Suyu Boşa Harcama



Yazılan,  Okunan,  Kopyalanan,  İletilen,  Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete Yıl: 6 Sayı: 1.276

Sisteme gir!

Merhaba Sevgili KM dostu, hoşgeldiniz!

 19 Eylül 2007 - Fincanın İçindekiler



 



 Editör'den : Waikato Times GYY zat-ı muhterem!..


Merhabalar,

Bugün siyaset yok magazin var dedik, sözümüzün eriyiz ama dün yayınlanan bir köşenin kısa irdelemesini yapmazsam da çatlarım.

Bir koca gazetenin, koca genel yayın yönetmeni (GYY), koca köşesinde laf olsun torba dolsun bir yazı yazmış. Bunu her köşeci yapıyor, sözümüz yok ama laf olsun diye de yalakalık yapılmasına insan içerliyor. Okumadıysanız şurayı tıklayıp okuyun da dediklerimiz boşa gitmesin bari. Beyefendi sanki Yeni Zelanda'da mukim bir zat ve Waikato Times'ın da genel yayın yönetmeni. Türkiye'yi 5 senedir televiyonlardan izliyormuş vurdum duymazlığında. El etek öpüp alkış tuttukları yöneticileri uyarma gereği duymuş saygın, sabık, tatlı su devrimcisi, genel yayın yönetmenimiz. Ufuktaki dini bir darbeden korkulması gerektiğini söylüyor. Bu darbeden en çok etkileneceklerin de mevcut AKP iktidarı olacağını ekliyor. Karga olsam güleceğim de, gülecek yerlerim sızlıyor. Sayın GYY, bizi kaz mı bellersiniz? Sebep olacakları olası darbeden darbecileri haberdar etmek ancak siz gibi yağdanlıkların işidir. Helal olsun size, helali hoş olsun.

Magazinden gene uzaklaştık ama azıcık didikleyelim isterseniz. Efendim, bilen biliyor ben iyi bir televizyon izleyicisiyim. Günde minimum iki maksimum üç saatimi TV önünde geçiririm. Sabahtan akşama kadar da, hadi söyleyeyim, NTV Radyo dinlerim. Bu dizi bolluğunda günde 1-2 diziyi kaçırmamaya özen gösteriyorum. Haftada yayınlanan 50-60 diziden 5-6 tanesini soluksuz seyrediyorum. Soluksuz lafın gelişi, aslında 100 gramlık günlük çekirdek istihkakımı yutarken arada soluk alıp veriyorum tabi. Geçen senden kalanlara, yaz sezonunda eklenenler dışında birkaç yeni dönem dizisini de koydum geçinip gidiyorum. Şu sıralar favorilerim, "İki Aile", "Kavak Yelleri", "Binbir Gece", "Benden Baba Olmaz", "Annem" ve tabi "Bıçak Sırtı". Hasbelkader sahne tozu yuttuğumdan mıdır nedir, ben biraz farklı gözle izliyorum dizileri. Senaryo elbette önemli ama kadro, ortaya koydukları oyunculuk beni daha fazla cezbediyor. Seyrederken çıkardığım nidalardan da bu anlaşılır zaten. "İşte aktör", "Muhteşem oynadılar ya!", "Olmamış be kardeşim",vb. lafları sık sık ederim örneğin. Favorilerim arasına son katılan "Bıçak Sırtı" sizi de heyecanlandırmıyor mu? Hepsinin iyi birer oyuncu olması bir yana, küçük oynayarak büyümeyi becerdikleri bir uzun metrajlı film haline getirmişler diziyi. İlk bölümde Vildan Atasever, Nejat İşler ve Erkan Can'ın parkta oturup konuştukları bir sahne vardı, hatırladınız mı? Harikaydı. İyi işler hemen göze çarpıyor. Mesela bu favorilerin arasına girmesi muhtemel "Menekşe ile Halil", "Zeliha'nın Gözleri" ni de unutmamak lazım. Daha bir sürü var biliyorum ama ben ancak seyrettiklerimi söyleyebiliyorum. Eminim sizlerin de favori listesi farklı farklıdır. İşte kanallar da her zevke uygun bir dizi yayınlayabilmek umuduyla kanal başına 10-12 diziyi aynı anda kullanıyorlar. Hem sektör ekmek yiyor hem de biz daralan dünyamızı genişletme olanağı buluyoruz, fena mı?

