Oy kullan



Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 6 Sayı: 1.245

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 3 Temmuz 2007 - Fincanın İçindekiler



 



 Editör'den : Ellemeyin ekmeğime!..


Merhabalar,

Benim dükkanda televizyon çekmiyor. Çaresiz radyo ile idare ediyoruz. Dinlediğimiz de müzikten ziyade haber ve haber programlar. Hadi reklamı olsun, NTV açık sabahtan akşama. Gündem seçim olunca, programların da %70'i seçimle ilgili oluyor haliyle. Bölge haberleri oldukça renkli, mesela bir ildeki bağımsız aday yana yakıla haykırıyor; "Kadın sömürüsünün önlenmesi için yıllardır çalışıyorum tek bir kimsenin dikkatini çekemedim. Ben de kalkıp bir yerel radyoda, 18 yaşını geçen erkeklere genelev bedava olacak dedim, reyting patlaması yaşadım." Güler misin ağlar mısın? Arada kısa kısa haberler de veriliyor. Bir tanesini duyunca beni hıçkırık tuttu. Şu anda sorumluluğu elinde bulunduran Tarım Bakanlığı bir kararname ile ekmeğin gramajını ve fiyatını serbest bırakmaya hazırlanıyormuş. Denetimi de meslek odaları yapacakmış. Allah sizi inandırsın aklıma hemen Unakıtan bakan geldi. İşsiz çocuğu kaldı mı diye düşündüm. Kuş gribi dediler, adam sıvı yumurta ile köşe oldu, şimdi de ekmek fabrikası mı kuracaklar acaba diye aklımdan geçirdim inanın. Zaten küçüle küçüle sandviçe dönen ekmek somunlarımz üzerinde iyi bir tezgah planlıyorlar besbelli. Bunun tek anlamı var, mahalle fırınlarının canına okumak. Belediyeler tarafından işletilen heyhula fırınlara yenilerini katıp, ekmekte de bir tekel oluşturmak. Neden derseniz, mahalle fırını nasıl başetsin büyük üreticiyle? Fiyatı da gramajı da onlar belirleyecek, bizim Kardeşler Fırını ona ayak uydurmaya çalışacak. Seçim öncesi bu açıklamayı yapmakta da nasıl bir behis olabileceğini düşünüyor düşünüyor ama içinden çıkamıyorum. Bir de korkuyorum. Şimdi bunlar ekmek tekelini de bünyelerine alınca, konjonktüre göre, istediklerinde içine şap, gerektiğinde libido artırıcı pekmez katarlarsa vay halimize. Oynamayın arkadaş benim fırından yeni çıkmış, dumanı üstünde pambuk gibi ekmeğimle. Fakir fukaraya yeni uğraşlar hiç çıkarmayın. Hoşçakalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur








Yukarı


 


Ardan Zentürk

 A'dan Z'ye : Ardan Zentürk


   Orhan Doğan'dan Akın Birdal'a 1991'i sorgulamak...

DTP bağımsız Diyarbakır adayı Akın Birdal, Türkiye’deki Kürt hareketinin bağımsızlıkçı olmadığında, aksine tam demokraside ve çağdaşlık rotasındaki Türkiye’nin bir parçası olmakta kararlı olduğunu da vurguluyor...

Orhan Doğan’ı, Türkiye’nin en çalkantılı döneminde, 1991 Meclisi’nde tanımıştım... Hani, Erdal İnönü liderliğindeki SHP’nin büyük bir siyasi cesaret ile DEP’li milletvekillerini kendi listesinden Ankara’ya taşıdığı dönem...

Hatta, dönemin koalisyon ortakları Süleyman Demirel-Erdal İnönü ikilisinin bölgeye kadar birlikte gidip, “Kürt realitesini tanıyoruz” açıklamasını yaptıkları çok özel günler...

...Ve Leyla Zana’nın Meclis kürsüsünden edeceği bir yemini anlamsız bir gösteriye dönüştürüp, geleceğe dönük sağlıklı diyalog çabalarını daha başında budadığı garip olaylar anaforu...

Orhan Doğan’ ın anılarımızda yer ettiği esas görüntü, 17 Mart 1994 günü, meclisin dokunulmazlıklarını kaldırmasından hemen bir-kaç dakika sonra, hem de meclis bahçesinde gözaltına alındığı, beyaz bir Renault araca başından itilerek adeta tıkıldığı sahnedir...

