19 Mayıs Kutlu Olsun



Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 7 Sayı: 1.441

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 16 Mayıs 2008 - Fincanın İçindekiler



 



 Editör'den : Sen kaç liralıksın diye sorarlar adama!..


Merhabalar,

Salı günü şu yandaki manşeti görünce ağzımı bozdum itiraf ediyorum. Özkan'ı itin gerisine sokmak için yapılan bir yayın olmasından falan değil. Çünkü Özkan babamın oğlu değil. Uslubunu zaman zaman yadırgamış olsam da, Özkan'ın doğru bildiği yolda yürüyüşü, tek başına gösterdiği direniş hepsi takdire değer. Aksini iddia edenler de kendi yaptıklarını anlatmak durumundadırlar. Satışın şekli, alıcının kimliği şık olmadı, tamam, ama bunların hepsinin mutlaka bir cevabı vardır. Çaresizliği ve itildiği darboğazı görmezlikten gelip, işkembeden atmak erkek adama yakışmaz. Hele tek başına bir milyon ikiyüzellibin kişiyi toplayan bir oluşumla da "www.bizkaclirayiz.com.tr" diye alay edilmez. Edilirse bunun adı namertlik, kalleşlik ya da en hafif tabiriyle yalakalık olur. Radikal'in yaptığı da işte budur. Demokratlık adına "Ya Allah" destek verdikleri atların son düzlükte yularları çekildiği için şaşkın durumda olan tatlı su demokratları kime saldıracaklarını bilemez durumdadırlar. O oluşumda imzası olan biri olarak, bu hakareti üstüme alınıyor gazeteyi protesto ediyor, kendilerine "Acaba sen kaç liralıksın beyim?" diye alenen soruyorum. Bir daha tek bir sayınızı bile satın almayacağım. Ve bu oluşumda imzası olan herkesi de bu terbiyesizleri protesto etmeye davet ediyorum. Özkan'ı, kanalın satışını eleştirmekle bu düzenbazların hakaretlerini lütfen birbirine karıştırmayın. Oraya ne için imza attığınızı düşünün ve kararınızı öyle verin.

...

Sağolsun Meclis Başkanı Toptan da dayanamamış ve bir görüş bildirmiş. Kapatma davası gündeme girdi gireli bir konuşmayan o kalmıştı, o da sonunda dayanamadı. Koca meclisin başkanıdır elbette konuşacak amma velakin daha da koca bir mahkemeye, dava sürerken "tavsiyede bulunmak" pek kimsenin harcı olmasa gerek. Ne demiş Bay Toptan? “Mahkeme davanın kabulü veya reddi dışında, dava açılmasını değerlendiren, ama istikrarın bozulmasını da engelleyecek, herkesin kendi endişelerinin giderildiğini hissedebileceği bir içtihat ortaya koyabilir.” Şimdi bu lafı ben desem yapmadıklarını bırakmazlar. Bu öneri hakimleri baskı altına almaya gayret etmek değil de nedir? Haydi ondan geçtim, bu "istikrar" denilen şey nedir? Neyin istikrarı? Ekonominin mi? Gerim gerim gerilen, patlayacak yer arayan siyasetin mi? Bizler ve onlar diye bölünen halkın mı? Devletin her kurumuyla kavgalı, rejimle davalı hükümetin mi? AB için 2 yıldır el elde baş başta oturan, bir arpa boyu yol gidemeyen, bunu da darbeye bağlayan basiretsiz yöneticilerin mi? Neyin istikrarı kardeşim? İstikrar bu tek taraflı keser yönetimin gidişiyle gelirse gelir, gelmezse zaten iş işten çoktan geçmiş demektir.

...

Cemaat liderini Humeyni vari Türkiye'ye geri getirme çabalarına Reuters de katılmış ve "İslam dünyasında ılımlı güç" olarak tanımlamış bizim coni hocayı. Kimi dolduruyorlar bilmiyorum ama inceden inceye işliyorlar işte. Türk halkının %83'ü cemaat okullarına sıcak bakıyormuş. Vay be, helal olsun sizin istatistiksel Türkiye analizinize. Yahu “Adliyede, mülkiyede, hayati müesseselerde çoğalın, örgütlenin, devletin can alıcı noktalarını ele geçirin” “Müslümanlar kıvama gelene kadar... Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır” diyen bu coni hoca değilmiydi? Ne okulundan, ne eğitiminden, hangi ılımlılıktan söz ediyorsunuz siz? Gülmeyin, güldürmeyin, sadece uyanık olun uyanık.

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramınızı canı gönülden kutlar, Salı günü görüşmek umuduyla hepimize güzel bir tatil dilerim. Esenkalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur








 


Seyfullah Çalışkan

 Deniz Fenerinin Güncesi : Seyfullah Çalışkan


  UYKUSUZ, UYGUNSUZ, UMUTSUZ -6

Horozcu Gazi, karısına mesaj yazan "TANIMIYORUM" adıyla telefona kayıtlı kişinin kim olduğunu tahmin etmeye çalışıyordu. Düşünüyordu ama aklına hiç kimse de gelmiyordu. Peki ya bu mesajın anlamı neydi? "Eller mübarektir, hamur yoğurur, tütün kırar, dua eder ve sevgi sunar. Ellerin kırılsın deme. Ellerin sağ olsun" diye bir mesaj ne için yazılırdı? Hangi kadına böyle bir mesaj gönderilirdi? Bunun amacı neydi? Bu kelimeler daha çok minnet anlatıyordu. Azıcık sitem ve biraz da minnet. Yazılanda edepsiz bir şey de yoktu. Tamam, ama bunu karısına kim yazmıştı. İnsan bir kere kuşkunun ellerine düşmeye görsün. Her şey farklılaşıyor, her şeyin rengi birden değişmeye başlıyordu.

