğümde ne kadar etkilenmiştim. Her bir karesi iyi bir mimarın elinden çıkmış muhteşem çalışma ofisine girdiğimde, elinde en iyi kalite purosunun yaydığı muhteşem kokunun da etkisiyle ve herkesçe bilinen düzgün fiziğini gördüğümde bir süre tutulduğumu itiraf etmeliyim. Nasıl da hızla koltuğundan kalkıp, gözümün tam içine o muhteşem gözleriyle bakarak ve böylece içimi eriterek "Hoş geldiniz. Size ne ikram edebilirim?" demişti. Her şey ne kadar etkileyiciydi ama mantıklı olmak gerekiyordu, benim kariyerim söz konusuydu. Kaç kez toplantı yaparak konuştuğumuz iş, yaptığım araştırmalara göre bana uymuyordu. İşyeri uzaktı, işin sorumluluğu büyüktü ve bütün bu çekiciliğin yanında patronum zor adamdı. Birlikte çalışmak zor olacaktı. Bunlar araştırma bulgularımdı. Hislerim güzeldi ama ben duygularım yerine doğrulara göre karar vermeliydim. Ben onunla çalışamazdım. Nitekim görüşmelerimiz tamamlandıktan ve düşünme süresi de geçtikten sonra arayıp, üzülerek birlikte çalışamayacağımı bildirmiştim. Bu karar zor olmuştu ama alternatif firmada çalışmak benim için daha hayırlıydı….
İstanbul da ertesi sabah yeni işimde ilk günümdü. İlk günler zor olmasına rağmen bizler gibi 15-16 senedir bu vakalara alışmış olanlar için artık otomatikleşmişti. Benim için işteki ilk günler sorun değildi ancak endişeliydim, korkuyordum ve bunları biriyle paylaşmam gerekiyordu. Her an her şey başıma gelebilirdi. İşe konsantre olamıyordum, çünkü kafam karışmıştı. Diğer firmadan karşı atak gelebilirdi, sektörümüz geniş değildi ve her hareket çabuk duyulurdu. Sadece bana değil firmaya da zarar verebilirdi, bunu benden dinlemeleri gerekirdi. İşe girişimin ilk cuması akşama doğru yönetim kurulu başkanımla bu vakayı paylaşmaya karar verdim. Sekreterinden randevu aldım, kendime güvenin ve şirket de yeni olmanın verdiği güçle derin bir ohhh çekerek kapıdan içeriye daldım….
Yönetim Kurulu Başkanım konuya giriş yapar yapmaz, hiç beklemediğim şekilde bıyık altı gülümsemeye başlıyordu ve yazdığı yazıyı kesip bana dönüyordu " - Hiç kendini yorma. Ben herşeyi biliyorum. Ben senin benimle paylaşıp paylaşmayacağını merak ediyordum. Ayrıca bu bir test di. Teşekkür ederim. " dedi. Meğer benim üzerimde bir oyun oynanmış. Meğer benim gerçek olaylar karşısında davranışımın ne olacağı takip edilmiş. Sektörde bilgi bu kadar hızlı mı yayılıyor şaşırdım kaldım. Bu patronlar bizim bildiğimizin birkaç üstünü biliyorlar kimsenin endişesi olmasın. Bunlar doğru karar verme adına her şeyi yaptırabilir. Duruma göre can ciğer dost, duruma göre düşman rolü oynayabilirler. Benim vakada ise benim kararımın bilgisi sektörde hemen gerekli kişilere ulaşmış, aralarında konuşmuşlar, muhtemelen anlaşamamışlar ve en sonunda böyle bir oyunla karşıma çıktılar. Burada tepkime göre üzerimde yeni kararlar alınacaktı.
Sonuç olarak, kendimi iyi hissediyordum ve artık işime konsantre olabilirdim. Kimse bana ve şirkete iş dışında engel olmazdı. Şimdi iş ile ilgili sorunlarla ilgilenebilirdim çünkü konuşmuştum ve daha rahattım.
Firmada birkaç sene çalıştım ve bu süre boyunca tercih etmediğim diğer firma ve patronu da takip etmeyi ihmal etmedim. Bazen de "-Acaba hakikaten doğru bir karar mıydı diye de düşündüğüm zamanlar olmuştur. Diğer patronun basında fotoğraflarını gördüğümde içimi çektiğim de olmuştur. Fakat zaman gösterdi ki kaybetmeyi hazmedemeyip, elemanını rakibe kaptırmanın öfkesiyle bana telefonda saldıran, tatilimi rezil eden işadamı şimdi işleri de kaptırdı. Çok hırslı olmak etrafa saldırmak iyi değildi. Şimdi ortada ne çalışan ne de şirket kaldı. Demek ki karizma bir şeydi ama her şey değildi, araştırmalıydı, soruşturmalıydı ve iyice düşünüp gerekirse her şeyi göze alıp, inatla, güvenle doğru bildiğimiz yolda gitmekti doğru olan. En önemlisi ise, birlikte çalışacağın kişi veya kişileri doğru seçmekti. Kararlı olmaktı. Ben de onu yapmıştım.. Huzurluydum.