1991 yılında güneydoğu sorununa herkesin kabul edebileceği bir ortak çözüm bulma kaygısıyla başlatılan süreç, 1993’te Özal’ın ölümü, Demirel’in cumhurbaşkanı olması, İnönü’nün de 1994 yılında tek taraflı kararıyla siyaseti bırakmasıyla bambaşka bir ivme kazanmıştı. Dönem, Başbakanlık makamına oturan acemi bir ismin Tansu Çiller’in dönemiydi ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nde Mehmet Ağar, Genelkurmay Başkanlığı’nda ise Çiller’in “tak” diye söylediğini “şak” diye yapan Doğan Güreş vardı...

Orhan Doğan, her ne kadar PKK ile arasına kesin bir duvar koymasa da bana her zaman sanki, diğer cezaevi arkadaşları Leyla Zana, Hatip Dicle ve Sırrı Sakık’tan daha merkezde bir konumda görüntü vermiştir. Nitekim, arkadaşlarıyla birlikte 10 yıl kaldığı hapislikten çıkıp Diyarbakır’a büyük bir törenle girdiğinde beni görüp, yanıma kadar koşarak gelişini, sanki bin yıldır görmediği eski bir dostu görmüş gibi sarılıp hal-hatır soruşunu unutamam...

Belki de Türkiye, 1991-1994 yılları arasında şartları iyi kullanabilseydi, bugün durum daha farklı olabilir miydi?

Orhan Doğan’ın da lider kadrosunda olduğu DTP’nin Diyarbakır’daki yepyeni binasında, “bağımsız” aday Akın Birdal ile buluştuğumda aklımda bu soru vardı...

Akın Birdal, bir dönem yaptığı İnsan Hakları Derneği (İHD) Başkanlığı sırasında Türk kamuoyundan sert tepkiler toplamış, hatta bu tepkilerin gölgesinde 12 Mayıs 1994 tarihinde uğradığı silahlı saldırıdan da bir mucize eseri olarak kurtulmuş bir isim...

Sorum üzerine “Hiç bir şey 1991’de olduğu gibi olmayacak” diyerek başlıyor söze...”1991 yılının çok özel koşullarıyla bugünü karıştırmanın gereği yok. Bizler, bu bölgeden seçilen bağımsız milletvekilleri olarak Ankara’ya, Türkiye Cumhuriyeti’nin milletvekilleri olarak geliyoruz.” diye devam ediyor...

Birdal’a göre, “Kuzey Irak macerasından uzak duran” Erdoğan çok akıllı siyaset yürütüyor... Bölgeye yapılabilecek bir askeri müdahalenin Türkiye sınırları içinde ciddi gerginlikler yaratma potansiyeli yüksek...Bu, Barzani-Talabani ikilisinin Türkiye sınırları içindeki Kürtler üzerinde etkili olmalarından kaynaklanmıyor: “Barzani-Talabani iki aşiret lideri. Irak’ın şartları böyle. Türkiye’de ise aşiretlerin giderek zayıfladığı, okumuş-yazmış kentli gençlerin güneydoğu siyasetine ağırlık koyduğu, Türkiye’nin gelişim doğrultusunda feodilitenin bu topraklardan temizlendiği bir dönem yaşıyoruz. Böyle bir ortamda aşiret liderleri değil, Türkiye’nin güçlenen demokrasisi başka coğrafyaları etkiler, ne yazık ki, kendine aydınım diyenler bile bu gerçeği göremiyor...”

Birdal, Türkiye’deki Kürt hareketinin bağımsızlıkçı olmadığında, aksine tam demokraside ve çağdaşlık rotasındaki Türkiye’nin bir parçası olmakta kararlı olduğunu da vurguluyor...

Zaman... En yüce hakimdir... Göreceğiz...

Ardan Zentürk


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
2 Kahveci oy vermiş.

 


 



 Kahveci : Nejat Güç


ÜLKEDE KRİZ VARDI

Patron vermiyordu aylığını..Ülkede kriz vardı....Herkesi işten çıkartıyorlardı.Kendisi daha çalışıyordu . Fabrika kapanmamıştı.Maaşını bugün alamadıysa haftaya ya da önümüzdeki aya alırdı.Bu kriz hep böyle devam edemezdi... İyi zamanlar güzel günler mutlaka gelecekti.