İkinci TANIMIYORUM adına kayıtlı mesajda "Sana renkler içinden beyazı verdim. Papatyalar gibi olduğun için. Papatyam, kar beyazım, bulutum. Öpüyorum…" diyordu. Peki bu mesaj ne? Bu resmen bir erkek tarafından sevgiliye yazılmış gibi görünüyor işte. Mesaj her kelimesi beynini oyarken o sürekli telefona kayıtlı olan TANIMIYORUM" un kim olduğunu bulmaya çalışıyordu. Karısının bir sevgili olsa bunu anlamaz mıydı? Hissetmez miydi? Bunca yıldır evliydi. Davranışları değişirdi örneğin. Eve geç gelir ve zamansız çıkmaz mıydı? Giyimine her zamankinden daha fazla özen göstermez miydi? Daha çok makyaj yapar, kokular sürünürdü her kadın gibi. Filmlerde hep öyle yaptıklarını görmüştü. Belirgin derecede evden ve kendisinden uzaklaşırdı en azından. Çabuk kızardı, sık sık kavga çıkarırdı. Ama bunların hiç birini yapmıyordu. .

Horozcu Gazi günlerdir uyuyamıyor, yediğinden, içtiğinden bir tad almıyor ve beynini kemiren kurtları aklından çıkarıp atamıyor, yere göğe sığamıyordu. Karısıyla oturup konuşsa, konuşabilse her şey bıçakla kesilmişçesine sona erecekti. Ama eğer bunun akıllı bir açıklaması varsa eşiyle arasındaki güven köprüsü birden çöküverecekti. Bunu göze almak çok riskliydi. En iyisi beklemekti ve her şeyin ortaya çıkmasını sabırla beklemek. Mesajları gördüğü günden beri zaten eşini de çaktırmadan göz hapsine almıştı. Eşi bakkala veya fırına gittiğinde ki evin bütün alış verişini yıllardır o yapardı gecikecek mi diye merakla beklemeye başlıyordu.

Horozcu Gazi de artık eskisi kadar dışarı çıkmıyordu. Eskiden her gün bir iki saat tersaneye inip çay içer, kendisi gibi Telekom'dan emekli arkadaşlarıyla birkaç el hoşkin oynardı. Eşinin telefonuna yeniden bakmayı, mesajlara göz gezdirmeyi de istiyordu. Acaba TANIMIYORUM ' dan yeni mesajlar gelmiş olabilir mi diye merak ediyordu. Eşi telefonuna baktığını anlarsa diye korkuyordu. Çünkü onların evinde kimse başkasının telefonunu karıştırmaz, mesajlarını okumazdı. Üstelik herkesin telefonu da ortalık bir yerde dururdu. Kimse başkasından telefonunu da gizlemezdi.

Nermin Hanım da aslında eşinin son zamanlarda biraz tuhaf davrandığının farkındaydı. Fakat yılların verdiği birliktelikte eşinin huyunu çok iyi öğrendiği için üzerine gitmeyi istemiyordu. Uyumadığını, sabaha kadar evin içinde dolaştığını, televizyon karşısında oturduğunun farkındaydı. Horozcu Gazi üzerine gidildiğinde inanılmaz derecede inatçı ve ketum biri olabiliyordu. Ayrıca bir süre kendi haline bırakılırsa sonradan kendisi gelip bütün sıkıntısını derdini paylaşır, içinde hiç bir şeyi uzun süre gizleyemezdi. Nasılsa borcu, harcı yoktu. Sağlığı da yerindeydi. Belki babası canını sıkmıştır diye düşünüyordu. Horozcu Gazi'nin babası bütün yaşamını sorumsuzca geçirmiş, kazandığı bütün parayı içki sofralarında tüketmişti. Çocuklarının ve kendi geleceğini hiçbir zaman düşünmemişti. Çocukların büyütülmesi, beslenmesi, okumaları, iş güç sahibi olmalarının yükünü sürekli anneleri taşımıştı. Kadıncağız hala dişle tırnakla uğraşmaktaydı. Söksa'dan emekli olduktan sonra da çalışmaya devam etmişti. Yıllarca başkalarının evlerine temizliğe gitmiş, apartman merdivenleri yıkamıştı. Şimdi artık çok yaşlıydı. Yine de kocasından saklayarak kurtarmaya çalıştığı birkaç kuruşla evinin geçimini sağlamaya çalışıyordu. Hayırsız ve tembel bir adam olmasına rağmen babası Horozcu Gazi'yi sürekli aşağılar, onların kötü evlatlar olduğunu yüzlerine karşı söylerdi. Sanki çocuklarının iyi yetişmesi için çok çaba harcamış da çocukları kendilerine sunulan olanaklardan yararlanamamış gibi konuşurdu. Örneğin Horozcu Gazi'yi sürekli kılıbık olmakla, karısının sözünün çıkacak cesareti gösterememekle suçlardı. Her fırsatta ona karı kılıklı adam derdi. Horozcu Gazi hiçbir zaman babasına karşılık vermez, söylediklerine aldırmamış gibi davranmayı seçerdi. Ve birkaç günde bir de bir ihtiyaçları olup olmadığını öğrenmek için onlara uğrar, annesiyle biraz sohbet ederdi. Ne kadar kızarsa kızsın babasına küsmezdi.

