Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 8 Sayı: 1.753

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 5 Nisan 2010 - Fincanın İçindekiler


  • KAPALI KAPILARI AÇMAK ... Erhan Tığlı
  • YAĞMUR, VEFALI DOST ... Şehrazat Ufuk
  • Kof Korkular ... H.Tugay Madanoğlu
  • ALA OD ... Hilal Bayram


  • Dost Meclisi, Tadımlık Şiirler, Biraz Gülümseyin, Kıraathane Panosu, Damak Tadınıza Uygun Kahveler

  •  



     Editör'den : İyotlu mu yersiniz iyotsuz mu?!..


    İyi haftalar,

    Adamdan yana şanssızız vesselam. En azından bir kısmımız. Yoksa ben de biliyorum yüzde kırkyedilik bir kesimin adamdan ne anladığını. Yetmişbeş milyonluk bir güzel memleketin gündelik hayatını derinden etkileyebilecek yetki ve sorumlulukla donatılmış birinin şu dediklerine bir bakın;

    “Bu işi bu kadar seviyorsan cübbeni çıkar gel, siyaset meydanına çık. Anayasa değişikliğine karşı çıkan partiler var, onlardan birine katılırsın. Zaten iyot gibi açığa çıktınız, gizleyecek yeriniz de kalmadı.”

    Konuşan kim? Başbakan. Muhatabı kim? Yüksek yargı. Hani şu sustalı maymuna çevirmek istediği. Görünürde ikiyüz küsur vekil istiyor ama kel alaka. Seçilir seçilmez imzaladıkları boş kağıtların ederi kadar hepsinin değerleri. Öylesine gemi azıya almışlar ki, yeniden imzalatıp zevahiri kurtarmaya bile yeltenmemişler. Biz koyunlar salakızdır ya, bunu da yeriz nasılsa diye düşünmüşler. Meclis başkanı mı istersin, partiden attıkları mı, hepsi tam tekmil imza kartonunda. Yargı'nın iyot gibi açığa çıktıkları yer MÜSİAD (Müslüman Sanayici ve İşadamları Derneği) genel kurulu. Siz isterseniz MÜStakil diye bilmeye devam edin aslı MÜSlümandır, bilginize.

    Adamın bir başka fikre zerre kadar saygısı yok. Yoluna taş koyan herkes hain, herkes müfteri. İster muhalefet ol ister AKP'li farketmez. Ona karşı durman iyot gibi açığa çıkman için yeterli. Kendi yıllardır ... gibi, deniz feneri gibi açıkta haberi yok.

    İlgilenmesi gereken asıl konu gazete manşetlerindeyken onun derdi seçim sonrasında kendi ile ilgili çıkması muhtemel yargısal sorunların üstesinden gelmek. Oysa bu konuda hiçbir karar hakkı olmayan iki çocuk anası bir kadın ödeyemediği üç kuruş için hapislerde, buna içerleyip intihar eden onsekizlik oğlu mezarda. Keşke o çocuk ta iyot gibi çıksa da yattığı yerden, anasının boynuna sarılabilse. Kendisini elli kere satın alabilecek bilgi, kültür ve deneyime sahip yüksek yargı mensuplarının "iyot"a aynı üslupla cevap vereceklerini sanmam, keşke verseler ama bu ana verilmesi gereken cevabı ona dört duvar arasından veriyordur eminim. Bu ülke bunu haketmiyor, bu denli densizliği, bu aymazlıkta yöneticileri hak etmiyor. İyotun sadece tuzla anıldığı günlerin özlemiyle hoşçakalın.

    Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

    Cem Özbatur








     


    Erhan Tığlı

     GÜL-DİKEN YAZILAR : Erhan Tığlı


      KAPALI KAPILARI AÇMAK

    Kralın biri, adamlarını sınamak istemiş; onları kocaman bir kapının önüne getirerek açmalarını söylemiş. Adamlar kapının yanına gitmişler, böyle büyük bir kapıyı nasıl açacaklarını düşünmüşler. Kimisi anahtar uydurmaya kalkmış, kimisi var gücüyle yüklenmiş. Kapıyı kendine doğru çekmeye çalışmış. Ama hiçbiri kapıyı yerinden bile oynatamamış. Derken, kimsenin tanımadığı, önemsemediği bir genç kapıyı ileriye doğru itince, kapı ardına dek açılıvermiş. Kral bu genci ödüllendirmiş ve onu yüksek bir göreve atamış:

    "Sadece gördüğün, duyduğun şeylere bağlı kalmayıp kendi gücünü devreye soktuğun ve deneme cesareti gösterdiğin için başarı kazandın. Kapıyı geriye değil, ileriye iteceksin. Başarı geriye gelmekle değil, ileriye gitmekle olur" demiş.

    Kapalı kapılar önümüzde hemen açılmıyor, deneme yapmak, cesaretini yitirmemek gerekiyor. Ne kadar kapı gibi bir adam olsak da, armut pişip ağzımıza düşmüyor...

    Atalarımız, "Altın anahtar her kapıyı açar" demişlerdir. Altın anahtar deyince hemen altın ya da para aklımıza gelmesin. Para belli bir süre kapıları açabilir ama paramız bitince ya da bizden daha paralısı ortaya çıkınca kapılar yüzümüze kapanıverir, kapı dışarı ediliriz. Altın anahtar eğitim, bilim ve sanat, güler yüzdür. Bu anahtarla çok kapılar açarız.

    Bir zamanlar Viyana kapılarına dayandık, oradan geri dönmek zorunda kaldık. Daha sonra işçilerimiz Avrupa kapısına dayandı. Orada kapıkulu oldular. Şimdi de AB kapısındayız, bizi ne zaman içeri alacaklar diye bekliyoruz. Güçlü ve yukarıdaki kısa öyküde adı geçen genç gibi becerikli olsaydık o kapılar bize kendiliğinden açılırdı...

    Kapı deyip geçmeyelim. Kapılı söz ve deyimlerimiz pek boldur. İstemediğimiz kişilere "kapıyı dışardan kapa" deriz. Yüzsüz kişiler kapımızı aşındırırlar, içeri almamız için kapımızı çalar dururlar. Kimi resmi dairelerin kapıcıları oranın müdüründen, şefinden daha forsludurlar. "Yasak, hemşerim!" dediler miydi, kapıyı kimse açtıramaz onlara. Aklımız başımıza yumurta kapıya gelince gelir. Yoksullar çalışmak için el kapılarına düşerler, iş ve işçi bulma kurumunun kapısında bekleşirler. Kapıyı büyük açanın geleni gideni çok olur. Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır. Bir kişinin gönlünü edebilmek için önce bir kapı yapılır, oradan içeriye girmeye çalışılır. Tavlada kapı almak vardır. Kısmetsiz kişi hangi kapıyı çalsa duvar olur. Bab-ı Âli yüksek kapı demektir. Devlet kapısıdır. Herkes giremez o kapıdan. Rüşvet, amca, dayı, torpil anahtarları kapı açmakta birebirdirler...

    Kadınlar kapı önünde muhabbet etmeye bayılırlar. Yazın sıcak havalarda kapının önüne oturur, orada konuşurlar. Gündüz neyse ama gece konuklarını uğurlarken, tam o sırada akıllarına bir şey gelir, yarım saat de kapı önünde konuşur, gülüşürler; rahatsız olan var mı diye hiç düşünmezler. Bu kötü âdet bir türküde şöyle dile getiriliyor:

    "Duvarda elek mi olur
    El kızı melek mi olur
    Kör olası kaynana
    Kapıda halek mi olur?"

    Halek: kapı önü konuşması

    Kadınların en çok sevdiği kapı komşu kapısıdır. Kimileri tek kapıyla yetinmezler; akşama kadar kırk kapının ipini çekerler! Uzak akrabalara "dış kapının mandalı" denir. Bir bilmecede karpuz: "Allah yapar yapısını, kul açar kapısını" diye tanımlanır. Kapıyı kapamasını unutanlara, "Sizin evde kapı yok mu?" diye sorulur. Çingenelerle, "Bir topan ekmek, kapı kapı gezmek" diye alay edilir. Dilenciler, "Hadi başka kapıya!" diye kapıdan çevrilirler. Tembel öğrenciler okulun ön kapısından değil de arka kapısından çıkarlar...