Dün Beşiktaş talihsizdi, umarım bu akşam şans Fenerbahçe'den yana olur. Yarın görüşmek üzere hoşçakalın.

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur








Yukarı


 


 Kahveci : Serra Topal


KABUK KULLANMA KILAVUZU

eğer vücut diliniz kekeme değilse,
onun yanında üzerinize giymek için bir kabuk gerekir.

en ilkel tepkileri verir onca yıllık itaatkar bedeniniz,
bir kara gözlük lazım size,
"o acayip kokumu duyacak yine."

kaçırıp gözlerinizi, yerlere bakın.
"bu yerlerde o yürürken hiç ses çıkarmaz,
hep korkuturdu seni."
peki, masaya bakın o zaman.
"bu masa yeni, o seçmişti, eskiden burada duranı o koyu maviye
boyamıştı.
ayaklarını da yeşile.
boyalı ellerini aldırmadan öpmek istemiştin."
kaçır, kaçır gözlerini, pencereye bak bari!
"bir kere nasıl da çarpmıştı başını pervaza. ah sakardır o.
ikidebir düşer."

son anda ellerine bakıverince, bellek konuşur:
"ne kadar değişiyor elleri?"
hemen kendi ellerinize bakın. bellek susar.

sizden ona ışıklı bir sevinç akmaması için,
ağzınızı dikin.
ellerinizi bağlayın, mektuplarda hüküm sürmesinler.

kalp atışına benzeyen kısacık yazısında, dünyanın en büyük sırrı
vardır:
ne yazılmışsa sadece onu demek istediği!
ona gizlice siz ruh eklersiniz.

Serra Topal


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


9,259,259,259,259,259,259,259,259,25
8 Kahveci oy vermiş.

 


 


 Katran Kahvesi : Ayşe Coşkun


Sonbahar Kitabı

Merhaba,

Halimiz aheste bir kırlangıç uçuşu bu sabah…

Günler hızlanıyor gibi değil mi? Bak eylülün de ortasına geliverdik işte. Sonrasında karanlıklar prensi bir kış gelir, hepimizi pelerinin içinde yoğun bakım hastaları, mumyalar gibi gezdirir durur kaç ay. Sonrasında ucundan pırtlatır ama bahar, baharın gelecek olmasını şimdiden arzulamak, olsa olsa şu geçen zamanın yorgunluğundan olsa gerek. Acıklı bir Türk filmi gibi halimiz, kendimiz izleyip kendimize üzüldüğümüz.

Dün vakıftan çıkarken, gene can sıkıntısı gene biraz buhranla, kapatırken bilgisayarı birden içimden bir şiir geçti. Aslında önce Hakan Günday geçti. Ama yazmadı adam, yazmıyor. O söylese ben yazsam hiç olmadı diyeceğim ama sustu, küsmüş olamaz, biliyor olmalı bir yerlerde gözlerini açmış aç bir kurdun okumak üzere onun kaleminden çıkacakları deliler gibi beklediğini. İçimden dileklerken ben o bir yerden duyar mı acaba. İlle yalvarmak mı lazım bilmiyorum ki...