Adam karısına haftalardır bunları anlatıyordu.Çok zor günler yaşıyorlardı...Dibe neredeyse vurmuş, bütün kredileri tükenmiş, borç alınacak kapılar yüzlerine kapanmıştı.Kendileri için neyse de kızına üzülüyordu.Daha sekiz yaşındaydı...Ona yoksulluğu anlatmak zordu.Krizi, ülkenin durumunu, işsizliği, patronun sıkışıklığını bilemezdi ..Arkadaşları yarın bayramda yeni giysiler, pırıl pırıl ayakkabılar giyerken kızına ne derdi, sorduklarına ne cevap verirdi. En sonunda dayanamadı adam,

- Hadi hazırlan dedi karısına kırık dökük bir sesle . Kızı da giydir.

- Nereye gidiyoruz

- Topkapı'ya...Belki üzerimize uygun bir şeyler bulabiliriz.

Puslu bir İstanbul sabahıydı...Havada dondurucu bir soğuk vardı.Gök kurşuni renkteydi.Savaş arabalarına benzeyen iri gövdeli bulutlar, adeta bütün gökyüzünü örterek ağır ağır sürükleniyorlardı.

Sokağa çıktılar.Kadın, kocası ile kızının elinden tuttu. Paraları yoktu, belki yoksuldular ama mutluydular...Ali bazen onları uzak kıyılara götürür,hep birlikte denizi, martıları, kızkulesini, balıkçıları, vapurları seyrederlerdi. Kimi günler kağıt helva ,sütlü mısır alırdı onlara. Başkalarına hiç benzemezdi ..Bir gün olsun ona bağırmamış, tek kötü laf etmemişti...Geceleri Ali filmlerdeki gibi kendisini uzun uzun öper, her yanını okşayıp, kokusunu içine çeker, adeta yüreğini bırakırmışçasına sevişirdi onunla. Ali'nin kızlarına anlattığı masalları, kendisine söylediği o bir başka kelimeleri nereden bulduğunu bilemezdi. Hala kocasına aşıktı, deli gibi seviyordu onu...

Minibüsle kısa bir yolculuktan sonra Topkapı'ya geldiler.Ali, yol boyu başını cama yaslayıp fakirliğini, çıkışsızlığını, şimdiye kadar dertten ve sıkıntıdan başka bir şey veremediği karısını, geleceği neredeyse şimdiden çizilmiş küçük kızını düşündü. Artık onların yüzüne bakamıyordu Kanadı, kolu işte öylesine kırıktı....

İstanbul'un en büyük bitpazarı, Topkapıda Bizans zamanından kalma yıkık surların dibinde kurulurdu. Arife günü olduğu için pazarda pek rastlanılmadık bir kalabalık vardı...Her taraf delik deşik kazılıydı..Önceki akşam yağan yağmurdan sonra kazılı toprak, çamura dönüşmüştü.Kimi satıcılar soğukta ısınmak için kocaman kamyon lastikleri yakmıştı. Çamurlara bata çıka, tezgahların arasında gezen kalabalık, lastiklerden tüten pis kokulu kara bir dumanın içinde bir görünüp bir kayboluyordu

Ali karısının elini sıkıca tuttu.Önce yüzlerce, binlerce giysinin, çantaların, kemerlerin üst üste yığıldığı bir tepeciğin yanında durdular.Satıcının bir kadın mı yoksa erkek mi olduğu anlaşılmıyordu.Bulduğu bütün atkıları, hırkaları sabah ayazında her yanına dolamıştı...Yığınlara eğilmiş insanlar, eski elbiseleri, çantaları eşeliyor, kendilerine uygun bir kaç parça bulmaya çalışıyorlardı.

- Bir çantaya ihtiyacım vardı dedi kadın... Bu nasıl.

- Yeniye benziyor diye cevap verdi Ali, titrek bir sesle. Karısıyla, hiçbir zaman iyi, rahat bir hayat yaşatamadığı o iyi yürekli kadınla gözgöze gelmemeye çalışıyordu.Onun da kendi gözlerine bakamadığını farketmişti. Karı koca sanki gizli bir utancı, dayanılmaz bir hüznü paylaşır gibiydiler.