Daha sonraları yine işler, yine patronlar değişti. Her seferinde yine sancılıydım yine başım ağrıyordu. Kararsızdım. Bazen doğru seçimdi bazen değil. Ama her iş veya her patron yeni bir fırsat dı yaşamı tanımak için….
Arzu Baloğlu www.arzubaloglu.com
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          4 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
 |
Barış Köşesi : Nadya Alpkonlar UZAY ASANSÖRÜ |
|
SENİ SEVİYORUM TÜRKİYE !
İçinde yaşadığımız DÜNYA çok güzeldir !
Hele hele TÜRKİYE'MİZ daha da güzeldir !
Seni seviyorum TÜRKİYE !
Birçok ülke gezdim, birçok Metropoller dolaştım.
Uzun yıllar yabancı bir memlekette yaşadım.
Yine de Türkiye'yi hiçbir ülke ile değiştirmem.
Neden bunları yazıyorum?
Çünkü Türkiye, gerçekten, hem kültür bakımından, hem de doğa güzellikleri bakımından göz kamaştıran bir ülkedir.
Gurur duymamak elde degil.
Bu gurur duygusu sadece Türkiye'nin güzellikleri ile sınırlı değil tabii ki.
Son zamanlarda, deryalar içeren dünyamız, gelecek yıllarda azalacak enerji kaynakları yüzünden alarm sinyalleri vermeye başlayınca, ileriyi gören genç BEYİNLER devreye girip, enerji kaynaklarına alternatif aramaya başladılar.
Tam bu noktada Türkiye'nin yetiştirdiği değerli bir bilim adamı devreye giriyor ve imzasını attığı bir proje ile bizim gurur duymamıza vesile oluyor.
Tabii bu arada, söz konusu Türkiye olunca, benim de araştırmacı yönüm tekrar tetikleniyor.
Bu gurur kaynağımızın ismi Doç. Dr. Serkan Anılır.
Serkan Anılır 1973 yılında Almanya'nın Köln kentinde dünyaya gelmiş.
Yedi yaşında Türkiye'ye gelen Anılır ilk ve orta öğrenimini Bursa'da, üniversiteyi de Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde tamamlıyor.
1996 yılında Almanya Bauhaus Üniversitesinde yüksek teknoloji mimarisi üzerine Yüksek Lisansa kabul ediliyor.
Üniversitenin mecbur tuttuğu stajını 1997 yılında Avrupa Uzay Ajansı'nda yapıp, dünya yörüngesi üzerindeki Uluslararası Uzay Merkezi'nin (ISS) tasarımında aktif rol alıyor.
'Uzay mimarisini güçlendirmek için dizayn ilkeleri' isimli tezi ile alanında bir ilke imza atıyor.
Daha sonra 'UZAY ASANSÖRÜ' Projesi ile de Japonya- Tokyo Üniversindesi'nden burs kazanıyor.
Bu üniversitede de doktora derecesini alıyor.
Japonya'ya gittikten iki ay sonra, tek uzay mimari departmanı olan
Shimizu Şirketinde görev alıyor.
2000 yılında, NASA'da, yaptığı çalışmalarla ilgili bir konferans veriyor.
Bu konferans Serkan Anılır'a NASA'nın kapılırını açıyor.
Japonya'da, NASA'ya bağlı olarak iş yapan Kajima Şirketi'nde uzay tasarım çalışmalarını hazırlamaktan sorumlu gurubun başına getiriliyor. Orada, uzayda yapılacak binaların mimarisini çizmeye başlıyor.
Daha sonra NASA'nın üzerinde çalıştığı UZAY ASANSÖRÜ
Projesi çalışmalarına "ATA" adını verdiği proje ile katılıp
Birincilik kazanıyor.
NASA o kadar etkileniyor ki, bu projeyi ilerletmeye karar veriyor.
Anılır 6 ay NASA'da çalıştıktan sonra projesi ile Japonya'ya geri dönüyor. Sebep de bu projenin maliyetinin çok yüksek olması.
Japonlar dört elle bu projeye sarılıyor.
Japon Uzay Havacılık Dairesi'nde (JAXA) çalışmalarını sürdüren
Anılır çeşitli üniversitelerde de ders vermeye başlıyor.