Seyfullah
seyfullah@kahveciyiz.biz


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
4 Kahveci oy vermiş.

 


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Kahveci : Hamdi Topçuoğlu


KAYRAN

Bazı sözcükler şiire, öyküye yatkındır. Ne zaman duysanız alır götürür sizi uzaklara. "Kayran" da böyle bir sözcük benim için. Türkçe; ama çoklarınca bilinmiyor: "Orman içinde geniş ve çıplak alan" demek.

"Bu rengini dağlara,
Sesini denizlere dokuyan
Sesi tan yellerine ayarlı bahar.
Bu Asurlu saçların,
Bu gülüşü eşkiyalar artığı
Billurlarda durultulmuş yüzün
Ve bu benim
Dudağı çöl yangını ceylanların geçmediği
Çığlar çığlıklar kayranı yüreğim."

Kayran, onca varlığın arasında yokluktur, boşluktur, yitirmelerin acısıdır bence.

***

Güllük Denizi'nin yaşamımdaki yeri tüm denizlerden farklıdır. Çünkü o, benim gördüğüm ilk denizdir.
İlkokul üç ya da dördüncü sınıfta okul gezisine gitmiştik. Orhan Veli'nin:

"Gemlik'e doğru
Denizi göreceksin
Sakın şaşırma"

dizelerindeki uyarıyı de bilmediğimden olacak, bir tepeyi aşınca yemyeşil dağların arasındaki kocaman maviyi görünce şaşırmıştım. Anımsarım; tüm arkadaşlar otobüsün sağına yüklenince şoför, geçin yerinize, diye bağırmıştı. Sonra çamlar arasından seyretmiştim denizi. Anamın yolluk diye koyduğu börekleri yosun kokularını ciğerime doldura doldura yemiştim.

***

Başkan Yavuz Demir'in Güllük'e çok şey kazandırdığını biliyorum. Sahil pırıl pırıl. Yeni liman yapıldıktan sonra Güllük, büyük kentlerin hayhuyundan kaçıp sığınılacak bir yer oluvermiş.

Belçika'da ortaçağ bahçelerinden birini dolaşırken rehber bizi, ağzından sular akan bir yunus balığı yontusunun başına götürmüştü. Balığın sırtında bir çocuk vardı: Bu Hermiyas'tı. Onu görünce birden yorgunluğumu unutuvermiştim. Ancak rehber onun Yunanlara ait olduğunu söyleyince dayanamamış, Gülük'ün çocuğu Hermiyas'ın öyküsünü anlatmıştım rehbere ve öteki turistlere. Rehber kibarca: "Biz okullarda böyle öğreniyoruz. Bundan böyle söylediklerinizi dikkate alacağım." demişti. Ama Avrupa'nın o bahçede gördüğüm Hermiyas yontusu ne yazık ki yıllardır Güllük'te yoktu.

*** Limanın karşı kıyısından gördüm onu, burundaydı. Çocuklar gibi sevindim. Gerçi ben, hep Güllük'e doğru, denizin o pat diye önümüze çıkıverdiği yerden görülen, mavilerin ak ak köpüklendiği yerde, hem karadan, hem denizden gelenlere hoş geldin diyen bir Hermiyas düşlemişimdir; ama olsun, hiç yoktan daha iyiydi.

***

Hermiyas'ı yakından görmeliydim. Bir hayvanla insanın dostluğunu anlatan ve Ali Püsküllüoğlu'nun Türk çocuk yazınına armağan ettiği bu güzel öyküyü yeniden duyumsamalıydım.

Tüm kıyıyı koşar adımlarla dolandım. Yontunun karşısına geçtim. Yine huysuzluğum tuttu. Bir sürü keşke tümcesi yapıştı sevincime. Yontuyu bir firma yaptırmış. Elbette kendilerine teşekkür etmek gerekir. Keşke yontunun kaidesinde "... AŞ tarafından yaptırılmış ve Güllük halkına armağan edilmiştir." yazılı tabela daha aşağıda olsaydı. Tabelada, yol kenarlarındaki reklam panolarının öne çıkma, kendini gösterme duygusu egemen. Yontunun estetik görüntüsü gölgeleniyor. Keşke kaidesi daha sağlam yapılsaymış; çünkü kayalar kopmaya başlamış bile. Keşke yontunun tam karşısına yerleştirilecek bir panoya Hermiyas'ın öyküsü yazılsa; hatta öykünün canlandırıldığı bir küçük çocuk parkı yapılsaymış.

***

Gemilerin gün 24 saat durmak bilmeyen gürültüleri gitmiş. Paşa Kızı Ayşe, soluna Orfoz'u almış bu asude zamanın tadını çıkarıyor. "Yakında lüks yatlar demirleyecekmiş" diyor yanı başımdan geçen biri. "Desene bizler buralara inemeyeceğiz."

Keşke diyorum, sahil, hediyelik eşyalar satan dükkânlarla dolsa. Hermiyas ve Yunus Balığı'nın işlendiği hediyelik tabaklar, kaşıklar, bardaklar, havlular, oyuncaklar satılsa. Keşke şuralarda bir Yunus balığı ve Hermiyas parkı olsa. Keşke Yunus balığı ve Hermiyas, dünya edebiyatçılarını, doğa ile insan birlikteliğini savunan öykülerin anlatıldığı, şiirlerin okunduğu bir çocuk edebiyatı şöleninde buluştursa… Keşkelerim uzayıp gidiyor…

Heykelin karşısındaki beton banka oturmak, biraz daha seyretmek istiyorum bu mutlu yüzlü çocuğu. Üç kişi sokuluyor yanıma. Çantaları işportacı tezgâhı gibi; açıldıkça içinden oltalar, misinalar, iğneler, yemler çıkıyor. Alışkın ellerle iğnelere yemleri takıyorlar. Biri rıhtımdan iniyor, düşeceksiniz, dememe fırsat vermeden yontunun kaidesine tırmanıyor. Belli ki oltasını daha uzağa atmak istiyor. Adamın keyfine limon sıkmak istemiyorum; ama lâf atmadan da duramıyorum:

- Altınızdaki taşlar boşlukta. Suya düşersiniz.