    Yaptığını beğenmediğimiz kişileri kapının önüne koyarız. Laftan anlamayanlara ne desek kapı gıcırtısı gibi gelir. Haber kovalayan gazetecileri ve bizden çıkar umanları kapıdan kovsanız bacadan girmeye çalışırlar. Müşkül duruma düşenlerin yüzlerine bütün kapılar kapanır. Kızdıklarımıza, "Mahkeme kapılarında sürün inşallah!" diye beddua ederiz. Karakol kapısına düşmekten çok korkarız. Bizde kapı ve kapılı yerler pek çoktur. İşte bazı kapılar: Han kapısı, bahçe kapısı, demir kapı, tahta kapı, hastane kapısı, mahkeme kapısı, okul kapısı, gümrük kapısı, banka kapısı, karakol kapısı, ekmek kapısı...

    İstanbul'da kapılı yerle epeyce bir yer tutar: Topkapı, Edirnekapı, Çatladıkapı, Parmakkkapı, Azapkapı, Bahçekapı, Kumkapı, Yenikapı...

    Tuvalet kapıları tosunların yazmaktan hoşlandığı kapılardandır. Atalarımız, "Allah gümüş kapıyı kaparsa altın kapıyı açar", "Çalma kapıyı, çalarlar kapını", Borçtan korkan kapısını büyük açmaz", Deveci ile görüşen kapısını büyük açmalı", "Hırsıza kapı baca olmaz" demişlerdir. Cehennem kapısı herkese açıktır. Kendine güven he kapıyı açan bir anahtardır. Toplu yaşanan yerlerde temizliğin ilk şartı herkesin kapısının önünü temiz tutmasıdır.

    Bir şarkıda, "Gönül kapım açıktır, çalmadan gir içeri" diye sesleniliyor sevgiliye. Özdemir Asaf da, "Kim o deme boşuna/ Benim ben/ Öyle bir ben ki gelen kapına/ Baştan başa sen" diyor. Hikmet Gülay, "Aç Gönül Kapını" şiirinde şöyle yazıyor:

    "Vur kapılara zincirleri
    Açılmasın/ Dertler ardında kalsın
    ...
    Yeni bir kapı aç
    Huzura mutluluğa
    Yeni bir köprü kur
    Barışa kardeşliğe
    Aç gönül kapılarını
    Sevmeye sevilmeye."

    Dağlarca ustamız, "Açık Kapılar Toplantısı" şiirinde diyor ki;

    "Kapı örtülmek içindir
    Açık kapı eşittir
    Açık yürek
    ...
    Sözünde durmak demektir kapı olmak"

    Mehmet Salihoğlu, "Mutluluk" şiirinde kitabın bütün kapıları açtığını vurguluyor:

    "Kitapların durduğuna bakmayın
    Öyle sessiz ve durgun raflarda
    Onlarda da nice bir güzellik var
    Duygumuzda, düşüncemizde
    Kitapla açılır bütün kapılar."

    Yunus Emre, odun toplarken eğrileri almaz, doğru ve düzgün olanlarını seçermiş. Gülmüşler, "Sanki eğri olanlar ocakta yanmayacak mı, kendini böyle niye yoruyorsun?" diye sormuşlar. Emre, "Bu kapı doğruluk kapısıdır, buradan odunun bile eğrisi geçemez" diyerek onları susturmuştur. Oysa günümüzde, özellikle politika kapısından eğriler geçiriliyor, doğru olanlar dokuz köyden kovuluyorlar. Yunus'un kapı önünde yatma olayı da ders vericidir. Dergâha kırk yıl hizmet ettiği halde, erdiğine, piştiğine inanmıyor, boşuna zahmet çekmemek için kaçıyor ama yolda pişman olup geri dönüyor. Nasıl özür dileyeceğini düşündüğünü gören şeyhin karısı ona dergâhın kapısının önünde yatmasını söylüyor. "Şeyhin gözleri iyi görmez, içeri girerken ayağı takılınca bana 'kim o?' diye sorar. Ben de Yunus, derim. Hangi Yunus derse bil ki seni defterinden silmiştir. Hemen çek git ama 'Bizim Yunus mu?' derse ellerine sarıl" diye akıl öğretiyor. Yunus denileni yapıyor, saatlerce kapının önünde yatıyor. Şeyhi gelip de, "Şu bizim Yunus mu?" deyince dünyalar onun oluyor...