Aynı zamanda, azalan enerji kaynaklarına alternatif olarak bir paneli uzaya göndererek, üzerindeki donanımlar sayesinde güneş enerjisini dünyaya ulaştıracak bir proje üzerine de çalışmaları devam ediyor.
Asansör projesinin amacı ise, insanları roketle değil de bir asansör sistemiyle uzaya götürmek. Proje gerçekleştiğinde artık sadece astronotlar değil, tüm insanlar istedikleri zaman uzaya gidebilecekler.
Bütün bunlar insana ÜTOPYA gibi geliyor!
Diğer taraftan, eskiden 'uçmak' bile imkansız görünürken, bugün
insanlar Ay'a gidip üstünde dolaşıyorlar!
Demek ki, uzay gibi, insan beyninin de sınırları yok!
İşte bu beyinlerden biri TÜRK beyni olunca, biz de sınırsız gurur duyuyor, mutlu oluyoruz.
Doç.Dr. Serkan Anılır'a buradan, hepimiz adına, başarılar diliyorum.
Kimbilir, belki bir gün "ATA" isimli asansörle uzaya gideriz.
Uzayda buluşmak dileğiyle...
Nadya Alpkonlar
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          5 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
Kahveci : Semra Karabulut |
BOŞ MU DOLU MU?
Günlük rutinlerin peşindeyiz yine.
Yine bir gün ,
Yeni bir gün .
Aslında "neden hep aynı şey" diye düşündüğümüz olur çoğu zaman.
"Amaan boş ver" deriz ve geçeriz saniyesinde…
Boş versek yine iyi…
Hep tekrar eder aynı cümleler,
Tekerleme gibi…
Tek farkı, farklı günler de olmasıdır,
Aynı zamanda değil.
Etrafımızda birçok şey olup biter, biz kaygılanmayız bile ne oluyor diye.
"Fani şeyler" der geçeriz…
Kimileri konuşur, belki birileri duyar diye.
Bazıları da susar "aman söyledikte ne oldu bu zaman kadar" misali.
Hani bazı bilim adamlarının bir savı var konuştuğumuz ve çıkarttığımız her ses uzayda bir yerde saklı, depolanıyor …
Acaba düşündüklerimizde var mıdır bir yerlerde?
Yoksa kendi bilinçaltımızda mı saklı, kafamızın içinde mi dönüp duruyor sadece??
Aslında etrafımızdaki tüm konuşmaların düşünceden çıktığını biliyorsak,
O zaman "Düşünmeden konuşmak" deyimi nerden çıktı ?
Bence konuşulanı düşünmediğimizden düşüneni bastırma eğilimimiz var bizim.
Halbuki sokakta yürürken, yanımızdan geçenin söylediğini ,
Veya otobüsteyken o kalabalığın uğultusunda bile sohbetin içeriğinden geri kalmayız.
Bu da merakımızdan ileri gelse gerek.
İnsanlara karşı düşünceli ve duyarlı olduğumuzdan değil yani…
Hadi buna da bir "boşveer" diyelim.
Bunun daha basit bir örneği daha var.
Evimizin içinde birbirimizden istediğimiz basit bir şey de bile mesela su Sadece "misin" eklediğinde ne kadar farkı hissettirir bize kendimizi.
O yüzden konuşurken karşımızdaki,yanımızdaki veya içimizdekiyle bir kenara koymalı narsisliğimizi,
Sadece saygı duyarak dinlemeliyiz ,yormalıyız, hatta katılmalıyız düşüncelere, o boş vermişliğimize.
Artık boş vermişlikler yerine hayatımızı acabalar,olabilirler,gülümsemeler ve hatta yeni ufuklar alır farkında olmadan…
Biz biz olmaktan boş vermişlikler sayesinde çıkarız.
Hiç kimse hiç kimseye boş vermez aslında,sadece kolayına kaçar işin.
Ben diyorum ki;
Biz boş vermişlerden değil , boş verenlerin duyularını açanlardan olalım.
Şimdi sizlerin düşüncelerinizle ve benim söyleyişimle
Bir BOŞ VERMEYELİM!...
Semra Karabulut
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?
Rating:          2 Kahveci oy vermiş. |
|
Yukarı
|
 Fotoğraf : Erman Suan <#><#><#><#><#><#><#>
Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır. Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır. Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir. Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-)) Kahve Molası bugün 3.973 kahvecinin posta kutusuna ulaşmıştır.
Yukarı
|
Affettim Seni
affettim seni...
sen de bağışla beni ...
taşıma dünleri yarına
at klozete çek sifonu
dönüp bakma geçmişe...
