Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 7 Sayı: 1.516

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 18 Kasım 2008 - Fincanın İçindekiler



 



 Editör'den : Sincap yerine bizi seyret Tayyip Bey!..


Merhabalar

Erdoğan Ailesi CERN'deTayyip Bey ABD'de sincap seyrededursun, biz burada her duyduğumuz haberde kendisini sitayişle anmaya devam etmekteyiz. Teğet geçen krizin falso alıp doksandan filelere takılmasını şaşkınlık içinde izlemekteyiz. Öyle ya, devlet büyüğümüz, haşmetli efendimiz, bizzat kendisi fetva vererek, hamdolsun krizin bize tırıs gelip tırıs geçeceğini söylemişti inanmıştık. Hatta, ümüğümüzü sıkanları bir tehdit etmişti ki bizde hoşafın yağı kesilmişti. İşte demiştik işte, 100 Türk büyüğünün sonuncusu bu adam. Analar ne aslanlar doğuruyormuş görsün tüm kem gözlü, ard niyetli çok bilmişler, diye de eklemiştik. Gel gelelim, bir baktık kendisi ümük sıkıcılarla hasbıhal etmeye ABD'nin yolunu tutmuş. Uzaklardan, Ankara dolaylarından aldığı haberlerden bir içlenmiş, çökmüş banka sincap seyredermiş. En güçlü ekonomiler zangır zangır titrerken, kendini buğday ambarında sanacak kadar ileri görüşlü Tayyip Bey'imiz, sen çok yaşa emi.

Durum hiç parlak değil. Aslında karanlık demeye dilim varmıyor, ondan diyemiyorum. Krizin daniskasını yaşıyoruz. Resmi kayıtlarda işssiz sayısı ikibuçukmilyon, gayri resmi kayıtlarda, ben diyeyim beş, siz deyin onbeş milyon. Zira şu anda kendini iş sahibi sayan serbest meslek sahiplerini de bu gizli işsizler kervanına katmak hiç yanlış olmaz. Daha bir ay evvel, sağlıksız iş koşullarından sapır sapır ölen işçileriyle ünlü Tuzla tersanelerinde şimdilerde başına saç düşecek işçi yok hşükürler olsun. Bazıları hepten kapıya kilit vurmuş. Limanlar, günlüğü üçyüz dolardan yan gelip yatan gemilerle dolu. Ortalık satılık, kiralık evden geçilmiyor. Kapanan fabrikalar, in cin top oynayan alışveriş merkezleri gırla gidiyor. Buna rağmen birileri çıkıp şöyle elle tutulur, yenilir yutulur bir önlem paketi açıklayamıyor. Varsa yoksa ümük sıkıcılar. Bari uygulanabilir bir programda anlaşmaya varsalar. Ama biraz daha geç kalırlarsa orada alacak para da kalmayacak bu gidişle.

Devir tasarruf devri. İki lambadan birini söndürme, gömlek üstüne kazak giyme devri. Hâlâ bir işiniz varsa iyi tutunun. Bir söylentiye göre bir koca banka 1000 kişiyi işten çıkarmaya hazırlanıyormuş. Umarım yalandır. Çünkü 2001 yılında bir kişiyi bile işten çıkarmayan koca bankanın, bu krizi fırsat bilip kıyıma gideceğini düşünmek bile istemiyorum. Çünkü o başlarsa diğerleri mutlaka peşine takılır, durdurmak mümkün olmaz.

Sincap seyrederken ya da CERN'i ziyaret ederken Tayyip Bey'in aklına gelmiş olması muhtemel fikirlerin vatana millete yararlı olması dileğiyle hoşçakalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur








 


 Kahveci : Nevriye Hamitoğlu


"İşte o zaman Ayşen diyecekti ki!.."

Ayşen'in annesi bir torba getirdi ve Ayşen'e uzattı. Ayşen, yakın akrabası olan Nil ablasının eşyalarını giyerek büyüyen bir kızdı. Torbanın içinden çıkardığı pamuklu kilotlu çoraba sevindi, ancak dizleri biraz aşınmıştı. Ama çok da sorun değildi, okul önlüğü dizlerinde olduğu için görünmeyecekti. Ayşen 7.sınıftaydı, maddi durumunun yetersizliğinden sınıftaki kız arkadaşlarına pek uyum gösteremiyordu. Genelde ders aralarında sessizce oturur, kitap okurdu.