    Oysa günümüzün gençleri değil kırk yıl, kırk gün sonra ustalaştıklarını sanıyorlar, burunlarından kıl aldırmıyorlar, sakalların değirmende ağartmamışları küçümsüyorlar.

    "Açıl susam açıl" diyelim, açalım sevginin, dostluğun kapılarını ardına dek;
    Ancak böyle güzelleşir evrenimiz ve gerçek güneşiyle aydınlanır gelecek.

    Erhan Tığlı
    erhantigli@mynet.com


    Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


    10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
    3 Kahveci oy vermiş.

     


    Yazdırmak için tıklayınız.

     


     Kahveci : Şehrazat Ufuk


    YAĞMUR, VEFALI DOST

    Bir yağmurda tanışmıştık seninle. Bir yağmurda göz göze gelmiştik ilk defa. Ve bir yağmurda değmişti ellerin ellerime beni ürperterek. Nereden bilebilirdim ayrılığımızın da yağmurdan geleceğini. Ah yağmur, vefasız tanık aşkımıza…

    Sen yokken de yağmurla baş başa kalırdım. Buğulanan cama ismini yazardım ve gülümserdim o camda kendime. Seni düşlerken bulurdum kendimi. Hayaller kurardım yalnızca benim bildiğim. Kurduğum düşleri kimsenin bilmemesi hoşuma giderdi.

    Bazen birileriyle konuşurken gizlice seni düşünmenin verdiği tarifsiz mutluluk ve sır. Dinlemediğimi anlamasınlar diye arada bir başımı sallardım. Bir iki alakasız laf ederdim. Dinlediğimi sanırlardı. Fakat dinlemezdim. Seni düşlerdim içten içe…

    Şimdi ayrılık geldi. Seni düşünüyorum yine. Bu sefer hüznümü saklıyorum insanlardan ve içime akıttığım gözyaşlarımı.

    Yağmur da biliyor artık neyin ne olduğunu ve ben de yağmuru biliyorum. Ona vefasız dememe rağmen en vefalı dostumun o olduğunu. Hani diyordum gözyaşlarımı akıtıyorum diye. Yağmur gizliyor gözyaşlarımı. Kendi evladı misali kendi damlaların arasına sıkıştırıyor gözyaşlarımı. Minnettarım yağmura, vefalı dostuma…

    Şehrazat Ufuk


    Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


    8,008,008,008,008,008,008,008,00
    5 Kahveci oy vermiş.

     


    Yazdırmak için tıklayınız.

     


    H.Tugay Madanoğlu

     Kahveci : H.Tugay Madanoğlu


      Kof Korkular

    biz kimiz bile
    demekten aciziz
    yaşıyoruz günübirlik
    bir kelebek misali
    günü kurtaranın egemen olduğu bir dünyada
    düşünmüyoruz
    çünkü korkuyoruz
    düşüncenin
    egemen olmasından bedene korkuyoruz
    düşüncenin isteğiyle
    ütopyalarımızın peşinde koşmaktan korkuyoruz
    ve korkuyoruz
    bedenin son bulmasından
    günün adamlığı peşinde koşmak için
    kesiyoruz birilerinin önünü
    ve hiç bitmeyen bir yarışın
    kulvarları arasında
    amacımızı bilmeden koşuyoruz
    hiç istemeden varmak bir yere
    dinlenmek
    yaşamak kardeşce
    barışmak
    bize yıllardır kırgın olan doğayla
    barışmak bizden korkan
    dünyanın diğer sakinleriyle
    ve yine barışmak
    dalga geçilirmişçesine
    insanları uyutmanın
    değişmez metası
    tanrıyla.
    ve korkuların en değişmezi
    birlik olmaktan dahi korkuyoruz
    tek bilek olabilmekten
    ve bu bilekle
    vurabilmek masaya yumruğumuzu
    -buraya kadardınız
    diyerek
    göstermek
    korkuların kofluğunu
    ve göstermek
    değişmeyenin değişim olduğunu...