- Hiç kullanılmamış gibi... .Alalım istiyorsan, hem ihtiyacın da varmış...

Bir parası olsun, kriz bir bitsin, ülkenin durumu bir düzelsin patron belki birikmiş maaşlarının hepsini verirdi kendisine....Karısına o zaman en güzel, en şık çantaları alacaktı, gel diyecekti İstiklal caddesine, şişliye, akmerkeze gidelim, sonra ışıklar içerisindeki yanıp sönen vitrinlere bakacak, yürüyen merdivenli o kocaman mağazalara girip dolaşacaklardı... Ne istersen al, beğendiğini seç, sen bunu hakettin diyecekti...

Karısı " Kıza da bir ayakkabı bakalım " dediğinde Ali düşlerinden sıyrılıverdi..Kurşuni renkli iri bulutlar çoğalmıştı.Pus sanki yere daha da yaklaşmış gibiydi.Ara sıra kar mı, yoksa bir yağmur damlası mı olduğunu anlayamadığı tek tük taneler, esen sert rüzgarda savrularak uçuşup çamurlara düşüyorlardı.

Biraz ilerleyip başka bir tepeciğin yanına vardılar.Çeşit çeşit, yüzlerce ayakkabı karmaşık bir biçimde yere dökülüvermişti.Ali bir an ürperdi...Sonra çömelip kendi gibi, aynı kendine benzeyen insanlarla beraber bu yığını eşelemeye başladı.Karısı ve kızı tam arkasında onu dikkatle izliyorlardı.

Önce bir iki ayakkabı buldu.Kimini beğenmedi çocuk, bazısı da ayağına olmadı.En nihayet, adeta yeni gibi görünen kelebek tokalı, kırmızı bir ayakkabıya rastladı.Kızına gösterdi...Çocuğun gözleri ışıdı ansızın, o kırmızı papuçları görünce...Annesi eğilip ayağına giydirdi, baktı.Tam gelmişti...

Ali ayakkabının diğer tekini aramaya başladı.Ama bir türlü bulamıyordu. Şimdi, sulu sepken bir kar yağıyor, yerdeki çamurların üzerini belli belirsiz beyaz bir tabaka hızla örtüyordu.Alinin elleri hem soğuktan, hem de yığının içine girip çıkmaktan morarmıştı.

- Bunun tekini bulamaz mıyım dedi Ali satıcıya...

- Ne desem boş diye cevap verdi ne bir kadına ne de bir erkeğe benzeyen satıcı . " Oluyor böyle bazen . Burası dükkan değil ki...Başka bir ayakkabı ara o yoksa "

Diğerlerini kızı beğenmiyordu.Aklı kırmızı ayakkabılarda kalmıştı.Sulu sepken kar iyice çoğalmıştı.Çocuk ansızın ağlamaya başladı... Kadın yere diz çöküp çaresiz kalmış kocasına dokundu ve fısıltıyla

- "Hadi gidelim" dedi "Üşüdük. Üzülme öteki bayrama alırız bir şeyler.Hayatımız hep böyle devam edecek değil ya

Bir parası olsun, kriz bir bitsin, ülkenin durumu bir düzelsin patron belki ikramiye bile verecekti kendisine....Hadi gelin diyecekti, İstiklal caddesine, akmerkeze, beşiktaş çarşısına gidelim sonra vitrinleri ışıl ışıl yanıp sönen kocaman mağazalara girecekler, yürüyen merdivenlere binecekler, sonra da onlara ne isterlerse, en güzel en şık ayakkabıları, çantaları alacaktı.

Nejat Güç


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
1 Kahveci oy vermiş.

 


 


 Kahveci : Cihan Devrim Avunduk


SENİ SERMAYE YAPACAĞIM...

Seni sermaye yapacağım…

Kolay mı, kaç aydır, yıldır yatırım yapmışım sana !?...