Ayşen, o gün üşümesin diye Nil ablasının çorabını giymişti. Dizlerinin aşınmış tarafının görünmemesi için de sırasından pek kalkmamıştı. Tenefüste sıraların arasında küçük bir top bulup oynayan bir grup erkek öğrenci tozu dumana çevirmişti. Küçük top, Ayşen'in sırasının altına gitti ve otururken sıra altından daha fazla görünen dizlerini topu almaya çalışan erkek öğrencilerden biri gördü. Oldukça çirkin yüzlü olan bu çocuk, Ayşen'e usulca yaklaştı ve sırıtarak: "Kız ne o çorap, milattan önce mi kaldı?" dedi ve gülerek gitti. Ayşen ağlamamak için kendisini zor tuttu. Rezil olduğunu hissetti. Sustu ve derin bir sessizliğe gömüldü. İşte o zaman Ayşen diyecekti ki "Sanki benden bir farkın mı var? Git de aynaya bak! Yakası yıpranmış, kolları aşınmış rengi sararmış gömleğini görmedin mi hiç? Fakir, fakirin halinden anlar be… Sen fakirden de bedbahtsın. Benimle uğraşacağına git de dokuz kardeşinin akan sümüklerini sil. Seni zavallı yaratık."

***
Sınıfta yeniyıl çekilişi vardı. Öğrencilerin ismi yazıldı ve sınıf öğretmenin de ismi eklenerek torbadaki kağıtlar bir güzel karıştırıldı. Sırayla herkes, isimlerin yazıldığı küçük kağıtları çekti. Ayşen sınıfta bir erkek öğrencinin ismini çekti, hediyeyi birbirlerine alacaklardı. Erkeğe hediye almak zordu, kızlara daha kolay. Ayşen yine de çekiliş için mutluydu, erkek öğrenci ise Ayşen'in çıkmasından pek hoşnut olmadı, çünkü Ayşen'in durumunu biliyordu ve gelecek basit hediyeyi düşünüyordu. Ayşen eve gidip annesine çekilişi anlattı ve annesi ile dışarı çıkıp hediye almaya gittiler. Fiyatı uygun olan bir parfüm aldılar, Ayşen çok mutluydu, çünkü ona gelecek güzel hediyeye karşılık kendisi mahçup olmayacaktı. Hediye günü geldi. Ayşen arkadaşına hediyesini uzattı ve arkadaşı da ona verdi. Ayşen hediyesini açınca şok oldu. Annesine güzel hediye almak için ısrar ederek kadıncağızı sıkıntıya sokmuş, arkadaşına parfüm almıştı. Fakat karşılığında ona, kullanılmış bir anahtarlık ve yine kullanılmış küçük eski bir resim çerçevesi hediye edilmişti. Hatta küçük çerçevenin arkasındaki karton yırtıktı. Ayşen'in içi burkuldu. Durumu iyi olan karşısındaki arkadaşı, parfümü eline aldığında "Ayşen ama ben…" dedi ve yerine oturdu. Belli ki parfüm karşılığında verdiği evdeki kullanılmış anahtarlık ve çerçeve karşısında mahçup olmuş, utanmıştı. İşte o zaman Ayşen diyecekti ki "Sen beni farkirim diye umursamadın, nasıl olsa bana ucuz bir hediye verecek deyip, kalkıp hediye almak için dışarı bile çıkmadın. Ben sana sınırlı imkanlarımla doğru dürüst bir hediye alıyorum, sen ise bana eskimiş eşyalarını veriyorsun. Şimdi söyle bana, fakir olduğum için sana kötü bir hediye vereceğimi düşünerek mi bana bunları verdin, yoksa benden daha fakir olduğun için mi?"