Ama işte bazen bir şeyler olmayınca başka bir şeylerin oluşuna vesile oluyor. Bu cümleyi yazmamış olmayı dilerdim aslında ben ama yazmış bulundum ve silince hiç yazılmamış olmayacak ki. Biraz sonra bir yerde, demin böyle bir cümle kurdum ben diye anlatırsam zaten gecikmeli bir anlamsızlığa dönüşecek yüzü yazının. Yazının her yeri içi dışına çıkmış bir nevresim gibi zaten, battaniye altımızda ve biz titreyerek uyuyoruz üzerimizde bir çarşaf parçasıyla. Oysa hava da soğumadı o kadar. İçimizdeki sevgisizlik mi üşütüyor bizi bu kadar. Birbirine sırtını dönüp uyuyan bir çiftin soğukluğu olmalı bu. Oysa biz sırnaşıp da sarılıp birbirimize, nefes alması güçleşinceye kadar sarılmaların uykusundaydık. Ama bir üşüme var hala içimizde. Bir çaresizliğin üşümesi olsa gerek bu. Uyandırılmaya kıyılamayan bir yanağı öperken çıkan mırmırıklı sesin ürperişi.

Neyse, ben istiklalde yürürken ve tüm o yemek kokuları arasında önüme gelen tüm kitapçılara girip içinde bıçak, kemik, kan, katil geçen tüm kitaplara biraz sahtekâr bir alıcı gözüyle bakarken bir şey esindi içimde. Esnedi de gibi ama değil. Hiçbir kitabının güzel olmadığı kitapçılardan çıkıp ki bunların içinde çok yeni açılmış bir tanesi vardı ki toplasan zaten içinde en fazla 50 kitap vardı. Amca kendi kitaplığını satıyor olsa gerek, alıp da ne okuy'cam kardeşim deyip hani sanki. Kitaplar pahalıydı ve oldukça boktandı. Çıktım oradan da, içeride ağırından bir klasik müzik çalıyordu ve insanlar kitap okuyan herkesi klasik müzik dinliyor sanıyorlardı ve benim iç ve orta kulaklarımda Pearl Jam Jeremy söylerken bilmiyordum az sonrasında Jenny okurken bu anı hatırlayacağımı.

Ben bunları yazarken gönderme içeriğiyle mi yazıyorum yoksa bir anlatı mı kendine sığmayan bir taşkından?

O büyük kitapçının raflarında yeni basım kitapların arasında ve sanki kabı biraz daha kıvrılmış Anemon'u görüp, renginden vurulup ve sonrasında tırnak diplerimde bir jilet çizgisini izleyip üstünü alırken paranın. Şiirin indirimi de pek hoş, turfanda şiir gibi oluyor böyle, bilemezsin.

Sonra o en pembeli kırtasiyede normal, ama gerçekten normal bir kurşun kalem almaya çalışırken, fosfor yeşillerden, turunculardan, pembe silgililerden ve barbi bebeklilerden. Kırmızı, tepesinde siyah bant olan bir kurşunkalem özlemiyle yanıyordum ve elimde bir uzun hayal kırıklığıyla çıkıp, üzerine kendini çok sevimli zanneden, büyümüş de küçülmüş bir kızın oturduğu kalemden ölesiye nefret ederken…

Koşarak yetiştiğim vapurun çeyrek aralığından dalıp, çay içmeye oturacak bir yer bulamayıp, burnumu dayayıp sayfalarına, mis kâğıt kokusu, işe bu rahiya bayıltır ruhu.

İçimde eteğinde ziller çalan bir kız çocuğu var, mırıltılı bir türkü söylüyor, hiç tanımadığı için bunca geciktiğini bildiği, tanıyınca birden, bu yaratının tesadüfüne sevindiği.

Sayfa sayfa dokunmuş kelimelerin yolculuğunda eskitmek için gözlerini, açıyor kapağını, tarih atıyor ilk sayfasına.

Savruluyor içinden hiç bilmediği zamanlar...

Ayşe Coşkun


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
2 Kahveci oy vermiş.