Dönüp bakmıyor bile:

- Yok, beyim diyor, bir şey olmaz. Ben hep bu taşlardan atarım oltamı.

Sigarasını yakıyor, gözü oltasında. Dönüyorum geriye. Güllük Dağı'nın bağrı kayran dolu. İş makinelerinin sesi çalınıyor kulağıma. Herhalde Güllük'ün yeşilini bir an önce dağ ardına kovma yarışına girmiş olmalılar, diye düşünüyorum. Dilime yörenin birçok türküsünü folklorumuza kazandıran Nazmi Yükselen'den ezgisi güzel, sözleri kötü bir türkü dolanıyor:
"Hayıtlı'dan çıktım da imanım, Vardım baktım Oluklu'ya."

Hermiyas'a: "Galiba gerçek kayran benim yüreğimin derinliklerinde!" diyorum. O, bana gülümsemeye devam ediyor: "Her koşulda yaşamın alınacak bir tadı vardır" der gibi.

Hamdi Topçuoğlu
egerem@yahoo.com


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
5 Kahveci oy vermiş.

 


Yazdırmak için tıklayınız.

 


Sarahatun Demir

 Pergelin Divit Ucu : Sarahatun Demir


  - Enfarktüs -

Sözünde suskunluğunda alışkanlık ötesi bir terk ediliş yaşanacak birazdan. Yorumsuz bir ömrün sonrasında fazlasıyla yoruma tabi tutulacak yaşanmış olanlar kalacak geride. Korkulu bir gecede uykun kaçmıştı. Aklındaki duaların ezberinden kaymıştı. Hatırla, o gece sabaha ne kadar zor ulaşmıştı…

Bir bütün olabilmenin yarımlığında kalmaktır belki de her şeyi bu denli zorlaştıran, karıştıran, buğuya bulayan. Ben gitmeyi beceremedim. Sen kalmayı. Kalmayı öğrenecek kadar büyümüşken ben, gitmeyi doğru sayacak kadar hazmetmişsin çok şeyi sen. Hoşça kal…

İsterdim ki istemin dışında bir güzel hayat yaşansaydı. Düş yangısı bir gecede macun sürdüler bütün vücuduma. Adının birkaç harfine de macun bulaştı. Sızladı. Sızılmadı…

Arkamdan geldiğinde, önüne geçmişim geride bıraktıklarımın. Bir süre öncesi güzeldi aslında. Annem,babam, arkadaşlarım….
Benim şehrimde ayak izlerim daha çabuk iz yapardı. Bu şehre benim diyebilmem için sağlam adımlara hala çok ihtiyacım var. Sağlam adımları her oluşturmak istediğim sabahta ya da akşamda, gecede; her ne ise işte, oda arkadaşım yalnızlıklar oluyorlar….

İnsan eli değmeden hazırlanmış, insan eli defalarca girerek tüketilecek bir şey gibi…. Temizliği benim elim içine girene kadarmış meğer. Devamında içine insan eli bulaşmış bir gıda yanlışı oldu her şey…. Bir yalancı sterilize oyunu…

Aynı tümceyi birkaç kez yazdı, birinde algıladı. Yapıyorken anlam veremedikleri bittiğinde her zaman amacına ulaşırdı. Yapılıyorken ne işe yarayacağından tam emin olmadıkların kadar ne acıtabilirdi bir insanın canını. Ölüm mü, yokluk mu, sonsuzluk mu; hiçbiri…

Aynada avuç kırığı cam taneleri. Her birinde yüzünün küçük bir karesi. Avucun kaç kırık tanesi alırdı senin. Sahi, hiç denememiştik; senin avuçların benim yüzümü kapayabilir miydi…

Benim avuçlarım senin yüzünü hiçbir zaman kapatmaya yetmemişti. Ağlarken, hıçkırırken, ya da kimseyi görmek istemezken avuçların arasına gizlerdin yüzünü. Benim avuçlarım senin yüzüne küçük kaldı. Yüzün avuçlarımda büyük bir yanılgıydı. Kapatamadım, kapanmıyorlardı…

Aslı, yorumunu aşmış birkaç bültenlik haber. Çok sürmeden unutulacak birkaç ehemmiyeti bol gibi görünen yanılsama. Çabuk tüketiyor çabuk'lar. Elini çabuk tutmana bu nedenle hiç gerek yoktur, bana inan…

Masalında misal var. Anlat desem anlatır. 'nereden çıktı şimdi bu ' demeden. Bir masal saklıdır çıkmak için dudaklarında. Benim için saklıdır. Anlat dersem anlatır. Hiç sorgulamadan. Bir vardır, bir yok, zaman evveldir artık, kalbur saman… Buralarda değildir zaten sorun. Buraları bir masal anlatıcısının diline yakışacak kadar onun diline de yakışandır. Anlat dersem anlatır. Hiç sorgulamadan. Duraksamadan. Duraksatmadan. Bir vardır, bir yok, evvel zamandır, kalbur saman…
Bir masal vardı… Başı güzel, ortası güzel, sonu düş yangısı. Muradına erdirilememiş birkaç satır arasında kerevetine çıkılamayacak kadar kereveti bizi aşan, oldurulamayan, amansız, çaresiz günler, geceler…