***
Okulun hademesi çay işlerine bakmadığından, her gün görevlendirilen nöbetçi kız öğrenciler, sıra ile çay ve kahve işlerini yapıyorlardı. Küçük bir okuldu, sadece müdür ve müdür yardımcılarına kahve yapılıyordu. Öğrencilerin nöbetçi olması, derslerden kaytarmak gibi hoşlarına gitse de dersten mahrum oldukları kadar, müdür ve müdür yardımcılarına resmen hizmetçilik yapıyorlardı. Ayşen nöbetçiydi o gün. Kendi merakından öğrendiği kahve yapımını düşünerek seviniyordu. Kahve yapımı tüm gün başarılı geçti. Ayşen'in fen bilgisi öğretmeni olan müdür yardımcısı kendisi ve misafiri için iki türk kahvesi istedi. Ayşen bol köpüklü olması için kahveyi biraz daha fazla koydu. İstediği gibi bol köpüklü yaptığı kahveleri müdür ve misafirinin memnun bakışlarında ikram etti. Onbeş dakika sonra müdür yardımcısı onu odasına çağırdı ve şöyle dedi: "Kahvenin bu kadar bol köpüklü olmasının sebebi meydanda, bak fincanın içine, bu kadar kahve konulur mu kızım?" deyip yüksek sesle kahkaha ile güldüler. Ayşen boş bardakları alarak kızarmış bir şekilde odadan çıktı. O kadar utanmıştı ki yer yarılsa içine girecekti. Ama yaptığı iyiliğin karşısında bunu hak etmediğini düşünmüştü. İşte o zaman Ayşen diyecekti ki "Saygıdeğmez öğretmenim, öğrencinizi dersten mahrum edip, nöbetçilik bahanesiyle hizmetçilik yaptırıyorsunuz, bir de yaptığı kahveyi höpürdete höpürdete içip, sonra beğenmediğinizi söylüyorsunuz? Bu şerefsizlik değil de ne? Bir de karşıma geçip beni azarlıyor ve utanmadan gülüyorsunuz, asıl siz kendinizden utanmalısınız."

***
Ayşen'nin sıra arkadaşı Esin iyi bir kızdı. Esin'in de durumu çok iyi değildi. Bazen birlikte ders çalışıyorlar, ders aralarında bahçede birlikte dolaşıyorlardı. Ayşen kendisine değer veren bir arkadaşı olduğu için mutluydu. Okulların kapanmasına yakın, havalar iyileşmiş, yağmurlar bitmişti. Okulun karşısında büyük boş bir arazi vardı. Esin ve Ayşen yeşil çimlerin olduğu bu yerde okul arasında piknik yapmaya karar verdiler ve bir gün yanlarına peynir ekmek alıp gittiler. Ayşen üzerinde kendisine büyük gelen Nil ablasının montunu çimenlere serdi ve birlikte oturdular. Sohbet ederek yamek yediler ve vaktin nasıl geçtiğini anlamadan zil çaldığında koşarak derse girdiler. Ayşen aceleden giyemediği montunu katlayıp sıranın altına koydu. Ders başladı. Ayşen bir koku alıyordu, pis bir koku, Esin'e baktı, o da belli ki kokuyu almış burnunu uzatmış kokunun nerden geldiğini keşfetmeye çalışıyordu. Esin, Ayşen'e doğru döndü ve sessizce "Öff Ayşen, çok pis kokuyorsun" dedi. Ayşen duyduğuna inanamadı. Az önce birlikte güzel vakit geçirdiği biricik dostu, ona küçük düşürücü sözler söylemişti. Bunu nasıl söyleyebilirdi? Ayşen de kokuyu alıyordu ama arkadaşı için bunu söyleyemezdi. Ayşen sessizliğe gömüldü. Zil çalınca da iyi akşamlar dileyerek evine gitti. Ayşen kırılmıştı… Elinde tuttuğu montu kokladı ve kokunun kaynağını buldu. Annesi daha yeni yıkamıştı ve bu sabah tertemizdi. Ne olmuştu ki? Eve gidince montunu bir güzel elde yıkadı. Sonraki sabah Ayşen yürüyerek gittiği okulunun bahçesine girmeden önce dün piknik yaptıkları çimenliğe doğru baktı. Ayşen gördüğüne inanamadı. İstanbul'un ortasında adamın biri ineğini yeşil çimenlere salmış otlatıyordu. Ayşen dün yaşadıklarını bir daha düşündü. Yeşil çimenlerin üzerine Ayşen'in montunu serip oturmuşlardı. Kokunun sebebini şimdi anlıyordu. Bu tuhaf durumu Esin'e anlatsamıydı? Sınıfa girdiğinde Esin'in soğuk bakışlarını görünce vazgeçti. İşte o zaman Ayşen diyecekti ki "Adamın teki çimlerde ineğini işetiyorsa ve ben de üzerine oturduysam suçum ne? Hadi ben ineği görmedim, sen de mi hiç görmedin şu otlakta inek otlatıldığını? Benim gördüğüm gün görmüş olman gerekirdi, çünkü adam bütün gün otlattı, hatta oturduğumuz yerde oturup yemeğini yedi, o zaman senin de düşünmen gerekiyordu ki kokunun kaynağı ben değildim ve gelip benden özür dilemen gerekiyordu. Şimdiye kadar beni tanıyamadın mı? Tanıyamadıysan hadi be oradan? Ben senin bir hafta yıkanmadığı belli olan kokan bitli kafan için laf söyledim mi bu güne kadar? Sırf dostluğumun hatırı için sustum. Sen her gün yıkanan birine nasıl pis kokan dersin? Bir daha benimle işin olmasın!"