"iyi ve mutlu ol" 'dur
son temennim eski sevgiliye
ne isyanım var, ne sitemim
ne de kederlenirim
geçmişin yaralarını silmişim
iyileşmiş berelerim
seni her kırdığım gün için
özür dilerim
ve geçirilen her güzel
gün için teşekkür ederim
rastlaşmayalım isterim
çünki sen beni tanıyamazsın
o kızı yine bende bulamazsın
çünki hayat akar
ve gidipte dönen kuşlar
aynı değildir
çok zaman geçmiş
çok sular akmış nehirden
yıllar su gibi geçmiş
zaman anıları törpülemiş
masal bitti ve bu kız büyüdü
kah ağladı kah güldü
bilirmisin sevgili
hayat öğretti
ağlarken de gülmeyi
bitermiş her sevda masalı
er geç ...
bir rüyaydı uzun ...
sen de böyle farzet
geçmişe yakışan şeyleri
gülümseyerek teslim et.
bağışla beni benim de seni bağışladığım gibi
bir gün dua edersen
benim için de olsun dudaklarında iyi bir temenni
eksik olmasın üzerinden RAB'bin eli
korusun her kötü şeyden seni
unut sende beni, mutlu ol emi
yaşam fani, ölüm ani...
silik bir anı olsun sende Ani.
Ani Toros
Yukarı
|
 Çizen: Hüseyin Alparslan
Yukarı
|
 |
İşe Yarar Kısayollar Şef Garson : Akın Ceylan |
|
Mynet'in yeni bir çalışması daha var http://nevaria.mynet.com/Detay.asp?ID=30933 nevaria isimli bu e-ticaret sayfasında her türlü sıfır veya ikinci el ürününüzü açık arttırma metoduyla satabiliyorsunuz. Kısa yola tıklayıp girdiğinizde yapılan açık arttırmalardan bir adet örneği göreceksiniz. Bu sayfaları ister satın almak ister satış yapmak için güvenle kullanabilirsiniz. İyi alışverişler.
...Teslimat tarihi olarak da 10 Haziran'ı senetler hazırlanırken belirttim. Teslimat tarihi gelip de, evime gelen mobilyaları gördüğümde çok sinirlendim. İlk olarak yemek odası takımı benim istediğim renk değildi. Ben sütlü kahve tonlarında bir mobilya beğenmiştim, ama gelen resmen koyu kahve rengi idi. Düğünüme de 16 gün kaldığından, çalıştığımız için, yeni model beğenmeye ancak 2 hafta sonu kalıyor, mecbur gelen mobilyayı kabul ettik... Sizin de şikayetiniz varsa http://www.sikayetvar.com/
Çok kuvvetli olmamasına rağmen size hoş bir midi müzik arşivi öneriyorum. http://www.geocities.com/Area51/Zone/1075/midi2.html Dediğim gibi çok kapsamlı değil ama hoş midi'ler mevcut.
...Evet. Örneğin, sen benim için sadece küçük bir çocuksun. Diğer küçük çocuklardan hiçbir farkın yok benim için. Sana ihtiyacım da yok. Aynı şekilde, ben de senin için dünyadaki yüz binlerce tilkiden biriyim sadece. Bana ihtiyaç duymuyorsun. Ama beni evcilleştirirsen... http://kumyup.ku.edu.tr/kp.htm Siz Küçük Prens'i okudunuz mu? Ya çocuğunuz?
Dergimizi ve fincanlarımızı On-Line satın alabileceğiniz bir adres. Weblebi.com'dan ürünlerimizi indirimli ve/veya taksitli olarak almanız mümkün. http://www.weblebi.com/Default.aspx?Pt=32&Did=TAEZF9ohYPyGkqxpFCS-1A&Sid=1
Yukarı |
Damak tadınıza uygun kahveler |
Spy Sweeper 4.5.5 [8.1 MB] Windows 14 günlük Deneme (29.95$)
http://www.webroot.com/shoppingcart/tryme.php?bjpc=64011&vcode=DT02 İnternete bağlanan her bilgisayarın mutlaka edinmesi gereken bir program. Eğer bilgisayarınızda durduk yerde pop-up reklamlar çıkıyor, tarayıcınız kendiliğinden birtakım sitelere bağlanıyorsa hiç vakit geçirmeden bu programadan edinin derim. Spyware, Malware denilen reklam programlarını temizleyebilen ve koruyucu kalkanıyla bir daha etkilenmemenizi sağlayan yetenekli bir program. Ben dikkatliyim demeyin, 14 günlük denemeyi yükleyip kullanın. Bakın görün neler çıkacak bilgisayarınızda. Benden söylemesi.
Yukarı
|
|
|
|
 |
|