-Hadi bir masal anlat bana…
Peki…

- Ya da sus. Bir masalı bölüşemiyorduk değil mi biz. Anlatma… istemiyorum. Sadece iyi geceler dileyebilirdik birbirimiz için. Öyleyse iyi geceler huzuru ikimize yetmeyen güzel…
Sana da…

"ölümle perişan olurdu; yaşanacak çok şeyi vardı.
inançlarına sordu yandaş olmadılar.
inançsızlığına sordu, kıs kıs bıyık altından güldü O.
oysa bıyığı yoktu.
yaşanacak çok şeyi vardı;
ölümle perişan olurdu..."

Sarahatun Demir
sarahatun@mynet.com


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
7 Kahveci oy vermiş.

 


Yazdırmak için tıklayınız.

 


Ahmet Şeşen

 Enişte'den Erişte'ler : Ahmet Şeşen


  Toplantı Notları - TAPDK

13.05.2008 tarihli gazetede manşetten verilen "Bir kadeh rakı artık yasak" başlıklı habere karşılık TAPDK tarafından Bilgi Notu iletilmiş. Bilgi Notu'nda; "5752 sayılı Kanunla değişik 4733 sayılı Kanunun 15.05.2008 tarihinde yürürlüğe girecek olan ( girdi ) 8.maddesinin beşinci fıkrasının (j), (k) ve (n) bentlerinin yanlış yorumlanması sonucunda hazırlandığı anlaşılmaktadır" denilmiştir. Eee ben de; hem e-araştırmacı hem de e-yazar kimliğimle olayların perde arkasında bentlerle beraber gelen yeni trend'lerin peşine düştüm...

- Muhterem kardeşlerim, bildiğiniz gibi "İçki, bütün kötülüklerin anasıdır"...
- Anasıdııır...
- "Akıllı adamın tek içkisi sudur"...
- Suduuur...
- Bulgar atasözü; "Meyhanede yazılan şey, cennette okunmaz" der, doğru mudur ?
- Doğruduuur... Sayın Başkanım, doğrudur da; atasözü demesek daha iyi olmaz mı ? Yani, şimdi içinde "Ata" lafı felan geçince insan bi hoş oluyor da...
- Hakkaten takıntılısınız siz yahu ..! Daha komisyon toplantısı başlayalı 5 dakika olmadı, hemen dilinize doladınız..
Gürültüler...

- Efendim, otellerde, tatil köylerinde felan balayı çiftlerine gönderilen hediye içkiler de var.. Bi bilsem neden zemzem suyu hediye etmezler...
- Ya sahnede şarkı söyleyenlere içinm patlatılan şampanyalara ne demeli ?
- Formula 1 yarışlarından sonra da patlatıyorlar ama içmeyip insanların üzerine fışratıyorlar.. ( oğlum çocuk iken; yarı fışkırtma yarı sıçratma anlamında söylerdi )
- Aslında Cehalettin Amca'yı salacaksın bunların üzerine, şampanya yerine tazyikli su ..!
- Benim en gıcık kaptığım; hediye olarak gönderilen yılbaşı sepetlerine konan içkiler. Zaten yılbaşına gıcığım var, töbeee, töbe...
- Asıl önemlisi; "Ne olacak bu memleketin hali ?" diye 1-2 kadeh yuvarlayanlar kardeşim... Breee zındıklar, size mi kaldı memleketi kurtarmak ?
- Zıkkım içesiceler...
- Sonra da içip içip yasa felan yapmaya kalkıyorlar..
- Ohaaa yani ..! Sayın Başkan, böyle giderse terkedeceğim toplantıyı..
Patırtılar...

- Taksim meydanında üçünü, beşini sallandırsak daha kolay olmaz mı ? Çoğu; İstiklal Caddesi, Cumhuriyet Meyhanesi, Nevizade Sokak gibi Taksim'e yakın yerlerden...
- Şişede durduğu gibi durmuyor ki bu meret ..!
- Elbette ..! Ağzıyla içen de var, burnuyla içen de..
- İçip içip, onun bunun karısına kızına göz koyuyorlar. Töbe estafurullah ..!
- Beyefendi, Düzmez denen şahıs da içki içtiğinden mi 14 yaşındaki kıza saldırdı ?
İtirazlar...

- Gazozuna viragıra katmışlar, okumadın mı DiliPekParlak'ın yazdıklarını, tüü sana..!
- Şiddetle kınıyor, protesto için terkediyorum Sayın Başkan...
- Yürrüüü de ense traşını görelim..
- Hadi git, çilingir sofrasında kurtar memleketi..
Sıra kapaklarına vurmalar...

- Zaten kapalı alanlara sigara içme yasağı gelmiyor mu ? Yanında sigarası içilmeyen içkiyi nasıl içecekler ?
- Bu arada; beyaz leblebinin meyhanelerde satışını da yasaklamalı ..!
- Onaonkatan Ağbi ile konuşalım, Kavun ve Beyaz Peynir'den ekstra ÖTV alınsın..
- Roka ve Balık olayına da girmek lazım.. İkisini yanyana kullandırtmamalı...
- Evlerinde zıkkımlansılar işte...
- Efendim, şu içtiren şarkılara da bir el atsaydık komisyon olarak..
- Neymiş onlar ?
- "Zulada birkaç şişe..." felan hani !
- "At kadehi elindeeen" gibi...
- "Bu akşaaam bütün meyhaaaneleeerini dolaştıııııııım İstanbul'uuuuun..."
- Dolaşsınlar dolaşsınlar, 3-5 sene içinde meyhane bırakmayız nasılsa memlekette !
- "Agora Meyhanesi" var, ısrarla "Daha içelim, daha içelim" felan diyoo..
- İçsinler içsinler.. Sonra kendilerinden geçsinler.. Biz de üzerlerinden geçelim...
- Geçelim...