Sen bilmeden sevmişim seni, o taa başlardan beri…

Sen o zaman başkasının kollarındaydın hala…

Ben o zamanlardan sevmeye başladım seni…

O zamanlardan başladım yatırıma;
uykusuz gecelere, anlamlı sandığım satırlara, yazılara, şiirler düzmeye…

Sonrasında geldin, benim oldun, ben oldun, senin oldum, sen oldum…

E ben durdum mu!? Yine çizdim, yine yazdım, yatırım devam etti vallahi de billahi de…

Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik, anlar geçti, günler geçti, haftalar, aylar geçti,
bir de dönüp arkama baktığımda, sen burada, ben orada…

Olmadı, olmazdı zaten! "Sen burada, ben de burada" olduk… Yatırım devam…

Bir yeni cilt daha, bir yeni beyaz sayfa, önce bir, sonra bir tane daha ve daha ve daha…

Yatırım devam… Sev babam sev, yaz babam yaz…

Özlemi yazdım, aşkı yazdım, sevgiyi, yazdım, umudu yazdım, hayali yazdım,
döndüm başa yeniden yazdım, habire yazdım, ha babam yazdım…

E şimdi diyorsun ki: "Aşk bitti" ! Haydaaaaa !!!???

Ben şimdi ne yapacağım ?

Ben seni, sen henüz benim olmadan sevmiştim !?

Ben seni, sen zaten başkalarının kollarındayken sevmiştim…

Sen şimdi başkalarının kollarındayken, ben seni artık sevmiyor muyum sanıyorsun !?

Ben hep, "bendeki seni" sevdim, seviyorum, seveceğim… Yapabileceğim bir şey yok.

Ben karar verdim;

en iyisi, bende kalan "bendeki seni" bir güzel ruhuma, beynime, yüreğime sermaye yapayım,

seni yazayım, seni çizeyim, sen şiirlerim ol...

Cihan Devrim Avunduk


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
2 Kahveci oy vermiş.

 


 


 Kahveci : Cihan Keyif


Şehitler "ölür" ve "yaşamaz" halkların kardeşliği…

Her gün sinir bozucu şekilde istikrarını devam ettiren iç savaş her iki taraftan da gencecik insanların ölüm haberleri ile ekranlarımıza konuk oluyor. Konukluğu son zamanlarda operasyon mu?, iç temizlik mi? tartışmalarıyla ekranlardan zihinlerimize taşıyor. Eğer mevcut ise hükümet ve ana muhalefetin liderleri bunun üzerinden ara sıra birbirlerine giriyor, bu tartışmalara başka partilerin liderleri de dahil oluyorlar. Ancak dikkatimizi yöneltmemiz gerektiğini düşündüğüm iki parti var bu durumda: MHP ve DTP

MHP ve DTP
Şimdi bu iki cenahtan insanlarda eminim aynı cümle içerisinde yan yana yer almaktan rahatsız olmuşlardır ancak amacım rahatsızlık vermek değil aksine her iki partinin de şapkayı önlerine koyup düşünmesini istemek.

Önce MHP'ye bakalım; DYP gibi merkez sağın kuvvetli partisinin hükümet dolayısıyla yıpranmış olmasına rağmen alamadığı tepki oylarıyla 1995 yılı seçimlerinde kıl payı kaçırdığı parlamentoya 1999 seçimlerinde %17,98 oy oranı ve DSP'den sadece 7 milletvekili az sayı ile 129 sandalye sahibi 2. parti olarak girdi. 28 Nisan 1999 yılında FP ve DYP'yi dışarıda bırakan DSP-MHP-ANAP hükümetinin önemli ortağı olarak hükümetteki yerini aldı. MHP vaatlerinin aksine 16 Şubat 1999'da Kenya'dan Türkiye'ye getirilen Apo'nun yargılanması hariç hiçbir şey sağlayamadı. Temel doktrinleri olan Turancılığın en büyük düşmanı gördükleri AB'ye uyum ve üyelik için gerekli tüm koşulların konuşulmasına yönelik Helsinki Zirvesi yine kendilerinin iktidar ortağı oldukları süreç içerisinde gerçekleşti. Hükümetin sağlığı için soğukkanlı liderleri Devlet Bahçeli gerçekten büyük uğraş verdi. Demirel'in cumhurbaşkanlığı süresinin dolmasından sonra da aynı uyumu A.Necdet Sezer'in üzerinde uzlaşmada da gösterdiler. Böylece MHP neredeyse hiç onaylamadığı hatta belki de planlamadığı birçok olumlu işin altına imzasını attı.