 


 


 Genç Kahveci : Hakan Güngör


KIZ ÇOCUKLAR ÇAMURDAN YEMEK YAPAR, KARİYER DEĞİL

Hani bir hormon var ya, atlar salgılamıyormuş. O yüzden de yorulduklarını farkedemiyorlarmış. Hormonun adını unuttum, araştırmaya da üşendim. İşte o hormonu çocukların da salgılamadığını düşünüyorum. Tek fark, atlar koşup koşup sonunda çatlayarak ölüyorlar, çocuklar ise insanı sinirden çatlatıyorlar, sonra kötekle sakinleştiriliyorlar(!).

Erkek çocuklar, kız çocuklardan daha bilinçlidir, kimse karşı çıkmasın. Evcilik oynarken, erkek çocuk, evin erkeği olarak çalışması gerektiğini bilir. Evden çıkar, dışarıda kamyonuyla birşeyler yapar, yorulur, akşam eve döner. Ama kız çocuklar, hani büyüyünce kariyer, ekonomik bağımsızlık, diye esip gürleyenler, evcilik oynarken asla erkek çocuğa, "Ben de çalışacağım. Hani eşitlik?" demez. Ot, çöp, su ve çamurla yemek yapar ama erkekten yardım istemez. Asla kırmızı elbiseli bebeğini erkeğe verip "Şu çocukla azıcık da sen ilgilen" demez.

Kadınlar birden bilinçlenir. Kadınlar yıllar geçtikçe şuurlanır. Erkekler ise tam tersi. Yıllar geçtikçe mevcut şuur kaybolur gider bizde. Kadınlar düzenli bir evrim süreci geçirirken biz ters evrimin kollarındayızdır. En küçük örnekle biz erkekler kıllı insanlar haline geliriz. Küçükken, boynuna masa örtüsü asıp kaldırımlarda koşuşturan velet gidiverir bir yerlere ama nereye bilmem. Yerine erkek adam çok gülmez (bkz. karı gibi gülmek) felsefesi gelir. Bazılarımız yııllar geçtikçe barbarlaşır.

Olmadık konularda, zaman israfı yaparken unutuvermişim kadın vekil sayısının 48 olduğunu. Yine de az ama daha önce durum felaketti. "Kadınlara değer verilsin, onları meclise alın" zırvalıkları ise hiç umrumda olmadı. Bu ne demek yahu! Bir kadının meclise girmesi için neden erkeklere yalvarmak gereksin ki? Kadınlar mecliste azsa, bu kadınlar meclise girmeyi pek istemediği içindir. Yabancı kadınları bilemem ancak Türk kadını neyi isteyip de yapamamış Allah aşkına. Dünya'nın başka bir yerinde "Siyasete bulaşmak" diye bir deyim var mı bilmiyorum. Bizim memlekette siyasete böyle bakılır. Kadınlar da böyle düşündüğü için vekil olmak konusunda hevesli değiller anlaşılan. Bizim okulda kadın öğretmen sayısı fazla. Kadın doktor sayısı çok. Polis kadınlar her yerdeler. Taksici kadınlar, market işleten kadınlar, memur kadınlar, gazeteci kadınlar vs... Demek ki kadınlar istediklerini, yapıyorlarmış. İstedikleri meslekte erkeklerin önüne geçebiliyorlarmış.

Dönelim çocuklara. Kız çocuklar, daima birkaç bebeğe sahiptir, erkek çocuklar da doktor olma hırsına. Yıllar geçer. Aynı kız, şuurlu bir hale gelip, önce kariyer der. Bu onun bilinçlendiği, sadece çocuğa bakan bir birey olmak istemediğini gösterir. Çünkü onun yapacak farklı şeyleri de vardır. Ama erkek çocuk, ah o erkek çocuk, Allah o erkek çocuğu nasıl biliyorsa öyle yapsın, yıllarını doktorluk yapıp kızları muayene ederek geçiren erkek çocuk, sonra, okumaz, top peşinde koşar, ebeveyn dellendirir. (Bu satırları yazarken niye bu kadar sinirlendim anlamadım ama neyse)

Erkek nüfusun fazla olduğu yer gidilesi, görülesi bir yer değildir. Nerede kadın vardır, orası güzeldir. 48 vekil hepimize hayırlı olsun. Ama yetmez, o ayrı.