Nevriye Hamitoğlu
nevriye.h@hotmail.com



Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


8,718,718,718,718,718,718,718,718,71
7 Kahveci oy vermiş.

 


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Kahveci : Beyhan Ada


Kınalı Kuzu

'Hakkını helal et anam' demişti en son binerken otobüse,
'güle güle kuzuuum, Allah'a emanet ol kınalım' diyerek sallamıştı oğlunu kınalarken parmaklarında izi kalan kınalı elleriyle.
Baba ise gururla kabarttığı göğsünü saklamaya çalışıyordu kimse sıkıştığını hissetmesin diye. Gözleri dolu doluydu Mehmet'in anne ve babasının.
'Hele şu askerliğini bir yapsın, vatana borcunu bir ödesin Mehmet'im, anlı şanlı düğün yapacam ben Ayşe kızımla' diyordu anacığı akan gözyaşlarına aldırmadan Ayşe'yi evlerine götürürken.
Yaslı değillerdi vatan borcuydu bu, her yiğidin yapması gereken. Daha dün eteğinin ucunda oynayan Mehmet bugün koruyacaktı vatanını er gibi, yiğit gibi.
Huzurlu uyuyacaktı yatağında korkusuz her Türk vatandaşı.
'Şonra diye geçirdi içinden, sonra benim Mehmet'im karayağız, korkusuz, aslanlar gibi. Gözlerine kurban olduğum nasıl tüttün burnumda' diye diye geçirdi saymakla bittiremediği günleri.
Bitmişti işte, sabaha düşerdi yollara, bir gün öncesinden kaynatmıştı kuzusunun çok sevdiği kuru fasulyesini. Yüreğine çöreklenen hasreti de katarak kurduğu turşusu da hazırdı. Düşerdi sabaha yollara ezan ile birlikte.
'Hanım, öğlen gelecem dedi ya oğlan, ne diye bu sabırsızlık. Sabahın köründe gidipte ne edecen oralarda. Bekledin bunca ay üç beş saat mi bekleyemeycen' diyen Ahmet efendisine hiç karşı gelmemişti bunca yıl.
'Bekleyemeyecem ya, karışma Ahmet efendi, oturma miskin miskin, suyu kaynattım bak, kalk traşını ol, limon kolonyanı sür, Ayşe'yi de almayı unutma gelirken.'
'Geldim anaa, hadi hazırsan koyuluverelim yollara ' diyerek çıkageldi gelin kızı.
Sabahın en erken saatinde kalkmaya alışık olan Zeynep anaya hiç bir sabah bu kadar güzel gelmemişti, sığmıyordu içi içine. Nefesi, yüreği, dokuz ay karnında taşıdığı miniği, er Mehmedi, aslan oğulcuğu gelecekti nasıl sığsındı ki.
'Bitti Ayşaamm bitti',
'Bittii anaaa bittii' diyerek yarışırcasına dolu dizgin yol alıyorlardı sevdiceklerini karşılamak için iki kadın.
Geçmek bilmeyen saatler geçti, bitmek bilmeyen yollar bitti ve gelmesi beklenen otobüs geldi, geldi gelmesine ya inmedi Zeynep ananın kuzusu, inmedi Ahmet efendinin efesi, inmedi Ayşe'nin taa çocukluktan sevdalısı.
Mehmet vatana borcunu ödemiş, şehitlik mertebesine ulaşmış tahtıyla gelmişti köyüne omuzlar üstünde.
Anlı şanlı düğün kalabalığını dolduracak olan meydanlığa sığmadı geleceğin Mehmet'leri.
Ahmet efe'nin, oğlunu gönderdiği ilk gün gibi kabarıktı göğsü, saklamaya çalıştığını hissettiğimiz gibi.
Zeynep ana, o gün bugündür ne turşu kurar, ne de kuru fasulye kaynatır, oğlunun kabrini donatmıştır kırmızı laleler ve beyaz papatyalar ile tahmin edeceğiniz gibi.
Ayşe gelin çocukluk sevdasına, ağıtlar yakar şuan duyduğunuz gibi.