MGK'nın sivilleştirilmesi gibi Türkiye demokrasisi için başka büyük hizmetleri de oldu ancak bunlar asla tabanına verdiği sözler değildi. Çünkü tabanı ondan Apo'yu "sallandırması"nı bekliyordu ama hükümet olmak vaat etmeye benzemiyordu. Sadece güneydoğu politikası üzerinden siyaset yapmanın cezasını hesapsızca ve plansızca atılan imzalarla beni ve demokrat binleri şaşırtan ve memnun eden, MHP tabanını memnun edememişti. Ayrıca durulan iç savaş MHP'yi slogansız ve politikasız bırakmıştı. Bunun hesabını da 2002'de parlamentoya giremeyerek ödediler.

Ancak son günlerde şiddetini artıran iç savaş MHP'nin yine söylem ve eylem sahibi olması ile sonuçlandı. Yine yitip giden fidanların cenazelerinde toplanan ülkücü gençler bildik tanıdık sloganlarla partilerinin seslerini duyurmaya başladılar; "Şehitler ölmez. Vatan bölünmez."

DTP
Şu an DTP kadrolarını oluşturan siyasetçiler HEP adıyla, 1991 seçimlerine SHP'nin onlara sunduğu tarihi fırsatı kullanarak bölge halkının büyük desteği ile parlamentoya girdiler. Leyla Zana ve Hatip Dicle gibi güçlü siyasiler çeşitli nedenlerle bu fırsatı iyi kullanamadılar SHP'den ayrışma ve sonrasında parlamentodan dışlanma süreciyle yitip gittiler. Aslında bu yitişin sebebi çok açık olarak görünmekte onlarda aynı MHP gibi sadece güneydoğuda yaşanan iç savaş üzerinden politika yapıyorlardı ve ülkenin genel sorunları hakkında ne siyaset üretecek yetiye ne de bu sorunların ne olduğuna dair fikirleri vardı. Üzerlerindeki baskıyı tabi ki göz ardı edemeyiz asla MHP kadar fikir hürriyetine sahip olamadılar ancak anlamsız inatları daha parlamentonun açılış günündeki yemin törenlerinde bile belliydi. Balık baştan kokmuştu.

Şimdi de demokrasiye darbe vuran barajı "bağımsız" - asla Ufuk Uras ve Baskın Oran kadar bağımsız olamayacak olan- adaylarıyla aşıp parlamentoya tekrar girme arzusundalar ancak yine bir siyasetleri yok. Yine aynı söylemlerle tabanına aynı vaatlerle geliyorlar; "Yaşasın halkların kardeşliği".

ASLINDA BERABER YÜRÜYORLAR
Her iki parti de etnik oylarla belirli başarılar sağlamış ve erk sahibi olduğu dönemlerin hiç birinde vaatlerini gerçekleştirecek bir alanı kendine yaratmak çabasında olmamış gibi görünüyor. Ayrıca her ikisi de bu gerçeği görmemek konusunda var olan inatçılıklarını koruyorlar. Her ne kadar DTP barıştan yana olduğunu söylese de artık etnik seçmeni hariç kimseyi inandıracak durumda değil. Etnik oylara talip olmak ve kimlik üzerinden siyaset yapmanın bu kozmopolit yapılı ülkede ne kadar zor olduğu aslında kolayca algılanabilir bir olgu.

O yüzden bu ülkenin etnik ayrıma değil bir arada yaşanılabilir bir toprak parçası olmaya ihtiyacı var. Silahı bir kenara bırakarak, iç yada dış operasyonları raflara kaldırarak, kimliksiz ama kişilikli bir siyaset olanağından bahsetmek gerekli. Barış ve insan haklarını belirli etnik gruplar üzerinden değil, sadece "insan" olmanın gerekliliği olarak konumlandıran bir siyasete ihtiyacımız var. Etnik sloganlara değil samimi barışçıl politikalara ihtiyacımız var. Bağımlı yada yalandan "bağımsız" adaylara değil fikir hürriyetine ihtiyacımız var. Savaşa değil ama barışa ihtiyacımız var, hem de çok.

Cihan Keyif


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


7,147,147,147,147,147,147,14
7 Kahveci oy vermiş.

 


 


 Dost Meclisi


Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır.
Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır.
Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir.
Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-))
Kahve Molası bugün 4.580 kahvecinin posta kutusuna ulaşmıştır.