Hakan Güngör


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


8,178,178,178,178,178,178,178,17
6 Kahveci oy vermiş.

 


 


 Kahveci : Banu Aksoylu


PRAG

Serin, puslu bir hava ile karşıladı bizi, Prag. İstanbul'un kavuran sıcağından sonra içimizdeki hafif ürperti hoşumuza gitti ama orada olacağımız 3 gün boyunca havanın böyle kapalı olmamasını diledik elbette. Yağmurun, görmek istediğimiz yerleri görmesine engel olmasını istemiyorduk.

Panoramik şehir turumuza başlamak üzere yola koyulduk. Sözde rehberimizin, "efendiiim" ile başlayan cümleleri ile kraliyet sarayının ana kapısına geldik. Tarihinde "krallık" olan diğer ülkelerde gördüğümüz manzaradan çok farklı bir görüntü ile karşılaşmamıştık. Yine de daha ilk saniyelerde başlayan "masal dünyası içine çekilmekte olduğumuz hissi", güçleniyordu.



3 gün boyunca kimi zaman "Hansel ve Gratel" in, kimi zaman da "Alice Harikalar Dünyasında" nın kahramanları olduk. Rengarenk binaların çiçeklerle süslenmiş pencereleri, kocaman bir pastanın üzerindeki çilekleri anımsatıyordu. Zamanında kesilen kafaların anısına köprünün üzerine dikilmiş heykellerin hikayelerini dinlediğimizde ise gözlerimiz açıkken görmekte olduğumuz rüyalardan sıyrılıveriyorduk. Şehrin sokaklarında dolaşırken; yaşadıklarını hikaye kıvamında anlatan ninelerin derin çizgileri ile hikayeleri şaşkın bir coşkuyla dinleyen torunların merakları arasında gittik geldik.

Tarihin belki de en acılı günlerinden nasibini almış meydanlarla buralara çıkan sokaklardaki dünyaca ünlü markalara ev sahipliği yapan dükkanlar arasındaki sessiz uyum insanı hayretlere sürüklüyordu. Pastaları andıran binaların, haşmetli kilisilerin, insanı yüz yıllar öncesine götüren köprülerin eskimiş ama tertemiz yüzleri yaşanmışlıklarını saklamaya çalışmıyordu. Sadece gün kararıp, zaman geceye döndüğünde kendisini unutmaya niyetleniyor gibiydi Prag. Kanatsız melekler, tek tek her yere dokunup bütün yaşanmışlıkları bir kaç saatliğine şehrin ortasından geçen nehrin sakin sularına gömüp, fıkır fıkır bir ışık kümesi oluşturuyordu.

Prag....



Prag, mutsuz, ümitsiz bakışlı halkına layık olmaya çalışan bir prenses gibi... Yılları içmiş, sessiz, gururlu ve kendinden emin... Bütün güzelliğinin farkında ama Paris'in soğuk, kibirli güzelliğine hiç heves etmemiş, kraliçeliğe özenmemiş. Yılları içmiş, ışıltılı, neşeli.... Yıllara meydan okuyan tazeliğinin farkında olmasına rağmen Barcelona'nın karmaşık, hareketli, dinmek bilmeyen rengarenk çılgınlığına öykünmemiş. Hep sıcak, dingin, onurlu; biraz ürkek, temkinli ve öksüz.

Gerçek bir Pamuk Prenses gibi Prag... Geceleri; bal kabağından arabasına binip en canlı renklere akan heyecanlı çocuk, gündüzleri yaşanmışlıkları farkındalığa dönüştüren, kendisini göreni büyüleyen güzelliğini sessizce hatta biraz da utanarak yaşayan, vakur kadın......