Beyhan Ada


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


8,508,508,508,508,508,508,508,50
10 Kahveci oy vermiş.

 


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Kahveci : Mert Aldemir


Bütün Kar Taneleri Üşüyor İçimin...

Ne yapayım? Elimden birşey gelmiyor; orada durup çaresizce bakmakla yetiniyorum. Tamam. Orası parmak uçlarımın yetişebildiği yer. Ama uzatmam elimi. Ne zaman dokunsam ıslaklıktan başka birşey kalmıyor: Eriyişini izlerken kendimi tutmaya çalışıyorum. Bir dokunsam kendime, belki ağlarım, belki nefretle küfrederim, yanarım belki de. Cüret edemiyorum.

Soluduğun nefesin omuzuna çarparak vücudun muhtelif bölgelerine dokuna dokuna ilerleyecek kadar yakınında uyuyan bir sevgiliyi tüm eskitilmişliğiyle oracıkta bırakıp gitmek istiyorum bazen. Soru soran gözlerle 'sevgili' diyerek bakmayın. Sevgili işte. Herşeye rağmen ile başlayan onlarca cümlenin etkisine, baskısına dayanmaya çalışıp sırtımı dönmek istiyorum; gözyaşımı belli etmemeyi bekliyorum kendimden. Sonra yalnızca bekliyorum.

Sabahı, uykudan uyanmayı beklemeyi yeğlerken aynı günün akşamında herşeye rağmen ile başlayan aynı cümleler yardımıyla aynı sevgili tarafından terkedilme ihtimali kadar trajikomik, aynı zamanda acımasız hayat. Herşeyi senden bekliyor, sen çırpınıp duruyorsun. Halbuki sevgili dediğin zamanı gelince çekip giden birşeydir. Hayat ise bir adet insan ve bir adet dünyadan oluşan basit, yersiz, seçimsiz, geçimsiz... 'Benim bildiğim bir tane kocaman dünya var' demeyin. Herkesin yeryüzü ayrı. Kimi kurak, sıcak, ayaklarının tabanını yakan... Kimi de hiç belli etmediği halde kaygan; sağlam basmaya gelmiyor. İlerlemeye, hiç gelmiyor. Ya da dönüp dolaşıyorsun aynı yere varacağını bile bile; insan vücudu gibi; yol katediyorsun ama yanından geçtiklerin aynı. Doyumsuzca devam ediyorsun. Bir bakmışsın ayağın kaymış, omuzda bitmişsin. Ya da başka bir yerde.

Daha fazla trajikomik yoktur herhalde. En çok da bu yüzden acımasız diyorum hayata. Çok fazla yaşanmışlığa sahip olduğumdan; çok tecrübe sahibi olduğumdan falan değil. Herşey trajikomedi olduğu için. Şans eseri ıskalıyorsun ya da oturup gülüyorsun kendine. Herkesin birşeylerden şikayetçi olduğu ve hep mutsuzluk için bir sebep bulduğu bir dünyada herkesin aynı zamanda kendine ya da en azından başkasına gülümsemeyi iyi beceriyor olması, arada bir de olan bitenin anlamsızlığının farkına varması trajikomedinin kendisi değil de nedir? Ve bu yüzden trajikomik olan acımasızdır diyebiliyorum insanın yüzüne herşeyin anlamsızlığını vurduğu için.

Ama dedim ya, göründüğünden fazla kaygan insan. Anlamını yitiren ne varsa hemen oradan ayrılıp bir anlamı olduğunu düşündüğü başka yerlere doğru yol alıyor farketmeden. Her zaman için bir yerleri terk ediyor yani. İster istemez; ilkbaharda kar taneleri ya da akşamüstü güneş gibi. Ve çoğu zaman gidişlerin şakası da olmuyor ıskalama şansı da. Ama yine de, ailesiyle evden çıkarken bir çocuğun oyun olsun diye, anne-babasının farkettirmeden oyuna alet olmayı kabul edeceğini tahmin bile etmeden, kapının ardına saklanıp sırf gittiğini sansınlar diye ses çıkarmadan beklemeyi sevebilseydi keşke her giden. Şakacıktan gitseydi yani. Giden, büyüklüğü yumruğumu geçmeyen kalbimin içindeki sayısız insan da olsa, kendim de olsam, ya da rol icabı sevgili de olsa şakacıktan olmayan hiçbir gidişi taşıyamam. Belki kaldırabilirim ama kısa sürede kayar, düşüverir ellerimin arasından. Gidiş bile durmaz ellerimde. Geriye avuçlarımın içindeki çiziklerden başka birşey de kalmaz üstelik. Böylesine pürtüklü, tırtıklı, şekilsiz birşey tutulmaya bu kadar müsaitken nasıl olup da aynı zamanda avuçlarımdan kayar, bunu yaparken tahriş eder, acıtır; bir anlam veremeden, aynı yere varır mıyım yoksa olmadık zamanda düşer miyim, hiç düşünmeden devam etmek istiyorum yoluma. Sonra olan biten bana bir cümle hatırlatıyor: Herkes gider!