    H.Tugay Madanoğlu


    Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


    9,339,339,339,339,339,339,339,339,33
    3 Kahveci oy vermiş.

     


    Yazdırmak için tıklayınız.

     


     Kahveci : Hilal Bayram


    ALA OD

    Minnacık bir pencereden bakmak hayata… Sigaramın dumanını üfledim havaya doğru, bir yandan da penceremden sadece bir kısmı gözüken bahçeyi seyrettim. Bir an at gözlüğü takmışım gibi bir duyguya kapıldım ve bir elin boğazımı sıktığını hissettim. Bir sahne belirdi gözlerimin önünde. Şu anda uzaktan izlediğim ama bir o kadar tanıdık…

    Ufacık bir odaydı… Kokusu; sigara ve parfüm… Hala burnumda. Sesler… Kahkahaları yanımda atılıyormuş gibi duyabiliyorum. Kız kalkar yatağın üzerinden ve gayri ihtiyari bir hareketle sigarasını yakar. Pencereye takılır gözü. Sadece bir kısmı gözüken sokağı izlemeye başlar. Başkahraman dolar kollarını kızın beline ve o bir kısmı görünen sokak manzarası olur gözlerinde bir deniz, bin bir deniz…

    El hala boğazımdaydı sanki ve o kadar yavaş hareket ediyordu ki! Gözlerimi kapadım arkamdan o tanıdık kollar dolandı yine, boynumda dudaklarının sıcaklığı. O koku; parfüm ve sigara…

    -Gevreeeeeek, simitçiiiiiiiiii!

    Bu sesle gözlerim hemen bahçeye döndü. Boş, bomboş..

    Olmayan deniz manzarasıyla kıkırdarken simit sesiyle acıktığını hissetti kız ve hemen simit, peynir, çay üçlüsü kuruldu sofraya. O hareket alanı olmayan odada mutluydu kız. İstiklal geldi aklına; o özgür ruhuyla, o herkesi kabul eden kahpeliğiyle. Burnunun direkleri sızladı özlemle, ama sevgilisine bir bakışıyla silindi aklından o cümbüş. İstanbul'u hiç görmemişti sevgilisi; hoşlanmıyordu da, kalabalık diyordu hep. Ama bilemezdi ki İstanbul'un havasını bir kere alan bir daha rahat nefes alamazdı O'nsuz. Anlattı kız; bıkmadan, usanmadan. Neydi amacı bilmiyordu ama anlattı işte. Sevdi mi çocuk bilmiyordu, hiç de öğrenemedi. Ama dinledi; ilgiyle, sevgiyle, sonuna kadar kesmeden dinledi. Sözü bitince sarıldı kız, sıkıca, İstanbul'a sarılır gibi. Şimdi deniz, parfüm ve sigara kokusu doldu burnuna. Dudaklarına uzandı çocuğun İstanbul'u öper gibi öptü: özlemle, hasretle, burnunun direkleri sızlayarak… Sarıldı, öptü. Öptü, sarıldı!

    "Durup dururken içimde bir şeyler kopup tıkıyor boğazımı,
    Durup dururken sıçrayıp kalkıyorum yarıda bırakıp yazımı,
    Durup dururken rüya görüyorum bir otelde, holde, ayakta,
    Durup dururken çarpıyor alnıma kaldırımdaki ağaç,
    Durup dururken bir kurt uluyor aya karşı bahtsız, öfkeli, aç,
    Durup dururken yıldızlar inip sallanıyor bir bahçede, salıncakta,
    Durup dururken mezardaki halim geçiyor aklımdan,
    Durup dururken kafamda bir güneşli duman,
    Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne
    Ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne..."
    demişti Nazım. Merak etmeden duramıyorum aynı duyguları mı hissettik acaba; yıllar önce o, yıllar sonra ben.