Banu Aksoylu


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


9,339,339,339,339,339,339,339,339,33
9 Kahveci oy vermiş.

 


 


 Kahveci : Nuran Karakaya


TOZLU ALBÜMLER ... !

Sizi gidi albümler sizi, kimi büyük, kimi küçük, renk renk, boy boy... Kiminiz solmuş, eskimiş, kutular içinde saklasam da üzerinizde ince bir toz... Sanki yılların yorgunluğu üstünüze sinmiş...

Nedense kendimi suçlu hissettim size karşı. İhmal edilen, arayıp sorulmayan yaşlı insanlar gibi sizlerde ilgilenilmeyen; bir köşeye atılan değersiz eşyalar gibi gözüktünüz. Terk edilmiş, hatta bana kırgınmışsınız gibi geldi...

Tozlarınızı alıp, her birinize ayrı ayrı dokunurken beni affettiğinizi düşünmek istiyorum.

Sayfaları çevirirken hayata - hayatıma - hayatlara baktım. Hepsinden başka başka pencereler açılıyor; Anılar beynime üşüşüyordu. Farklı zamanlar, mekanlar, farklı tatlar, hatta kokular bile geliyordu burnuma gülümseten; Örneğin Aslım'ın 2. yaş gününde apartman komşum can Ülker'imin portakallı keki masada arzı endam ediyor. Başka bir resimde kızlar halıda karşılıklı oturmuş elleriyle oyun oynuyor, ağızlar açık, belli ki şarkı söylüyorlar... Başka bir resim ise 17-18 sene öncesinden ; Acıbadem'de ki evimizin salonu, uzun dikdörtgen yemek masası (oyunlarımızda çok işe yaramıştı o masa :) ve de altında bendeniz ve kızlarım... Hepimiz oyunun ciddiyetine kaptırmışız kendimizi. O günkü oyunu dünmüş gibi hatırlıyorum: Otelcilik... (Bu arada çocukları meşgul etmek, oyalamak için böyle şeyler icat ederdim. Aferin bana, iyi taktikmiş :)

Anımsıyorum da; bu oyunda ben otel sahibiydim. Kızlar da otel sakini, görevliler falan... Ama meşgul edeyim derken çok kaliteli ve neşeli zamanlar geçirdik çocuklarla. Restoran-Okul- Kamp hayatı(masanın etrafını çarşafla çevirmiştim,orası çadırımız olmuştu) ne kadar eğlenip gülmüştük....Hayatımın penceresinin birinden aklımda kalanlar...

Şimdi anılardan zamana dönüş yaparken bir soru takılıyor kafama? Küçük, büyük resimlerde hep gülen yüzler, poz verme telaşları (ben dahil) Herkeste her an ''çok mutlu'' pozu... Bu durum yaş almakla, senelerle mi ilgili acaba? Çünkü yeni resimlere dikkat ettim de, tebessüme dönmüş çoğu...

Sizi gidi albümler sizi, iyi ki varsınız...... Bence bu evin en değerli eşyaları sizlersiniz. Çok ama çok önemlisiniz siz ... Bebeklik, çocukluk, gençlik, yaşam, hayatın pencereleri ; kısaca bir ömürsünüz...

Teknoloji ağzı ile kuş tutsa da ( cd ler, kameralar, cep telefonları, vs...) yerinizi hiçbir şey dolduramayacak...

Sevgili Tozlu Albümler ! Sizler hep bizle kalın, sizi ihmal ettiğim için de beni affedin...

Nuran Karakaya


Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?


8,438,438,438,438,438,438,438,43
7 Kahveci oy vermiş.

 


 


 Dost Meclisi


YORUMLARINIZI GALERiMiZDEKi iLGiLi BÖLÜME BIRAKABiLiRSiNiZ.
Yorumlarınız için bekleriz.