Ardından çok önemli bir cevap bulacakmış gibi düşüncelere dalıyorum 'acaba dünya ne zaman çekip gidecek hayatımızdan?' Bir cevap bulamayınca tüm gidişler bulanuklaşıyor gözümde. Bazen anlam veremediklerim daha anlamlı geliyor; o zaman delirdiğimi söylüyorum kendime. Demek ki diyorum, gitmek için kar gibi, çocuk sevinci gibi, ıslaklık gibi gerçek ve bir o kadar da aklı yerinde olmak gerekiyor, bu yüzden kalıyorum olduğum yerde. Ben, tanımadıklarım ve tabii ki dünya, diyorum, deli olduğu için bir yere gitmiyor hiçbir zaman...

Saçmalamış mı oldum? Olsun.

Yerimde olsam hiç de rahat olmayan bir yerde bacak bacak üstüne atar izlerdim kendimi.

Şimdilik olduğum yerde durmakla yetiniyorum. Bir ara kendimden çıkıp içime dönüyorum; tüm sözcükler yalanlıyor beni. Kimileri sanki hiç söylenmemiş gibi yüzüme bakarken diğerleri sıradan bir cümle de olsa bir yerlere ait olmayı bekliyor sanki. Sıkılıp içimin yukarısına bakıyorum; bütün kar taneleri kollarını kendisine dolamış titriyor. İçimi ıslatmamak, kaybolmamak adına tutunuyorlar, inmiyorlar. Bense göz göre göre buz sarkıtlarının altında yürüyorum içimin!

Mert Aldemir


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


8,508,508,508,508,508,508,508,50
6 Kahveci oy vermiş.

 


Yazdırmak için tıklayınız.

 


Mehmet Sağlam

 Kahveci : Mehmet Sağlam


  OBAMA'NIN ANASI

Obama klonlanmış(mış) meğer...

Evet, yanlış okumadınız; Obama kopyalanmış bir melez. Hem de ne melez!..

Bütün suç da anasındaymış. Ann Dunham'da yani... Çünkü nevropat bir genetik mühendismiş o kadın!

Obama'ya hamile kalmadan önce -bütün üstün özellikli genlerini keşfettiği için- siyah erkeklerden aldığı örnek DNA'lardan elde ettiği süper genleri birkaç spermaya aşılamış. Sonra tüp bebek (IVF) yöntemini kullanarak, kendi yumurtasını o kusursuz spermlerden biriyle dölletmiş. Aşı tutunca, elde ettiği zigotu 9 ay kendi rahminde büyütmüş gözlerden ırak.

Veee... Tombala!!!

Nurtopu gibi, pardon çukulata gibi bir bebek doğurmuş. Kunta Kinte'yi köle olarak satanların genlerini taşıyan bir bebek...

Ne miymiş amacı o zırdeli genetikçinin?!

O kadın amacına ulaşmak üzere, desem yeter mi?..

Yetmez tabii...

Devam edeyim öyleyse:

İlk aşama tamamlandı... Yani, genetik mühendislikle peydahladığı oğlu ABD'ye başkan oldu!

İkinci aşamaysa gelecek yıl başlayacak.

Hangi ırktan, hangi dinden, hangi mezhepten geldiği; kısacası meşrebi belirsiz bu adam, ırkçılığı ve dinsel ayrılıkları körükleyecek, zencilerle beyazlar ve Müslümanlarla Hıristiyanlar arasına nifak tohumları ekip onları birbirleriyle çarpıştırarak, Amerika'yı bölüp parçalayacak anasının doğum öncesinde ve sonrasında plânladığı gibi.

Ve hemen ardından sıra dünyaya gelecek. Başkanlığının ilk 4 yılında 250 ülkeyi önce 1000 ülkeye bölecek, ikinci 4 yılındaysa 2000 ülkeye ayıracak her birinin başında ABD güdümünde bir "seçilmiş" devlet adamını başkan yapmak üzere.