    Durup dururken girmemiş miydi zaten kızın hayatına. Ansızın, balıklama… Kız ne diyordu "Fazla melankolik!" Âşıktı çocuk başkasına ve dert ortağı yapmıştı kızı kendisine. Anlatıyordu pişmanlıklarını kıza, akıtıyordu gözyaşlarını kızın kalbine. Kız nereden bilecekti ki o gözyaşları bir derya olacak kalbinde, nereden bilecekti ki çocuğun pişmanlıkları kendi pişmanlıkları olacak. Hiç pişman olmadığı pişmanlıkları. Her defasında açtı omzunu çocuğa onunla ağladı, onun gülmesine vesile oldu yine her defasında. Dudaklarını, dudaklarına her değdirdiğinde akıttı içindeki neşeyi ona. Onun gözyaşları kızda bir derya olurken, kızın neşesi çocukta gökyüzünün sınırlarına ulaşıyordu.

    Ne demişti çocuk "Hayat verdin bana, yaşam kaynağımsın!" Bilmiyordu ki o hayata döndükçe kızdan bir şeyler kopuyordu, akıp gidiyordu zaman kavramında. Yanındaydı ya yetiyordu kıza, yüreğini vermişti ona, yüreğindeki odaların her kapısını açarak. El eleydi sevdiğiyle kız, sıcaktı hava ama umurunda değildi yine. Ta ki… Karşıdan göründü kız, güzeldi hakkını yememek lazım. Sevdiğinin sevdiği, bunu çocuğun gözlerinden anladı. Kaldırım sallandı altında ama fark etmedi çocuk. Kız yine baktı o çok sevdiği bal elası gözlere, bal gözlere… Akmayan gözyaşları duruyordu orada, içine akıtıyordu besbelli. Yine kucak açtı kız sevdiğine, yine sarıldı, öptü onu.

    Pencerede ikinci sigaramı yakmışım, dumanın içinden anılarım göz kırpıyor. O en acı anı… Sevdiğimin gözlerinde sevdiğini görmek ve ona yine kucak açmak… Şimdi olsa yine sarılır mıydım ona, öper miydim? El sıkmaya devam ediyor olanca şiddetiyle!

    Gelmişti işte sevdiğinin doğum günü. Şatafata gerek var mıydı ki? Bir şişe şarap en kırmızısı kızın aşkı gibi kıpkırmızı, iki kadeh sevgisi gibi şeffaf… Bu sürprize bile ağladı çocuk. İlk defa mutluluktan yine kızın omzunda… İlk defa sevgilisinin farkına vardı belki de, çünkü kız ilk defa kendini gördü çocuğun gözlerinde. Bir âşık olarak değil belki, ama değerli. Ve yine ilk defa kız o kan kırmızısı şarabın tadına sevdiğinin dudaklarında baktı, yine İstanbul'u öper gibi içi sızlayarak! Yıllar sonra anlayacaktı ne kadar önemliymiş çocuk için; yıllar sonra hala o şarabı anlattığında çocuk, anlayacaktı kız, yıllar sonra…

    Hiçbir zaman pişman olmadım ki yaptıklarımdan şimdi niye bu üzüntü, niye çağırıyorum sigara dumanlarımın içinden anılarımı ve o el niye sıkıyor hala boğazımı? Kaç yıl geçti? Onu tanıyalı 7 yıl, onu kaybedeli 3 yıl belki de 4 hatırlamıyorum. Âşık mıyım hala? Cevabım kesin: Hayır! O zaman niye bir daha öyle olmadı hiç kimse, o özelliğe niye ulaştırmadım kimseyi? Niye o bal gözlerden sonra kapadım yüreğimin odalarını?