- "Vardar Ovasıııı, Vardar Ovası.. Kazanamadıııım rakı parası.."
- Kendinize gelin beyler... Naaapıyorsunuz ?
- Kendimizden geçiyoruz Başkanım.. "Geçelim" demedik mi ?
- Yahu çıldırtmayın insanı..
- "İçelim a dostlaaaar, neşe bulalııııııım, içelim bu aaaakşaaam, sermest olalııım..."
- 5752 sayılı kanunla değişik...
- "Muhaaabbet bağına girdik bu geceeeee..."
- 4733 sayılı kanunun...
- "Kız sen geldin çerkeeezden, pek güzelsin herkeeesten..."
- 8.maddesinin...
- "Lingo lingo şişeler..."
- 5.fıkrasının...
- "Hoşgeldiiiiiiin. Yüreğimeee.. Boşver de.. Elalem ne der-se-de-sin... Hadie hadie hadie hadieieie... "
- Dinden imandan çıkartırsınız lem adamı ..!
- Bajjjkanımm... Hıcccckk ...! İjjjelim... Güzellejelim...

Neyin kısaltması olsun bu TAPDK ?

T üttürenin
A ğzına
P aprika
D emlenene
K ötek

Haber : Kamu Kurumlarına bu ay içinde 4.263 yeni memur alınacakmış...

İstihdam yeri hazır.. Yeterli miktarda paprika; "itinayla ithal edilir" merak etmeyiniz...

asesen@kahveciyiz.biz


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
5 Kahveci oy vermiş.

 


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Kahveci : Ahu Aydınlıgil


RUHUN ŞARKISI

Garip bir şekilde, toplumca ruh sıkışmaları yaşadığımız şu günlerde, pencereden baktığımda yalnızlık ve hüzünle süslenmiş yüzler gözüme çarpıyor…Televizyonda, sokakta, markette ya da herhangi bir yerde gördüğüm yüzlerde hep bir endişe ve anlamını arama var…Bir karmaşa alıp yürüyor sokaktan evlerin içine…. Olanlar ilk başta şaşırarak karşılanıyor sonrasında sakince kabulleniliyor…Ne garip ki bir bayram bir savaşa dönüşebiliyor ve ben tüm bu gelgitler içinde kayboluyorum …. Sanki birileri arkamdan kovalıyormuş gibi, eve gelip kapıyı kapatınca tüm o karmaşa, sıkışma kapının dışında kalacak gibi çocuksu bir hale bürünüyor. Nefes nefese kalmış, göğüs kafesim inip çıkarken, sıyrılmak, bir çınar gölgesinde sakince kendimi dinlemek istiyorum…

Böyle zamanlarda benzer yaşamlarda uzun soluklu bir mola vermek gerekiyor…Yüreği yüreğime, sesi kalbime eş birinin kulağıma beni anladığını söylemesiyle biliyorum ki daha kolay sırtlamak yaşamı…Yağmur olup damla damla akmak kolay… Benden uzak dostlarımı düşünüyorum… Şimdi ne yaptıklarını, nasıl bir gün ile boğuşup nelere üzülüp nelere sevindiklerini merak ediyorum ve kulağıma ruhuma iyi gelecek bir şeyler fısıldasalar diye geçiriyorum, sonrasında müzisyen bir arkadaşımın anlattığı Afrika'da bir kabile geleneği aklıma geliyor… Ruhuma nefes aldıran ve gülümseten bu hikayeye göre;

'Bir Afrika kabilesinde, hamile kalan kadınlar, arkadaşlarını toplayıp doğaya gider… Doğacak çocuğun şarkısını duyana dek meditasyon yapıp dua ederler. Bu kabileye göre, her ruhun kendine öz, ses vibrasyonları vardır. Kadınlar bu seslere kulak verdiklerinde, hep birlikte yüksek sesle seslendirirler. Sonra da kabileye dönüp şarkıyı herkese öğretirler.
Çocuk doğduğunda, tüm kabile toplanarak ona şarkısını söyler. Çocuğun sonraki önemli dönemlerinde, aynı şarkı okunur. Ölüm döşeğinde de aynı şarkı söylenir.
Bir insan kabul edilmez bir cürüm işlediğinde, kabile toplanır ve ona şarkısını söyler. Çünkü anti sosyal davranışlar ceza ile düzeltilemez; sevgiyle ve kimliğin hatırlanmasıyla çözülebilir.
Kendi şarkını duyduğun zaman, bir başkasına zarar verecek davranışlarda bulunma isteğine ihtiyaç kalmaz.
Aslında hepimizin içinde bize özel bir şarkı olduğunu biliriz ve sevdiklerimizin zor zamanlarımızda bunu fark etmelerini, bize söylemeye yardımcı olmalarını arzu ederiz. Gerçek dost, bizim şarkımızı duyan ve ihtiyacımız olduğunda bize tekrarlayandır''diyerek sonlanıyor hikaye…

Sonrasında ben günün herhangi bir saatinde, gecenin o nefessiz anlarında durmaksızın, kendime ''şarkımı 'söylüyorum… Şarkılarını unutmuş dostlarıma onların şarkılarını fısıldıyorum…

Kendimle çeliştiğim, cebelleştiğim, yaman bir düelloya tutuştuğum tüm anları bir deniz kenarında bırakıyorum. . . Ruh şarkımı söyleyerek, rüzgar olup doluyorum hayatın ciğerlerine…

İhtiyaç duyduğunuz her an ruh şarkınızı size hatırlatacak birilerinin olması dileğimle…

Ahu Aydınlıgil


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
10 Kahveci oy vermiş.