Anlayacağınız; Bush'a alternatif olarak getirilen adam, Bush'un idealini tamamlayan adam olacak!

Yaaa...

Barrack Hüseyin Obama deyip geçmeyin! Dolly postunda bir kurt o. Seçilmiş bir NeoKurt...

Bırrakın o'barka çökertmesini, kurttan dost olmaz!

Benden söylemesi...

Mehmet Sağlam
mehmetttsaglam@gmail.com


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


7,507,507,507,507,507,507,507,50
2 Kahveci oy vermiş.

 


Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Dost Meclisi


YORUMLARINIZI GALERiMiZDEKi iLGiLi BÖLÜME BIRAKABiLiRSiNiZ.
Yorumlarınız için bekleriz.

Fotograf : Servet Yaylı


<#><#><#><#><#><#><#>

Kahveci dostların tüm eserlerini KM SANAT GALERİSİ'nde görebilir,
dilerseniz duygu ve düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

<#><#><#><#><#><#><#>

Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır.
Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır.
Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir.
Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-))
Kahve Molası bugün yaklaşık 6.000 kahvecinin posta kutusuna ulaşmıştır.


 


 Tadımlık Şiirler


Dedi Kadir

Uslu durmaz garip kekliğim,
uslu durmaz;
rüzgârı katıp önüne,
hareket alır..
Yol bilmez, iz bilmez;
bir zâlim avcının peşine takılır..
Anasının koynunu beşik yapmış;
ne bilir hâyını, eşkıyâyı;
bozguncuyu, batakçıyı,
ne bilir..
Dilim susmaz,
susmaz gayrı yolu yol değil..
İzi izden ne ararsın garip kekliğim,
izimiz yürekten sor;
gayrı dön gel yuvana garip kekliğim,
gayrı dön gel..

Bilirim,
aşmak istersin dağ bayır,
devirip nicesinden büyük kayalar;
köpürmek,
köpürmek istersin;
basıp çiğnemek,
varıp yıldızlara yetmek..
Yüreğin bir akarsuyun ağzında,
fitil dayanmaz bir umut körpe fidelerin..
Menzile çıktın mı gözün görmez hiçbir şeyi..
Ayağına çakır dikenler batar,
boğazında sönmüş kozalar,
sırtında olancasından ağır bir yük..
Yazık ki bi'tas suyun bulunmaz..
Gayrı ihânet düşer kabına, aşına;
yummaca küfürler düzsem fayda etmez..
Hırçınlığıyla deli eder,
tutancasından uzun bir mavzer;
ölüme sebep..
Koştuğun bir kızıl yaprak, bir venüs çarığı değil;
ahdım kalır bahtsız perçem,
derisini değiştiren Allah'ın belâsı bir engerek;
şose boylarında ziftlenir, keyif sürer..
Dön gel yuvana garip kekliğim, gayrı dön gel..

Alkım Saygın

Yazdırmak için tıklayınız.

 


 Bol Bul Bulmacalar




Bloxorz       Foto Puzzle       Küp Küp


 


 Biraz Gülümseyin






KMTV Sunar...

 


 Kıraathane Panosu



Polygon Web Studio


Yazarlarımızın Kitapları


Merih Günay
"Martıların Düğünü"

Nesrin Özyaycı
"Işık -II-"


Temirağa Demir
"Her kardan Adam Olmaz"


Şadıman Şenbalkan
"Şehit Analarımızın Çığlıkları"

Hatice Bediroğlu
"Düş Kuruyor Gece"

Cüneyt GÖKSU
Serpil YILDIZ

"KÜBA - SARI SICAK BİR PENCERE"

Merih Günay
"HİÇ"

Feride Özmat
"Yanlış Zaman Hikayeleri "

C.Eray Eldemir
"Uzak İklimler"

Temirağa Demir
"Edepli Fahişeler"

 
Nesrin Özyaycı
"ÖLMESEYDİ"


İstanbul için Son Hava Durumu
ISTANBUL ISTANBUL
Ankara için Son Hava Durumu
ANKARA ANKARA
İzmir için Son Hava Durumu
IZMIR IZMIR
Kaynak: http://www.meteor.gov.tr


 


Akın Ceylan

 İşe Yarar Kısayollar


  Şef Garson : Akın Ceylan

İnternet bağlantı hızınızı test edebileceğiniz en yasal site http://speedtest.turktelekom.com.tr/ Bakın bakalım size taahhüt edilen bağlantı hızı gerçek mi? Yoksa etrafa hava attığınız kadar yok mu?