Fotograf : Gülendam Oğuz

Kahveci dostların tüm eserlerini KM SANAT GALERİSİ'nde görebilir,
dilerseniz duygu ve düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.

<#><#><#><#><#><#><#>

Kahve Molası, siz sevgili kahvecilerden gelen yazılarla hayat bulmaktadır.
Her kahveci aynı zamanda bir yazar adayıdır.
Yolladığınız her özgün yazı olanaklar ölçüsünde değerlendirilecektir.
Gecikme nedeniyle umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur:-))
Kahve Molası bugün 4.580 kahvecinin posta kutusuna ulaşmıştır.

Yukarı


 


 Tadımlık Şiirler


Esaret

Kudretinden şüphe edilmez bilirim
Esaretinde yaşamaya devam ederim
Ağlarken başlamış ziyaretim
Ağlatarak bitirmek olmuş veda edişim.

Söze hacet yoktur
Bu upuzun bir yoldur
Elim kolum bağlanmış
Bu gece gönül iyice dağlanmış.

Sebebini bilmeden geldim fani diyara
Boğulmuştum kan kırmızı göz yaşlarına
Herkes için geniş bir mekanda
Bir ömrü yaşıyordum dar bir tabutta.

Sırrına henüz eremedim
Lutfuna mashar olup olmadığımı bilemedim.
Umut var mı?
Belki bir gün güleceğim.

Haki Naz

 


 Bulmaca - Sudoku




SUDOKU bir mantık bulmacası. "Suji wa dokushinsha ni kagiru" nın kısaltılmış hali, "Sadece tek sayıya izin var." diye tercüme edilebilir.

Kuralı çok basit. Her boş kareyi 1'den 9'a kadar bir rakamla doldurmak zorundasınız. Ama karelere yazılacak rakamları öyle ayarlayacaksınız ki, her satırda, her sütunda ve 3 x 3 kareden oluşan her blokta 1'den 9'a kadar bütün rakamları kullanacaksınız.
Gitmek için tıklayın.
Kolay gelsin.



 


 Biraz Gülümseyin




KMTV Sunar...

Yukarı


 


 Kıraathane Panosu


ben.sen.o@kahveciyiz.com

Böyle bir adresiniz olsun ve Google rahatlığıyla kullanayım diyorsanız, adınızı soyadınızı ve kullanmak istediğiniz kullanıcı adını editor@kmarsiv.com adresine yollayın. Hemen alıp 2GB kapasite ile kullanmaya başlayın. Neye benzediğini gmail.com adresi kullanan arkadaşlarınıza danışabilirsiniz.

Tamamen ücretsiz, sadece siz kahvecilere özel.


İstanbul için Son Hava Durumu
ISTANBUL ISTANBUL
Ankara için Son Hava Durumu
ANKARA ANKARA
İzmir için Son Hava Durumu
IZMIR IZMIR
Kaynak: http://www.meteor.gov.tr

Yukarı


 


Akın Ceylan

 İşe Yarar Kısayollar


  Şef Garson : Akın Ceylan

Günlük hem de 14 günlük hava durumu bilgisi için http://www.havadurumu.com.tr/ web sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Kişiselleştirebilme özelliği sayesinde, istediğiniz şehri belirleyip hem hava tahmin raporunu alıyor, hem de belirlediğiniz sayfayı giriş sayfanız yapabiliyorsunuz. Ben detaylı inceleyip saymadım ama 10.000'den fazla şehrin hava tahmin bilgisine ulaşmanız mümkün görünüyor.

Mp3 uygulamasının yasallığı tartışılmaya devam ediyor etmesine ama, bir yandan da kaynak sayıları günden güne artmaya devam ediyor http://music.download.com web sayfası mp3 indirmek isteyen ve bilgisayarına herhangibir program yüklemek istemeyenlerin yeni gözdesi olmaya aday. Siz yine de güvenilir kaynakları kullanarak ve emeğe saygı göstererek müzik marketlerden cd temin etmeye devam edin.