    Hayalperestti çocuk. Ne demişti? "Gidelim buralardan! Benimle gel!" Kız gerçekçiydi, güldü geçti sadece, kalbinde çocuğun gözyaşları. Kendi gözyaşlarını akıtmaya daha zaman vardı, bekliyordu. O gün kahvaltıda hediyesi Bülent Ortaçgil olmuştu çocuğun: Bu sabah yalnız uyandım sensiz olmaz, sensiz olmaz… İşte orada ağladı kız, ilk defa döktü çocuktan emanet aldığı gözyaşlarını. Bu sefer çocuk sarıldı ona, açtı kucağını, öptü: Uzun, yavaş, şefkatle… Hangi şehir gibi? Bilemedi kız, hiç öğrenemedi.

    Yeter! Attım üçüncü kez yaktığım sigaramı elimden, son dumanın içindeki anılarıma bir öpücük gönderdim, kavradım boğazımdaki elin bileğini, çektim çıkardım boğazımdan! Pişmanlık yok, aşk yok içimde. Yıllar sonra ilk defa bu kadar yoğun anılar. Ama yeter! Yıllar önce sana veda etmiştim, şimdi anılarıma elveda! Yok, ne derdik biz? Hoşçakal…

    Hilal Bayram


    Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


    9,939,939,939,939,939,939,939,939,939,93
    14 Kahveci oy vermiş.

     


    Yazdırmak için tıklayınız.

     


     Dost Meclisi


    Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır.
    Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır.
    Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir.
    Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-))
    Kahve Molası bugün yaklaşık 6.000 kahvecinin posta kutusuna ulaşmıştır.


     


     Tadımlık Şiirler


    Yüreğinde Kurşun Kütlesi

    Gidişiyle nefessiz kaldı
    Bıraktığı sessizlikte
    Küçüldü aysız gecenin
    Derin karanlığında
    Sesi geldi uzaklardan
    Balıkçı teknesinin
    Keskin kokusu
    Yaktı boğazını
    Tuzlu denizin

    Sakladı yağmur bulutları
    Tek tük yıldızları
    Soğuk hava ısırdı
    İnce yanaklarını

    Gözlerinde ürkek kuşlar
    Yüreğinde... Yüreğinde
    Kurşun kütlesi
    Islak, solgundu kumsal

    Kara kocaman bir boşluk
    Azgındı köpüklü dalgalar

    Düş Kuruyor Gece ' adlı kitabımdan - Ocak 2008 -

    Hatice Bediroğlu

    Yazdırmak için tıklayınız.

     


     Biraz Gülümseyin



    KMTV Sunar...

     


     Kıraathane Panosu



    Polygon Web Studio


    Yazarlarımızın Kitapları


    Merih Günay
    "Martıların Düğünü"

    Nesrin Özyaycı
    "Işık -II-"


    Temirağa Demir
    "Her kardan Adam Olmaz"


    Şadıman Şenbalkan
    "Şehit Analarımızın Çığlıkları"

    Hatice Bediroğlu
    "Düş Kuruyor Gece"

    Cüneyt GÖKSU
    Serpil YILDIZ

    "KÜBA - SARI SICAK BİR PENCERE"

    Merih Günay
    "HİÇ"

    Feride Özmat
    "Yanlış Zaman Hikayeleri "

    C.Eray Eldemir
    "Uzak İklimler"

    Temirağa Demir
    "Edepli Fahişeler"

    Ellerin Söylüyor Sonsuzluğu
    Feride Özmat
    "Ellerin Söylüyor Sonsuzluğu"

    Nesrin Özyaycı
    "ÖLMESEYDİ"

      Yitik Ada Günceleri
    Feride Özmat
    "Yitik Ada Günceleri"
     


    İstanbul için Son Hava Durumu
    ISTANBUL ISTANBUL
    Ankara için Son Hava Durumu
    ANKARA ANKARA
    İzmir için Son Hava Durumu
    IZMIR IZMIR
    Kaynak: http://www.meteor.gov.tr


     


     Damak tadınıza uygun kahveler






    http://kahvemolasi.ourtoolbar.com/
    Beklenen Araç Çubuğu hizmetinizde:-)) Kahve Molası Araç Çubuğu (Toolbar) gelişmeye açık olarak kullanıma açık. Bir kere download edip kurmanız yeterli. Bundan sonra ki tüm güncellemeler gerçek zamanlı olarak tarayıcınızda görünüyor. Kahve Molası'nın tüm linklerine hızla ulaşabildiğiniz gibi, Google Arama, KM'den mesajlar ve en önemlisi meşhur "Dünden Şarkılarımız" artık elinizin altında. Sohbet için özel chat bile olduğunu eklemem gerekir. Son derece güvenilirdir. Virüs içermez, kişisel bilgi toplamaz. Bizzat tarafımdan pişirilip servise konmuştur. Yükleyip kullanın, geliştirmek için önerilerinizi yollayın.