Yukarı


 


 Tadımlık Şiirler


dibâce..

bana yeni cümleler kur;
yeni kelimeler,
yeni tamlamalar,
yeni deyimler..

bana yeni şiirler yaz;
yeni mısrâlar,
yeni dörtlükler,
yeni uyaklar..

bana yeni bir dünyâ kur;
kötülükleri içinden at,
güzellikleri yücelt,
değerleri yaşat..

Öyleyse kelimelerden başla işe..
koy önüne alfâbeni,
başla yazmaya..

A: Aşk
B: Barış
C: Cömertlik
Ç: Çağdaşlık
D: Dostluk
E: Edep
F: Fedâkarlık
G: Gayret
H: Hoşgörü
I: Islahat
İ: İlericilik
K: Kardeşlik
L: Liyâkat
M: Merhamet
N: Nâmus
O: Okumak
Ö: Özgürlük
P: Paylaşım
R: Riâyet
S: Sevgi
Ş: Şefkat
T: Tutarlılık
U: Uygunluk
Ü: Ümit
V: Vefâ
Y: Yoldaş
Z: Zorunluluk

PARA'nın yerine geçsin;
Paylaşım, Aşk ve Riâyet..

BÜYÜ'lensin gözlerimiz;
Barışın, Ümîdin ve Yoldaşların zaferiyle..

ÖLÜM'ün yerini alsın;
Özgürlük, Liyâkat, Ümit ve Merhamet..

bana yeni bir dünyâ kur;
kötülükleri içinden at,
güzellikleri yücelt,
değerleri yaşat..

yık ABD'yi,
kur yerine Aşkın, Barışın ve Dostluğun ülkesini..

elinin tersiyle it AB'yi,
yayılsın ülkemde Aşkın ve Barışın güzelliği..

sandığa göm AKP'yi,
hükûm sürsün Aşkın, Kardeşliğin ve Paylaşımın erdemi..

bana yeni bir dünyâ kur;
kötülükleri içinden at,
güzellikleri yücelt,
değerleri yaşat..

Alkım Saygın

 


 Bulmaca - Sudoku




SUDOKU bir mantık bulmacası. "Suji wa dokushinsha ni kagiru" nın kısaltılmış hali, "Sadece tek sayıya izin var." diye tercüme edilebilir.

Kuralı çok basit. Her boş kareyi 1'den 9'a kadar bir rakamla doldurmak zorundasınız. Ama karelere yazılacak rakamları öyle ayarlayacaksınız ki, her satırda, her sütunda ve 3 x 3 kareden oluşan her blokta 1'den 9'a kadar bütün rakamları kullanacaksınız.
Gitmek için tıklayın.
Kolay gelsin.



 


 Biraz Gülümseyin




KMTV Sunar...

Yukarı


 


 Kıraathane Panosu


İstanbul için Son Hava Durumu
ISTANBUL ISTANBUL
Ankara için Son Hava Durumu
ANKARA ANKARA
İzmir için Son Hava Durumu
IZMIR IZMIR
Kaynak: http://www.meteor.gov.tr

Yukarı


 


Akın Ceylan

 İşe Yarar Kısayollar


  Şef Garson : Akın Ceylan

Sıcak yaz günleri aldı başını gidiyor. Serinlemek için nerelere gideceğimizi bilemezken, bizi bir nebze olsun serinletecek soğuk bir şeyler ararız. İşte size hem doğal hem de sağlıklı bir içecek tarifi http://www.evyemegi.com/Icecekler/icetea.htm buzlu çay; yani namı değer ice tea. Hem sıvı ihtiyacınızı giderir hem de içinizi serinletir. Afiyet olsun efendim.

Bu kadarmı? Tabi ki değil. Serinlemek için doğal yöntemlerden bir tanesi de http://www.unilever.com.tr/ourbrands/beautyandstyle/morearticles/serinlik.asp web sitesinde anlatılıyor. Denemekte fayda var.