İşte bu da bizden, yani Türkiyeden bir internet radyo hizmeti http://www.yurttansesler.com Sadece Türkçe müzik dinlemek isteyenlerin beğeniyle tercih edeceklerine inandığım bir platform. hazırlayan arkadaşların ellerine sağlık. klasik internet radyo mantığıyla çalışan bu yapıda, verdiğiniz oylarla kendi profilinizi belirliyorsunuz.

İnternet üzerinde video paylaşım uygulamaları iyice arttı ve aldı başını gidiyor. http://www.izlesene.com/ bunlardan en çok izlenen yerli web sayfası olma özelliğine sahip olanı. Popüler videolar kısmını özellikle tavsiye ediyorum

Yukarı


 


 Damak tadınıza uygun kahveler






http://kahvemolasi.ourtoolbar.com/
Beklenen Araç Çubuğu hizmetinizde:-)) Kahve Molası Araç Çubuğu (Toolbar) gelişmeye açık olarak kullanıma açık. Bir kere download edip kurmanız yeterli. Bundan sonra ki tüm güncellemeler gerçek zamanlı olarak tarayıcınızda görünüyor. Kahve Molası'nın tüm linklerine hızla ulaşabildiğiniz gibi, Google Arama, KM'den mesajlar ve en önemlisi meşhur "Dünden Şarkılarımız" artık elinizin altında. Sohbet için özel chat bile olduğunu eklemem gerekir. Son derece güvenilirdir. Virüs içermez, kişisel bilgi toplamaz. Bizzat tarafımdan pişirilip servise konmuştur. Yükleyip kullanın, geliştirmek için önerilerinizi yollayın.

Yukarı


 


KAHVE MOLASI ABONELERi Google Grubuna üyesiniz. İlginize teşekkür ederiz.

ABONELiKTEN AYRILMAK İÇİN :
KM-abone-unsubscribe@googlegroups.com
(Gönderdiğiniz mesajın abone olduğunuz adresten gittiğine emin olunuz.)

ÜCRETSİZ ABONE OLMAK İÇİN :
Google Gruplar KAHVE MOLASI ABONELERi grubuna kayıt ol
E-posta:


Arkadaşlarınıza önermek ister misiniz?


Kahve Molası MS Internet Explorer 5.0+ ve 800x600 Res. için optimize edilmiştir.
Uygulama : Cem Özbatur - 2002-07©KAHVE MOLASI - Her hakkı saklıdır. Yayın İlkeleri

 






Arkadaşlarınıza önerir misiniz?

Yazılarınızı buradan yollayabilirsiniz!



SON BASKI (HTML)

KAHVE YANINDA DERGi

Hoşgeldiniz
Arşivimiz
Yazarlarımız
Manilerimiz
E-Kart Servisi
Sizden Yorumlar
KÜTÜPHANE
SANAT GALERiSi
Medya
İletişim
Reklam
Gizlilik İlkeleri
Kim Bu Editör?
SON BASKI (HTML)
YILDIZ FALI
DÜNÜN
ŞARKILARI





ÖZEL DOSYALAR

ATA'MA MEKTUBUM VAR
Milenyumun Mandalı
Café d'Istanbul
KIRKYAMA
KIRK1YAMA
KIRK2YAMA
KIRK3YAMA
ZAVALLI BİR YOKOLUŞ
11 EYLÜL'ÜN İÇYÜZÜ
Teröre Lanet!
Kek Tarifleri
Gezi Yazıları
Google
Web KM




Cecilia
Simon & Garfunkel









Fincan almak ister misiniz?
http://kmarsiv.com/sayilar/20070919.asp
ISSN: 1303-8923
19 Eylül 2007 - ©2002/07-kmarsiv.com