    GOM Player 2.1.21.4846 Released [2009 11/05] / Windows / 5.77 MB http://app.gomplayer.com/gom/GOMPLAYERENSETUP.EXE
    Bilgisayarınızdaki tüm media oynatıcılarının yerini almaya namzet bir Media Player. Gerekli codecleri kendisinin arayıp bulması gibi özellikleri var. Hemen her çeşit medyayı rahatlıkla izleyebiliyorsunuz. Ve bedava. Mutlaka yükleyip kullanın derim.

    VLC media player for Windows / V.1.0.3 / 17 MB
    http://www.videolan.org/
    İçinde tüm codec kütüphanesini barındıran açık kaynak bir oynatıcı. Bilgisayarınızın olmazsa olmazlarından biri. mp4, mov, mkv dahil hemen her formatta filmi izlemenize olanak sağlıyor. İndirin seveceksiniz.

    7-Zip 4.65 (2009-02-03) for Windows / 913 KB
    http://www.7-zip.org/
    Winzip, Winrar gibi sıkıştırma programlarının tek alternatifi. Sadece zip ve rar formatlı dosyaları değil, hemen her çeşit sıkıştırılmış dosyayı açan, minik ama süper bir "Open Source" programı. Kendi formatında yaptığı sıkıştırmanın üzerine yok. İsterseniz zip olarak ta sıkıştırma şansınız var. Hemen indirip kurun, sonra da bana şükredin.

     


    KAHVE MOLASI ABONELERi Google Grubuna üyesiniz. İlginize teşekkür ederiz.

    ABONELiKTEN AYRILMAK İÇİN :
    KM-abone+unsubscribe@googlegroups.com
    (Gönderdiğiniz mesajın abone olduğunuz adresten gittiğine emin olunuz.)

    ÜCRETSİZ ABONE OLMAK İÇİN :
    Google Gruplar KAHVE MOLASI ABONELERi grubuna kayıt ol
    E-posta:


    Arkadaşlarınıza önermek ister misiniz?


    Uygulama : Cem Özbatur
    2002-23©KAHVE MOLASI - Her hakkı saklıdır. Yayın İlkeleri

     






    Arkadaşlarınıza önerir misiniz?

    Yazılarınızı buradan yollayabilirsiniz!



    SON BASKI (HTML)

    KAHVE YANINDA DERGi

    Hoşgeldiniz
    Arşivimiz
    Yazarlarımız
    Manilerimiz
    E-Kart Servisi
    Sizden Yorumlar
    KÜTÜPHANE
    SANAT GALERiSi
    Medya
    İletişim
    Reklam
    Gizlilik İlkeleri
    Kim Bu Editör?
    SON BASKI (HTML)
    YILDIZ FALI
    DÜNÜN
    ŞARKILARI





    ÖZEL DOSYALAR

    ATA'MA MEKTUBUM VAR
    Milenyumun Mandalı
    Café d'Istanbul
    KIRKYAMA
    KIRK1YAMA
    KIRK2YAMA
    KIRK3YAMA
    ZAVALLI BİR YOKOLUŞ
    11 EYLÜL'ÜN İÇYÜZÜ
    Teröre Lanet!
    Kek Tarifleri
    Gezi Yazıları
    Google
    Web KM




    Don't Speak
    No Doubt









    Fincan almak ister misiniz?
    http://kmarsiv.com/sayilar/20100405.asp
    ISSN: 1303-8923
    5 Nisan 2010 - ©2002/23-kmarsiv.com