Size ortak program paylaşımı sağlayan bir program tavsiye ediyorum. Bu programı bilgisayarınıza kurduğunuzda ve internet bağlantınız sayesinde, bu programı sizin gibi kullanan binlerce kişiyle ortak program paylaşımı yapabileceksiniz. Yapmanız gereken öncelikle http://www.limewire.com/ web sayfasından programı indirip bilgisayarınıza kurmak. Paralı versiyon'u tavsiye etmesine rağmen kullanmak zorunda değilsiniz. Ben yaklaşık bir yıldır kullanıyorum ve herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Program sizden izin alarak paylaşım ağına bağlanacaktır. Daha sonra yapmanız gereken aranacak program veya doküman'ın adını yazarak aramayı başlatmak. Tarama sonuçlarında bulunan doküman'a ait tüm bilgileri ekranda görecek ve bilgisayarınıza indirmek istediğinizi çift tıklayarak indirmeye başlayacaksınız. İndirdikten sonrası size kalmış. Merak edenlere not: Bu program geçmiş dönemlerde yaygın kullanılan "napster" programının benzeri bir işleve sahip.

..Bir sarışın, bir kızıl saçlı ve bir esmer kadın çölün ortasında arabayla yol almaktadırlar. Hava korkunç sıcaktır. Arabanın motoru birden stop eder. inip baktıklarında, motoru tekrar çalıştıramayacaklarını anlarlar. Mecburen çölde uzunca bir yürüyüş yapmaları gerektiğinden, her biri arabadan bir şeyler alır… Fıkranın devamı için http://www.gulum.net/fikra/bolumler.php?op=goster&id=260

Yukarı


 


 Damak tadınıza uygun kahveler






http://kahvemolasi.ourtoolbar.com/
Beklenen Araç Çubuğu hizmetinizde:-)) Kahve Molası Araç Çubuğu (Toolbar) gelişmeye açık olarak kullanıma açık. Bir kere download edip kurmanız yeterli. Bundan sonra ki tüm güncellemeler gerçek zamanlı olarak tarayıcınızda görünüyor. Kahve Molası'nın tüm linklerine hızla ulaşabildiğiniz gibi, Google Arama, KM'den mesajlar ve en önemlisi meşhur "Dünden Şarkılarımız" artık elinizin altında. Sohbet için özel chat bile olduğunu eklemem gerekir. Son derece güvenilirdir. Virüs içermez, kişisel bilgi toplamaz. Bizzat tarafımdan pişirilip servise konmuştur. Yükleyip kullanın, geliştirmek için önerilerinizi yollayın.

Yukarı


 


KAHVE MOLASI ABONELERi Google Grubuna üyesiniz. İlginize teşekkür ederiz.

ABONELiKTEN AYRILMAK İÇİN :
KM-abone-unsubscribe@googlegroups.com
(Gönderdiğiniz mesajın abone olduğunuz adresten gittiğine emin olunuz.)

ÜCRETSİZ ABONE OLMAK İÇİN :
Google Gruplar KAHVE MOLASI ABONELERi grubuna kayıt ol
E-posta:


Arkadaşlarınıza önermek ister misiniz?


Kahve Molası MS Internet Explorer 5.0+ ve 800x600 Res. için optimize edilmiştir.
Uygulama : Cem Özbatur - 2002-07©KAHVE MOLASI - Her hakkı saklıdır. Yayın İlkeleri

 






Arkadaşlarınıza önerir misiniz?

Yazılarınızı buradan yollayabilirsiniz!



SON BASKI (HTML)

KAHVE YANINDA DERGi

Hoşgeldiniz
Arşivimiz
Yazarlarımız
Manilerimiz
E-Kart Servisi
Sizden Yorumlar
KÜTÜPHANE
SANAT GALERiSi
Medya
İletişim
Reklam
Gizlilik İlkeleri
Kim Bu Editör?
SON BASKI (HTML)
YILDIZ FALI
DÜNÜN
ŞARKILARI





ÖZEL DOSYALAR

ATA'MA MEKTUBUM VAR
Milenyumun Mandalı
Café d'Istanbul
KIRKYAMA
KIRK1YAMA
KIRK2YAMA
KIRK3YAMA
ZAVALLI BİR YOKOLUŞ
11 EYLÜL'ÜN İÇYÜZÜ
Teröre Lanet!
Kek Tarifleri
Gezi Yazıları
Google
Web KM




Sweet Dreams
Eurythmics









Fincan almak ister misiniz?
http://kmarsiv.com/sayilar/20070703.asp
ISSN: 1303-8923
3 Temmuz 2007 - ©2002/07-kmarsiv.com