Flash oyun oynamayı sevenlere http://www.koreus.com/jeux/nouveau/ alternatif bir web sayfası. Değişik oyunlar ve yenilenmiş arayüzünü daha önceden bu siteye girmiş olanlar fark edeceklerdir.

Benim bu zamana kadar gördüğüm en kapsamlı paylaşım sitesi. http://www.mininova.org/ Kullanım için sizlere tavsiyem, ilk olarak herhangi bir paylaşımı indirmek istediğinizde karşınıza çıkan "To start this P2P download, you have to install a BitTorrent client like" yazısının sonundaki Vuze ya da µTorrent programlarından birini bilgisayarınıza yüklemeniz olacaktır. Böylece istediğiniz dosyayı sorunsuzca bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

En süper flash oyunların bir arada toplandığı süper bir oyun sayfası http://oyuncu.kahveciyiz.biz/ Hele benim gibi flash oyun meraklıları için bir cennet. Cem ellerine sağlık valla, süper bir çalışma olmuş. Meraklılarına iyi eğlenceler diliyorum.

 


 Damak tadınıza uygun kahveler






http://kahvemolasi.ourtoolbar.com/
Beklenen Araç Çubuğu hizmetinizde:-)) Kahve Molası Araç Çubuğu (Toolbar) gelişmeye açık olarak kullanıma açık. Bir kere download edip kurmanız yeterli. Bundan sonra ki tüm güncellemeler gerçek zamanlı olarak tarayıcınızda görünüyor. Kahve Molası'nın tüm linklerine hızla ulaşabildiğiniz gibi, Google Arama, KM'den mesajlar ve en önemlisi meşhur "Dünden Şarkılarımız" artık elinizin altında. Sohbet için özel chat bile olduğunu eklemem gerekir. Son derece güvenilirdir. Virüs içermez, kişisel bilgi toplamaz. Bizzat tarafımdan pişirilip servise konmuştur. Yükleyip kullanın, geliştirmek için önerilerinizi yollayın.

Gom Player Version 2.1.9.3754 / Windows / 5.52 MB http://app.gomplayer.com/gom/GOMPLAYERENSETUP.EXE
Bilgisayarınızdaki tüm media oynatıcılarının yerini almaya namzet bir Media Player. Gerekli codecleri kendisinin arayıp bulması gibi özellikleri var. Hemen her çeşit medyayı rahatlıkla izleyebiliyorsunuz. Ve bedava. Mutlaka yükleyip kullanın derim.

 


KAHVE MOLASI ABONELERi Google Grubuna üyesiniz. İlginize teşekkür ederiz.

ABONELiKTEN AYRILMAK İÇİN :
KM-abone-unsubscribe@googlegroups.com
(Gönderdiğiniz mesajın abone olduğunuz adresten gittiğine emin olunuz.)

ÜCRETSİZ ABONE OLMAK İÇİN :
Google Gruplar KAHVE MOLASI ABONELERi grubuna kayıt ol
E-posta:


Arkadaşlarınıza önermek ister misiniz?


Uygulama : Cem Özbatur
2002-08©KAHVE MOLASI - Her hakkı saklıdır. Yayın İlkeleri

 






Arkadaşlarınıza önerir misiniz?

Yazılarınızı buradan yollayabilirsiniz!



SON BASKI (HTML)

KAHVE YANINDA DERGi

Hoşgeldiniz
Arşivimiz
Yazarlarımız
Manilerimiz
E-Kart Servisi
Sizden Yorumlar
KÜTÜPHANE
SANAT GALERiSi
Medya
İletişim
Reklam
Gizlilik İlkeleri
Kim Bu Editör?
SON BASKI (HTML)
YILDIZ FALI
DÜNÜN
ŞARKILARI





ÖZEL DOSYALAR

ATA'MA MEKTUBUM VAR
Milenyumun Mandalı
Café d'Istanbul
KIRKYAMA
KIRK1YAMA
KIRK2YAMA
KIRK3YAMA
ZAVALLI BİR YOKOLUŞ
11 EYLÜL'ÜN İÇYÜZÜ
Teröre Lanet!
Kek Tarifleri
Gezi Yazıları
Google
Web KM




Elbette
Candan Erçetin









Fincan almak ister misiniz?
http://kmarsiv.com/sayilar/20081118.asp
ISSN: 1303-8923
18 Kasım 2008 - ©2002/08-kmarsiv.com