 


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Dost Meclisi


YORUMLARINIZI GALERiMiZDEKi iLGiLi BÖLÜME BIRAKABiLiRSiNiZ.
Yorumlarınız için bekleriz.

Fotograf : Mehmet Hamurkaroğlu


<#><#><#><#><#><#><#>

Kahveci dostların tüm eserlerini KM SANAT GALERİSİ'nde görebilir,
dilerseniz duygu ve düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

<#><#><#><#><#><#><#>

Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır.
Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır.
Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir.
Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-))
Kahve Molası bugün yaklaşık 6.000 kahvecinin posta kutusuna ulaşmıştır.


 


 Tadımlık Şiirler


Mektup

Gözlerinden yansıyan ay ışığında kendime yakalandım..

Enikonu gizli bir hançerdi gece,
bir vuruşta gölgemi benden kopartıyordu..
ve avuç içi kadardı mehtap,
melânet herifin teki, diyordu;
kan kusturdu geceye..
Kral Pirus'u hatırlıyordum, İtâlya seferi için:
"Böyle bir zafer daha kazanırsam, mahvolurum!.." demişti..
Yanına gelebilmişsem eğer,
ellerine dokunup gözlerine bakabilmişsem derinden,
sayısız zaferlerime bir yenisini daha ekleyebilmişsem;
tekrar tekrar mahvolmuşluğumdu bunlar benim..

En kutsal yeminlerle mühürlemiştim ellerimi;
yazdığım her şiir beni sana mahkûm ediyordu..
ölsem, diyordum; bir damla şiir akmayacak,
fakat ne çâre..

Mektubun indi geceye;
ve tâze çiçek kokulu
ve gül tenli
ve güleç yüzlü bir Nymphi
mâvi bir ışık huzmesi içinde yanıma sokuldu:
-Saatler bir kapan, umutlarımı içine koyup aşkı kıstıracağım..

Artık içim rahat,
kalktım, bir şarkı boyadım;
ince bir gergefe yatırıp
teşnesindeki şafağa atfen bir düğüm attım
ve sonu gelmez karanlığındaki münzevî saadetlere astım
ve sâhipsiz korkularımla olan son bağımı da koparttım..
ve saçlarından süzülüp kâğıda akan nîsan yağmurlarında
binbir güzelliğiyle açan mayıs çiçeklerini gördüm..
ve gittim, tekkeyi bekleyen son mumu da söndürdüm;
artık yalnızca göz bebeklerin parıldayacak..

Bundan gayrı söylen dilim hak ola!..

Alkım Saygın

Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Bol Bul Bulmacalar




Bloxorz       Foto Puzzle       Küp Küp


 


 Biraz Gülümseyin






KMTV Sunar...

 


 Kıraathane Panosu



Genel Yaşam Sigorta A.Ş.


KM - GENEL YAŞAM SİGORTA A.Ş. İŞBİRLİĞİ İLE
AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI


Sevgili KM Dostu,

Sağlığınız bizim için önemlidir,

Genel Yaşam Sigorta A.Ş sizlerin Ağız ve Diş Sağlığı ile ilgili sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak amacıyla Promosyon olarak hazırlamış olduğu ağız check-up'ı hizmetinden faydalanabilmeniz için sizi anlaşmalı kliniğimizde ağırlamaktan mutluluk duyarız.

Yapılacak olan ağız check-up'ınız ve Diş Taşı Temizliğiniz için yapmanız gereken sadece IDENTIST AĞIZ ve DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİ'NDEN aşağıda belirtmiş olduğumuz ilgili kişileri üç gün önceden arayarak randevu almanız ve tarafınıza iletilmiş olan bu sertifika ile 2008 Haziran sonuna kadar kliniğimize başvurmanızdır.

Panoramik Röntgen ve ağız check-up'ınız GENEL YAŞAM Promosyonunun bir parçasıdır.

Sağlıklı günler, güzel gülüşler dileğiyle...

Saygılarımızla
GENEL YAŞAM SİGORTA A.Ş.

Randevu için:
Nursel Çalışkan (nurselcaliskan@identist.com.tr)
Gülsün Er (gulsuner@identist.com.tr)

IDENTIST AĞIZ ve DİŞ SAĞLIĞI MERKEZİ
Kasap İsmail Sok. Sadıkoğlu Plaza 1 Kat 3
No 68 Kadıköy - İstanbul
Tel: 0216-337 0707 / 0216-337 0708
http://www.identist.com.tr

Editör'ün Notu: Yukarıda sözü edilen sertifikayı buradan bilgisayarınıza indirebilir, üzerine ad ve soyadınızı yazdıktan sonra bastırarak veya email ile göndererek bu hizmetten yararlanabilirsiniz.


Yazarlarımızın Kitapları


Merih Günay
"Martıların Düğünü"

Nesrin Özyaycı
"Işık -II-"


Temirağa Demir
"Her kardan Adam Olmaz"


Şadıman Şenbalkan
"Şehit Analarımızın Çığlıkları"

Hatice Bediroğlu
"Düş Kuruyor Gece"

Cüneyt GÖKSU
Serpil YILDIZ

"KÜBA - SARI SICAK BİR PENCERE"

Merih Günay
"HİÇ"

Feride Özmat
"Yanlış Zaman Hikayeleri "
 


İstanbul için Son Hava Durumu
ISTANBUL ISTANBUL
Ankara için Son Hava Durumu
ANKARA ANKARA
İzmir için Son Hava Durumu
IZMIR IZMIR
Kaynak: http://www.meteor.gov.tr


 


Akın Ceylan

 İşe Yarar Kısayollar


  Şef Garson : Akın Ceylan

Baktım bizim çocuklar en çok oyun sitelerine giriyor, ben de kalkıp onlara bir oyun sitesi yaptım. 2500 tane flash oyun var. Denemesi bedava, hem de yabancı değil, bizden. http://oyuncu.kahveciyiz.biz Aksayan yerlerini bildirirseniz sevinirim.

Enteresan içerikli resim, video ve duvar kağıtları için http://www.interesan.com Oyun kısmını incelemeyi ihmal etmeyin.

13+ Doyasıya ahh çekmek için sıra dışı bir web sayfası. Bu web sayfasını pek tavsiye etmiyorum ama engel de olmuyorum. http://ahhahh.com/ Aklı başında insan evladının beğenmeyeceği bu web sayfasına bence bakmayın.

Uyku sorunu mu yaşıyorsunuz? Tam size göre bir web sayfası. İster evde, ister siesta molasında. http://www.pupettocafe.com/gotosleep.swf İster seyrederek, ya da isterseniz gözlerinizi kapatıp sadece dinleyerek. İyi uykular…

…İlkbahara doğru köyde artık ekmek yapacak tahıl bile kalmamış. Ama asıl sorun, tohumluk olarak kullanabilecek kadar bile tahıl olmamasıymış. Tarlaya ne serpeceklerini, gelecek senenin mahsulünü nasıl hazırlayacaklarını bilemiyorlarmış… Bu güzel hikaye ve benzerleri için http://www.yazilar.net/

 


 Damak tadınıza uygun kahveler






http://kahvemolasi.ourtoolbar.com/
Beklenen Araç Çubuğu hizmetinizde:-)) Kahve Molası Araç Çubuğu (Toolbar) gelişmeye açık olarak kullanıma açık. Bir kere download edip kurmanız yeterli. Bundan sonra ki tüm güncellemeler gerçek zamanlı olarak tarayıcınızda görünüyor. Kahve Molası'nın tüm linklerine hızla ulaşabildiğiniz gibi, Google Arama, KM'den mesajlar ve en önemlisi meşhur "Dünden Şarkılarımız" artık elinizin altında. Sohbet için özel chat bile olduğunu eklemem gerekir. Son derece güvenilirdir. Virüs içermez, kişisel bilgi toplamaz. Bizzat tarafımdan pişirilip servise konmuştur. Yükleyip kullanın, geliştirmek için önerilerinizi yollayın.

Gom Player Version 2.1.9.3753 / Windows / 4.54 MB http://app.gomplayer.com/gom/GOMPLAYERENSETUP.EXE
Bilgisayarınızdaki tüm media oynatıcılarının yerini almaya namzet bir Media Player. Gerekli codecleri kendisinin arayıp bulması gibi özellikleri var. Hemen her çeşit medyayı rahatlıkla izleyebiliyorsunuz. Ve bedava. Mutlaka yükleyip kullanın derim.

 


KAHVE MOLASI ABONELERi Google Grubuna üyesiniz. İlginize teşekkür ederiz.

ABONELiKTEN AYRILMAK İÇİN :
KM-abone-unsubscribe@googlegroups.com
(Gönderdiğiniz mesajın abone olduğunuz adresten gittiğine emin olunuz.)

ÜCRETSİZ ABONE OLMAK İÇİN :
Google Gruplar KAHVE MOLASI ABONELERi grubuna kayıt ol
E-posta:


Arkadaşlarınıza önermek ister misiniz?


Uygulama : Cem Özbatur
2002-08©KAHVE MOLASI - Her hakkı saklıdır. Yayın İlkeleri

 






Arkadaşlarınıza önerir misiniz?

Yazılarınızı buradan yollayabilirsiniz!



SON BASKI (HTML)

KAHVE YANINDA DERGi

Hoşgeldiniz
Arşivimiz
Yazarlarımız
Manilerimiz
E-Kart Servisi
Sizden Yorumlar
KÜTÜPHANE
SANAT GALERiSi
Medya
İletişim
Reklam
Gizlilik İlkeleri
Kim Bu Editör?
SON BASKI (HTML)
YILDIZ FALI
DÜNÜN
ŞARKILARI





ÖZEL DOSYALAR

ATA'MA MEKTUBUM VAR
Milenyumun Mandalı
Café d'Istanbul
KIRKYAMA
KIRK1YAMA
KIRK2YAMA
KIRK3YAMA
ZAVALLI BİR YOKOLUŞ
11 EYLÜL'ÜN İÇYÜZÜ
Teröre Lanet!
Kek Tarifleri
Gezi Yazıları
Google
Web KM




Save Your Love
Renee & Renato









Fincan almak ister misiniz?
http://kmarsiv.com/sayilar/20080516.asp
ISSN: 1303-8923
16 Mayıs 2008 - ©2002/08-kmarsiv.com